Son Mühür / Gökmen Küçüktaşdemir Son Mühür TV'deki Sıcak Bakış programına katılan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Bayram Yılmaz, Dokuz Eylül Üniversitesi'nin İzmir ve Türkiye'de çok önemli bir kurum olduğunun altını çizerken, üniversitenin başarıları ve kazanımlarından da söz etti.
Yapılan yeni çalışmaların titizlikle devam ettiğini söyleyen bayram günümüz eğitim modelinde modern teknolojilerin önemine ve yapay zekaya vurgu yaptı. Dokuz Eylül yapısının tematik olmadığını ve çok yönlü bir şekilde adeta bir yaşam merkezi halini aldığını belirtti.
Bayram Yılmaz'ın sözleri şu şekilde:
“Her şeyden önce ben, 9 Eylül Üniversitesi’nin yeni rektörü olarak görev yaptığım için kendimi hakikaten şanslı hissediyorum ve gurur duyuyorum. 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi, Tıp Fakültesi bugün 48. kuruluş yıl dönümünü kutlamış. Üniversite tarihinden daha eski bir geçmişe sahip. Yaklaşık olarak 1060 yatak kapasitesi olan, fakat bu kapasiteyi tam kullanamadığımız bir yapıdan bahsediyoruz...
Şunu söyleyeyim; ben göreve başladığımda, yaklaşık 20 ay önce, üniversitemizin acil hizmetlerinde sarı ve yeşil alan açıldı; ancak ertesi gün bu alanlar kapatıldı ve bu durum gündem oldu... Bazen bir krizden büyük bir fırsat doğuyor... Hakikaten ilk ve acil el atılması gereken yerlerden biri olarak orayı gördüm. Sağ olsun, Sayın Sağlık Bakanımız, yardımcıları, genel müdürleri ve İl Sağlık Müdürümüz inanılmaz bir destek verdiler ve başardık.
Üniversitemizin fiziksel altyapısı, üniversite hastanemizin binaları eskimiş durumda. Ancak şu anda makine parkını yenilemek üzere çok ciddi çalışmalarımız var. Anjiyografiden tomografisine, en son sistem mamografisine, robotik cerrahi cihazlarından endoskopi sistemine ve altyapıya varıncaya kadar; cerrahi ve dahili birimlerimizin ihtiyaç duyduğu tüm tıbbi cihazları tedarik etmek üzere hem Sağlık Bakanlığımızın yetkilileriyle hem de başhekimliğimiz ve yönetimimizle birlikte büyük bir çaba içerisindeyiz. İmkânlarımız var ve bunları yeniliyoruz.
Türkiye’de bilinen değil, dünya çapında bilinen klinik personellerimiz var. Bu arkadaşlarımıza hak ettikleri fiziksel ortamlarda hizmet sunma imkânı sağlamak ve vatandaşlarımıza daha nitelikli ortamlarda sağlık hizmeti sunabilmek için hazırlıklarımız var. Niyetimiz var, planlarımız var ve bu niyet artık plan aşamasına geçti. İnşallah yeni bir onkoloji binası yapmak ve kazandırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Yeni bir kalp hastalıkları ve kardiyoloji binası kurmak, mevcut organ nakil merkezimiz için ayrı bir bina yapmak ve kapasitesini büyütmek adına çalışmalarımız sürüyor.
Tabii ki sadece fiziksel altyapı yeterli değil. Son altı ay içerisinde kurumumuza kazandırdığımız, İstanbul Çam Sakura Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden ve Ankara Bilkent Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden gelen karaciğer nakli uzmanı, organ naklinde yoğun bakım uzmanı, embriyoloji uzmanı, kardiyoloji ve hematoloji uzmanları gibi birçok nitelikli hekimi bünyemize kattık. Türkiye’de hem nitelikli sağlık hizmeti sunan hem de güçlü araştırmacı kimliği olan hekimleri kurumumuza kazandırmaya devam ediyoruz. Bu fiziksel mekânlar tamamlandığında, doktorlarımız da hazır olsun diye çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
DEU Tıp Fakültesi'ndeki çalışmalar ve gelecek planları
“Tıp Fakültesi, bugün üniversitemizin en fazla öğretim üyesinin bulunduğu fakülte. 400’den fazla öğretim üyemiz var. Hakikaten dünya çapında isimler var. Yaklaşık bir buçuk ay önce kalp aritmileri konusunda bir merkez açtık. Orada görev yapan kardiyolog hocalarımız dünya çapında. Moğolistan’dan Macaristan’a, Portekiz’e varıncaya kadar uzmanlar var. Kuzey Afrika’dan uzmanlar, üniversitemize üç ay, beş ay, altı ay, bir yıl kalarak eğitim almak üzere buraya geliyorlar. Şimdi imkânları biraz daha geliştireceğiz; uluslararası eğitim vermek üzere... Ve zannediyorum önümüzdeki bir buçuk ay içerisinde bir merkez daha açacağız. 3.500 metrekarelik bir alan bulduk; eğitim ve araştırma merkezi o hizmete girecek. Dolayısıyla aslında uluslararası bilinen bir yönümüz de var. Türkiye’de bilinen çok iyi hekimlerimiz de var. Fakat öğrenci açısından puanlarımızı Türkiye ortalamasına vurduğunuzda, bugün 9 Eylül Tıp Fakültesi yaklaşık olarak 3.000–3.500 sıralamasından öğrenci alıyor okula. Fakat bu sıralamayı daha yukarıya çekmek için bir stratejimiz var, çalışmalarımız var.
