Son Mühür / Yağmur Daştan – Emine Kulak - Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi tarafından yerel medyanın güçlendirilmesi, yerel ve ulusal basın arasında kalıcı bir iletişim hattının kurulması ve gazeteciliğin sahadaki sorunlarının doğrudan dinlenilmesi amacıyla başlatılan Yerel Medya Buluşmaları’nın ilki İzmir’de gerçekleşti. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Alsancak Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen buluşmalara CHP Basın ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, CHP İzmir Milletvekilleri Deniz Yücel ve Ümit Özlale, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, Selçuk Belediyesi Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, CHP İzmir İl Yöneticileri, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu ve İzmir başta olmak üzere Ege Bölgesi’nin çeşitli illerinden gelen basın temsilcileri katıldı. CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç’ün parti genel merkezinin Ankara’da düzenlediği il başkanları buluşmasına katıldığı için programa katılamadığı duyuruldu.
“Elde edilen veriler hükümet programına eklenecek”
“Güzel bir gün iyi ki İzmir’