Mesela bir tanesini şöyle söyleyebilirim: Bizim sağlık kampüsümüzde öğrenci yurdumuz yok. İnciraltı’nda KYK erkek öğrenci yurdu var. Fakat kız öğrencilerle ilgili olarak bir ihtiyaç eksikliği var. O nedenle, kısmetse 4. yılımızda gerçekleştirmek üzere yeni bir üniversite kampüsü planımız var. Şu anda tamamlanmak üzere. Yani hangi binayı o kampüste nereye yerleştireceğimizle ilgili bir planımız var.
Şimdi artık inşallah yakın bir gelecekte bir erkek öğrenci yurdu, bir kız öğrenci yurdu kazandırmayı düşünüyoruz üniversitemize. Bunun için hayırseverler de var, işletmeciler de var; yardım etmek isteyen. Ayrıca, yap-işlet-devret modeli ile yapacağız bunu. Ama hayırseverler de var yine yardım etmek isteyen. Ben bunu buradan büyük bir memnuniyetle ifade etmek istiyorum; spesifik olarak hangi bina hangi hayırsever tarafından yapılacak diye belirlemiş değiliz. Ama İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi yönetimi, bize bir binayı anahtar teslim olarak yapıp verecek inşallah.
Ege Bölgesi Sanayi Odası... Buradan Ender Yorgancılar Bey’e selam olsun ve yönetimine. Onlar da bize kendi imkânları ölçüsünde bir bina yapıp teslim etmek üzere bir fikir birliğine vardık. Yine hastanede de şu anda 3.000 metrekare yer bağışlayacak, bir bina olarak yapıp teslim edecek bir bağışımız var. Öğrenci yurdu olarak iş gören vakıf ile öteden beri görüşmemiz var; kız yurdu yaptırmak üzere...”
20 ayda gelen başarılar...
“Biz tüm bunları takım uyumuyla ve ekip çalışmasıyla başardık. Bunu böyle yapabildiğimizi söyleyebilirim ve bu sadece benim başarım değil. Sağ olsun, ben göreve geldiğimde Sayın Cumhurbaşkanımız takdir ettiğinde açıkçası akademisyenlerimize vizyonumuzu anlattık. Bir yolculuğa çıktık. Şöyle bir yolculuk düşünüyoruz devamında da; bu yolculukta bize, bana yol arkadaşı olur musunuz diye arkadaşlarımızı davet ettim. Bakın, emekli olmayı düşünen bir öğretim üyemiz—buranın ismini de verebilirim—bana dedi ki: ‘Hocam, ben bu yaşımda hâlâ bu kuruma bir şeyler verebileceğimizi düşündüm ve emeklilikten vazgeçtim, size destek olacağım.’ Ve bu bilinen bir akademisyen. Bu yakın arkadaşlarımızın ve ikinci akademik konuda arkadaşlarımıza yol açtıkları için teşekkür ediyorum. Çünkü ben bir yol arkadaşlığı daveti verdim onlara. Bunları bir ortak akılla yapmaya çalışıyoruz. Bunları hamaset olsun diye söylemiyorum. Hakikaten böyleyiz. Çünkü işini iyi yapan, idari personel de olsa, sekreteri de olsa, öğretim üyesi, mühendis, hemşire fark etmez; hakikaten bunların hepsinin hizmetkârıyız.
Bize sadece neye ihtiyaçları olduğunu söyleyecekler ve biz de elimizdeki bütün imkânları kullanarak yardım etmeye, onların işini kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan, öğrencilerle ilgili konuya gelince; biz bir aileyiz. Bunu anneler, babalar daha iyi takdir edecektir. Herkesin öğrencileri hepimizin evladı... Bunu da rastgele söylemiyorum. Tabii ki her bir öğrenciyi doğuran, yetiştiren bir ailesi var; onların gözbebeği, bizim de gözbebeğimiz.
Öğrencilerimle hakikaten vakit geçirmekten biz de mutlu oluyoruz. Çocuklar söylüyorlardı: ‘Hocam, kütüphane saat 12.00’de kapanıyor; 24 saat hizmet verebilir mi?’ Şu an kütüphanemiz 24 saat hizmet veriyor. Kütüphanenin bir kafeteryası vardı; akşam saat 21.00’de kapanıyordu. Öğrenciler, ‘Hocam, gece vakti çay kahve içelim, gidecek yer yok’ diyordu. Orayı da üniversitemizin kooperatifi üzerinden, yani çok ticari önceliği olmayan bir sistemle, 24 saat açık hale getirdik. Bu büyük bir hikâye, büyük bir başarı hikâyesi. Burada çok mütevazı olmayalım.”
''Evinizde çocuğunuza sunmayacağınız yemeği öğrencimizin önüne koymayacağız'''
''Şunları söyleyebilirim: Yanımda bir öğrencimizin, bir öğle yemeğinde ya da Ramazan ayında verdiğimiz iftar yemeklerinden birinde fotoğraf çekip annesine gönderdiğine de şahit oldum. Annesini yanımda aradığında, “Anne, buradaki yemekler en az senin yemeğin kadar iyi çıkıyor” dedi. Bu, bizim için duyulabilecek en büyük iltifatlardan biri, verilebilecek en büyük onurlardan biri.
Bir defa yemeğin malzemesini Et ve Süt Kurumu’ndan alıyoruz. Süt, peynir ve yumurtayı Tarım Kredi Kooperatifi’nden; ekmeği ise Buca Cezaevi’nin ekmek fabrikasından temin ediyoruz. Çünkü eski yemek ihalesini iptal ettik. Hizmeti dışarıya vermiyoruz; ancak malzeme alıyoruz. Herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın diye süreç tamamen şeffaf yürütülüyor. Kamu kaynağının uygun şekilde kullanıldığı, öğrencilerimize ve personelimize nitelikli malzemelerle yemek hazırlandığı açıkça ortada.
Tabldotta dört çeşit yemek çıkıyor. Şunu da söyleyebilirim: Bu proje yaklaşık 17 aydır sürüyor ve çok şükür şu ana kadar oldukça iyi ilerledi. Arkadaşlarımıza da söylüyorum; başardık. Ancak asıl önemli olan, başlangıçtaki kaliteyi sürdürebilmek. Bu nedenle en başta tüm akademik ve idari kadromuza, aşçılarımıza ve mutfakta emek veren herkese bizzat giderek şunu söyledik: “Kendi çocuğunuza sunmayacağınız yemeği öğrencilerimize de sunmayacağız.” Çıkış noktamız ve kalite standardımız bu oldu.
Bu anlayışla gerçekten başarılı olduk. Bu başarı yalnızca bana ait değil; tüm yönetici arkadaşlarımın, idari personelin, aşçılarımızın ve mutfakta görev alan herkesin emeği var. Hepsine huzurlarınızda teşekkür ediyorum; bu başarı onların sayesinde gerçekleşti.
Bunun yanında başka önemli gelişmeler de oldu. Bu proje sayesinde üniversitemizin Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı bütçesi, SGK bütçesiyle birlikte üniversite tarihinde ilk kez fazla verdi. 2025 yılında devletimize yıllık 5 milyon TL tasarruf sağlayan bir uygulamadan bahsediyoruz. Üstelik yemek kalitesinde en ufak bir düşüş yaşanmadı.
SGK bütçesinin fazla vermesiyle birlikte, yılbaşından itibaren arkadaşlarımıza tabldottaki yemek sayısını beşe çıkarmaları talimatını verdik. Pazartesi ve cuma günleri beş çeşit yemek sunuluyor. Ayrıca kütüphanede her hafta öğrencilerimize meyveli yoğurt, soğuk sandviç, ayran, çorba ve çikolatalı kurabiye ikramları yapılıyor.
Üniversite yönetimi olarak en temel görevimiz, öğrencilerimizin en temel ihtiyaçları olan beslenme ve barınmayı en iyi şekilde karşılamak. Aksi halde nitelikli eğitim vermemiz mümkün değil. Bu bizim önceliğimiz. Yemek konusunda geldiğimiz noktadan memnunuz. Personelimiz de bu durumdan oldukça memnun. Öğrencilerimizin tabldotta aldıkları yemeği bitirmesi de memnuniyetin önemli bir göstergesi. Ayrıca ilgili kurumlar, kuruluşlar ve sendikalar da gelip teşekkürlerini iletiyor. Biz de yaptığımız işin karşılığını görmekten memnuniyet duyuyoruz. Ancak en önemli konu, bu kaliteyi düşürmeden sürdürebilmek.''
''Öğrencileri yemeğe biz davet edeceğiz''
''Esasında öğrencilerimizle daha yakın iletişim halinde olmak çok önemli. Biz buradan besleniyoruz. Birebir ihtiyaçlarını görüyoruz ve onlar bize bunları düzeltme şansı veriyor. Yani hakikaten geçen haftaki Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki vahim, elim olaylarda hayatını kaybeden öğrencimize, öğretmenimize, o öğretmenin ailesine ve evlatlarına başsağlığı diliyorum. Ama işte öyle öğretmenler bizim baş tacımız. Bir kahraman aslında. Onun ismini zaten gönlümüzde, kalbimizde taşıyacağız. Allah bir daha yaşatmasın ne memleketimize ne dünyanın herhangi bir yerine. Bununla ilgili çok uzun sözlere girmeyeceğim...
Geçtiğimiz yıl üniversitemizde zaman zaman... Çok büyük bir üniversiteyiz; 63.000’lere ulaşan öğrenci sayısından bahsediyoruz. Şimdi 58.600 toplam öğrenci sayımız var. Çok büyük bir öğrenci potansiyeline sahibiz. Tabii ki içerisinde ailevi, ekonomik, sosyal ve psikolojik problemleri olan, desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerimiz olabilir. Biz bununla ilgili daha yakın iletişim kuruyoruz. Bunu her zaman bir ihtiyaç olarak gördük. Öyle uzaktan yönetmek gibi değil. Bunun için de aslında kafamızda başka bir model var. İnşallah basın mensupları, medya mensupları olarak sizleri de davet edeceğiz ve bu projeyi açıklayacağız.
Şöyle bir hazırlığımız oldu. Biliyorsunuz, üniversitemizin en büyük kampüsü Dokuz Eylül Üniversitesi merkez kampüsü, eski adıyla Tınaztepe Yerleşkesi. Konum olarak Adatepe Mahallesi’nde bulunuyor. Merkez kampüsümüzde, öğrenci yemekhanesinin en üst katında bir lokantamız var. Burası faal durumda değildi. Bakımını yaptık, boya badana işlemlerini tamamladık, masa örtülerini yeniledik. Şimdi burayı her cuma akşamı—pazartesi de olabilir ama hazırlıklı olmak adına cuma akşamı olarak planladık—öğrencilerimize restoran hizmeti verecek şekilde düzenledik. Buna göre bir yemek programı oluşturmayı düşünüyoruz ve bu yemekleri ücretsiz sunmayı planlıyoruz.
Bunu hayırseverler aracılığıyla gerçekleştireceğiz. Ege Kıyı Balıkçılık Federasyonu, “Yıl boyu balıklarınız benden olsun” dedi. Bir yakınımız da “Bir yemeği ben vermek istiyorum hocam” şeklinde destek sundu.
Bu tür projelerle hedefimiz, öğrencilerimizin kendilerini değerli hissetmelerini sağlamak; birey olarak saygı gördüklerini, dikkate alındıklarını hissettirmek. Bu nedenle restoran projesinde öğrencileri yemeğe davet edeceğiz. Bunu davet usulüyle gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Pazartesi gününden itibaren öğrencilerimize davetler göndereceğiz. Her fakülte ve okuldan öğrencilerimizi bu yemeğe çağıracağız. Örneğin, “Cuma akşamı şu saatte, şu mekânda, üniversitemiz rektörünün davetlisiniz, katılabilir misiniz?” şeklinde iletişime geçeceğiz.
Rektörle birlikte öğrencilerimiz aynı ortamda yemek yiyecek. Davet usulü olacak. Öğrenci geldiğinde servisle yemeğini yiyecek; masasında farklı fakültelerden öğrenciler olacak, onlarla iletişim kuracak. Aynı zamanda hocalarıyla ve üst yönetimle de etkileşim içinde olacak. Böyle bir proje planlıyoruz.''
YÖK Başkanı ve heyetinin ziyareti
''Ziyaretin başlangıcı, Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın Ender Bey’in davetiyle gerçekleşti. Burada, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin Yükseköğretim Kurulu ile imzaladığı bir protokol gündeme geldi. Bu protokol yaklaşık 6 ay önce imzalandı. Bildiğiniz gibi MESLEK yüksekokullarında eğitim 4 dönem, yani 2 yıl sürüyor. Ancak yeni protokole göre, YÖK Başkanımızın vizyonuyla hazırlanan projede bu sürenin 3 dönemi, yani 1,5 yılı okulda; son dönemi ise sanayide, iş yerinde, uygulamalı olarak geçirilecek.
Biz de bu doğrultuda müfredatımızı ve programlarımızı yeniden düzenliyoruz. Her iş yerinin büyüklüğüne göre en fazla 20 öğrenci alabilecek şekilde planlamalar yapıyoruz. Burada dikkat çekici bir nokta da şu: Yükseköğretim Kurulu, ÖSYM ile birlikte bu programlara dair iş birliklerini kılavuzda açıkça belirtecek. Yani hangi okulun, hangi program kapsamında hangi kurumla iş birliği yaptığı yazılacak. Örneğin alternatif enerji kaynakları, süt ve ürünleri teknolojisi, tarım teknolojileri, bilgisayar programcılığı ya da iş makineleri operatörlüğü gibi birçok program için öğrenciler, eğitim alırken hangi sanayi kuruluşunda veya turizm sektöründe hangi otel zincirinde çalışabileceklerini önceden bilecek. Bu da öğrenciler için çok büyük bir fırsat.
TOBB ile YÖK arasında yapılan bu protokol doğrultusunda Türkiye’de 7 il pilot olarak seçildi ve bu program buralarda uygulanacak. İzmir de bu illerden biri. Dolayısıyla Dokuz Eylül Üniversitesi olarak biz de bu sürecin içindeyiz. Bu kapsamda ilk olarak bir protokol imzalandı. Toplantı, TOBB binasında gerçekleştirildi ve İzmir’deki tüm üniversitelerin rektörleri ile meslek yüksekokulu müdürleri katıldı.
İkinci önemli gelişme ise YÖK Başkanımızın üniversitemizi ziyareti oldu. Bu ziyaret bizleri son derece onurlandırdı. Başkanımızın talimatları doğrultusunda Ege Bölgesi’ndeki diğer üniversitelerin rektörlerini de davet ettik; Afyon ve Kütahya da bu kapsamda yer aldı. Bu toplantıda hem mühendislik bölümlerinin hem de meslek yüksekokullarının sanayi ile daha güçlü iş birlikleri kurması, uygulamaya ağırlık verilmesi ve sektörün ihtiyaç duyduğu programlara öncelik tanınması gerektiği vurgulandı.
Ayrıca “Ege Bölgesi Üniversiteler Birliği” kurulması yönünde bir öneri de gündeme geldi. Muğla’dan Afyon’a, Kütahya’dan Manisa, Aydın ve Denizli’ye kadar bölgedeki tüm üniversiteleri kapsayacak bu yapı için ilk adımlar atıldı. Zaten mevcutta iş birliklerimiz bulunuyor ancak bu birliğin kurulmasıyla ilişkilerin daha da ileri taşınması hedefleniyor.
Bunun yanı sıra üniversitemizin ihtiyaç duyduğu yeni programlar ve açılmasını planladığımız bölümlerle ilgili taleplerimizi de YÖK Başkanımıza iletme fırsatı bulduk. Kendileri bu konuda destek olacaklarını ifade ettiler. Önümüzdeki süreçte bu desteklerin somut sonuçlarını görmeyi umut ediyoruz.''
Yeni açılan ve açılacak programlar
''Geçen sene, 2025 ÖSYM kılavuzuna giren Bergama Meslek Yüksekokulu’nda “alternatif enerji kaynakları” diye bir program açtık. 30 öğrenci aldı. Sanayide müthiş karşılığı olan, rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, RESG ve nükleer enerji teknisyeni yetiştirecek bir program bu. Hakikaten büyük karşılığı var; girer girmez öğrencilerden bazıları iş teklifleri aldı.
Bunu bir başka firma olan Enerjisa gördüğünde, öğrencilerimizin kalitesini fark ettiklerinde, bizimle benzer bir protokol imzalamak istediklerini ifade ettiler. Yine Bergama’daki programın yanında, Kiraz ilçesinde Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Veteriner Fakültesi vardı, biliyorsunuz. Biz geçtiğimiz yıl Veteriner Fakültesi’ni Buca’daki kampüsümüze taşıdık. Ancak taşınmasına rağmen hem üniversitemizin hem de fakültenin tabelası hâlâ orada. 3, 4 ve 5. sınıf öğrencilerimiz uygulamalar için haftada bir gün otobüslerle Kiraz’a götürülüyor. Yani sahada uygulamaya yönelik iletişim ve koordinasyon devam ediyor.
Bunun daha önemli bir yönü de var. Fakültenin taşınmasının rasyonel bir gerekçesi vardı; ortada bir matematik var. 2019 yılında kurulan fakülte, 68 öğrenci ile başladı. Ancak 2024 yılına gelindiğinde, yani beş yıl sonra, yalnızca 4 mezun verdi. Diğer öğrenciler ya yatay geçiş yaptı ya da okulu bıraktı. Bu tabloyu göz ardı edemezsiniz. Bu nedenle fakülteyi Buca’ya taşıdık. Ancak uygulama ve saha eğitimi açısından Kiraz’daki imkânlar, klinik ve araştırma ortamı kullanılmaya devam ediyor.
Kiraz’a bir meslek yüksekokulu açtık. İki program başlattık: biri veteriner laboratuvar ve hayvancılık programı, diğeri ise süt ve süt ürünleri programı. Her birine 40’ar öğrenci olmak üzere toplam 80 öğrenci yerleşti. Büyük bir memnuniyetle söylüyorum; hem taban puan açısından Türkiye ortalamasının üzerinde hem de öğrencilerimizden yalnızca 1-2 kişi mücbir sebeplerle ayrıldı, diğer tüm öğrenciler eğitimlerine devam ediyor.
Buradan Gençlik ve Spor Bakanlığı’na ve il müdürlüğüne de teşekkür ediyorum. Kiraz ilçesinde yaklaşık 227-240 öğrenci kapasiteli bir Kredi ve Yurtlar Kurumu yurdu açıldı. Kız ve erkek öğrencilerimiz için barınma imkânı sağlandı. Bu yıl bir 80 öğrenci daha alacağız. Dolayısıyla Kiraz ilçesinde Dokuz Eylül Üniversitesi’nin öğrenci varlığı ve öğretim merkezi yapısı devam ediyor. Ayrıca oraya çok nitelikli öğretim görevlileri görevlendiriyoruz.
Yeni bir program olarak tarım teknolojileri ve tarım makineleri programı açmak için YÖK’e başvurumuz var. İnşallah onay aldıktan sonra bu yıl ÖSYM kılavuzuna girerek öğrenci alacağız. Bunun yanında bazı programlarımızda İngilizce eğitim başlatmak ve nitelikli uluslararası öğrenci çekmek için de girişimlerimiz var. Bu konuları YÖK Başkanımıza da sunduk ve destek talebinde bulunduk.
Ayrıca yüksek lisans, doktora ve tıpta uzmanlık eğitimi için İzmir’i ve Dokuz Eylül Üniversitesi’ni tercih eden öğrencilerimiz ve asistanlarımız için rezidans projeleri planlıyoruz. Hem sağlık kampüsünde hem de merkez kampüste bu projeler niyet aşamasından plan aşamasına geçmiş durumda. Orta vadede bunları hayata geçireceğimize inanıyorum.
Tüm bunları gerçekleştirdiğimizde çok daha farklı bir seviyeye ulaşacağız. Esasında bizim temel görevimiz; nitelikli eğitim vermek, uluslararası düzeyde araştırmalar yapmak ve sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmak. Ancak bu süreçte beslenme ve barınma gibi temel insan ihtiyaçlarını karşılamak da büyük önem taşıyor. Bu temel unsurları sağladığımızda, üniversitemizin çok daha ileri bir seviyeye ulaşacağına inanıyor ve bunu gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.”
''Biz tematik bir üniversite değiliz...''
9 Eylül Üniversitesi olarak tematik bir üniversite değiliz; biz komple, tam bir üniversiteyiz. Hem sağlık bilimleri alanındaki bölümleriyle, hem mühendislik alanındaki bölümleriyle hem de sosyal alanındaki bölümleriyle eğitimin, bilimin, sanatın, sporun yaşam merkezi olan 9 Eylül Üniversitesi olarak bir felsefemiz var.
Spor Bilimleri Fakültemiz öğrencileri, geçen hafta Türkiye Üniversite Spor Federasyonu tarafından düzenlenen Yol Bisikleti Türkiye Şampiyonası’nda; hem bireysel kategoride Kaan Soylu öğrencimiz birinci oldu hem de takım kategorisinde Türkiye üçüncülüğü elde etti. Buradan hem öğrencimizi kutluyorum hem de emeği geçen tüm öğretim üyelerimizi, fakültemizi kutluyorum.
Güzel Sanatlar Fakültemiz 51. yılını kutluyor. Konservatuvarımız Türkiye’nin en eskilerinden biri; fakat malumunuz, 2019 yılından bu yana kendilerine ait bir fakülte binası ya da yüksekokul binası yok. Hocalarımız biliyor ama buradan da herkesin duyabilmesi için söyleyeyim: Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yayımlanan programda, her ikisi için toplam 15.000 metrekarelik yatırım planına girildi. Bunun bütçesi de ayrıldı.
Merkez kampüsümüzün de bir master planı yoktu; o master planı yaptık. Orada bir ayak bağımız vardı, cam panellerle ilgili; onu da ifade etmek isterim. Master plan tamamlandı ve şimdi, kısmet olursa, Güzel Sanatlar Fakültemize sağlam, fonksiyonel, estetik ve hızlı bir şekilde bir bina kazandırmak istiyoruz. Aynı zamanda konservatuvar için de benzer şekilde, daha küçük ebatta bir bina planlıyoruz.
Bunların ortasına, merkez kampüsümüzde büyük bir kongre ve kültür merkezi kazandırma planımız var. Bununla ilgili olarak hem devlet bankalarıyla görüşmelerimiz oldu—“siz yapar mısınız?” diye—hem de İzmir’i çok yakından tanıyan bir hayırseverle temaslarımız oldu. Şöyle söyleyeyim; buradan Arkas Holding’e selamlarımı iletiyorum. Konservatuvarımıza, sanatçılarımızın hak ettikleri şekilde, piyano bölümündeki hocalarımızın ve öğrencilerimizin kullanması için, dünyanın en kaliteli piyanolarından biri bağışlandı.
Ayrıca bu kongre ve kültür merkezinin onların ismiyle yapılması konusunda da bir niyet beyanı var. Bununla ilgili proje hazırlıklarımız sürüyor. Bunları da inşallah somutlaştığında ilk olarak sizlerle paylaşırız.”
Efes 2026 Savunma Bilim ve Teknoloji Proje Yarışması
''Ege Ordusu, biliyorsunuz, Türkiye’mizin, devletimizin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gözbebeği ordulardan biri; milli bir ordu, milli bir bölüm. Ege komutanımız, bize bir ziyaretinde yapay zekâ ile ilgili olarak bir çalıştay, panel yapmak istediklerini, ortak proje yapmak istediklerini ifade ettiler. Biz de ilgili bölümlerden arkadaşlarımızı davet ettik, rektör yardımcılarımızdan birini bu konuda görevlendirdik ve AR-GE koordinatörümüz, aynı zamanda rektör yardımcımız, bir hazırlık yaptı. Aralık ayının son haftasında “Yapay Zekâ ve İnsan” başlığıyla Ege Ordusu karargâhında bir panel düzenledik.
Bu panele sadece oradaki subay sınıfı arkadaşlarımız değil, bütün Türkiye’deki subaylar dijital olarak katılım sağladı; biz bunu sonradan öğrendik. Sonrasında Efes, biliyorsunuz, Efes Tatbikatları çift yıllarda yapılıyor; iki yılda bir. Yine bu yıl da Efes 2026, 15-21 Mayıs tarihleri arasında Seferihisar’da gerçekleştirilecek. Buraya katılan 60’tan fazla ülkeden hem sektör temsilcileri, hem bakanlar, devlet başkanları hem de firmalar olacak.
Komutanımızın bize ifade ettiği, “Acaba savunma bilim ve teknolojisi alanında bir proje yarışması düzenleyebilir miyiz, İzmir’deki öğrenciler için?” sorusu oldu. Daha sonra bunu Ege Bölgesi’ndeki üniversitelerin öğrencilerine genişlettik; hem de sadece mühendislik alanında değil, biyoteknoloji ve sağlık teknolojisi alanlarını da ekledik kategorilere. Çünkü aşırı ilaç, beslenme; askerin ya da askerî personelin beslenmesi de önemli bir husus, korunması gereken bir konu.
Bunu Genelkurmay Başkanlığı’na ve Milli Savunma Bakanımıza sundu Ege Ordusu Komutanlığı. Daha sonra birdenbire Milli Savunma Bakanımızın bunu sosyal medyada tüm Türkiye ile paylaştığını gördük. Sadece İzmir ve Ege Bölgesi’ndeki öğrencileri değil, tüm Türkiye’deki öğrencilere açık bir yarışma haline getirdiler. Zaman çok dardı ama sağ olsun arkadaşlarımız hazır çalışıyorlar. Bu cuma gece son başvuru. Şu ana kadar gelen başvurulardan Türkiye’nin dört bir yanından hakikaten bir teveccüh olduğunu görüyoruz.
Kısmet olursa, Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrif edeceği 21 Mayıs’taki törende—sanıyorum 20 ve 21 Mayıs tarihlerinde—bu yarışmalarda, kategorilerde dereceye giren öğrencilerimiz olacak. Yine rektörler, danışman hocalar ve öğrencilerimize ödülleri takdim edilecek. Bu tabii ilk olacak bu sene.
Ancak yine Milli Savunma Bakanlığı’nın ve komutanlığın bizden talep ettiği, 5 yıllık bir iş birliği. Bu yıl için plan yapılmıştı; Milli Savunma Bakanlığı bunu “beş yılda yapalım, protokolünü yapalım ve her yıl düzenleyelim” şeklinde genişletti. Yani Efes Tatbikatları iki yılda bir yapılabilir ama yarışmayı her yıl yapalım istediler. Bu yıl sadece somut projeler başvurulabildi; ancak önümüzdeki yıldan itibaren fikirler de alınacak. Yani fikirler de proje formatında başvuru yapabilecek.
Bunu da gençlerimiz için, üniversite öğrencilerimiz, lisans ve lisansüstü öğrencilerimiz ve öğretim üyelerimiz için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Sizin sayenizde bunu da hem izleyicilerinize, hem İzmirli hemşehrilerimize aktarma fırsatı bulduk.”
Yapay zeka projeleri
''Yapay zeka konusuyla alakalı çok güçlü bir bilgisayar mühendisliği bölümümüz var, çok güçlü bir bilgisayar bilimleri bölümümüz var; hakikaten çok iyi öğrenci geliyor, çok iyi puanlarla öğrenciler buraya yerleşiyor. Ama bunun dışında, biz bir yapay zeka ve dijital veri merkezi kurma konusunda bir hazırlık içindeyiz şu anda. Esasında Ege Ordusu’yla ve Milli Savunma Bakanlığı’yla bu iş birliği protokolü de bunu hızlandırdı; bunu da ifade etmek istiyorum.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla başlattığı bir İŞKUR Gençlik Programı vardı; geçen sene şubatta duyuruldu. Sonrasında ilk grup öğrenciler geldi, az sayıdaydı ama en çok öğrenci alan üniversitelerden biri bizdik. İyi bir iş çıkardığımızı gördüğü için Bakanlık, 2025 yılı için—özür dilerim, düzeltiyorum—2026 yılı için bize 4000 öğrenci kontenjanı verdi. Türkiye’de iki üniversiteye en çok kontenjan verildi; hem Ege Üniversitesi’ne 4000 kontenjan verildi, Dokuz Eylül Üniversitesi’ne 4000 kontenjan verildi.
Bugüne kadar yaptığımız çalışmalarda şunu söyleyebilirim: Bu verilen kontenjanı en yüksek seviyede sahada uygulayan kurum biziz, Dokuz Eylül Üniversitesi olarak. Nasıl çalışıyor? Öğrencilerimiz ya kütüphanede ya da diğer tanımlı işlerde, eğitimlerini aksatmayacak şekilde görev alıyorlar. Orada bir iş var; onun altını çizmek istiyorum. Sayın Bakanımızın İzmir’i ziyareti de boşuna değildi; çünkü en iyi uygulayan kurumu ziyaret etti. Bununla ilgili olarak Sayın Valimiz''




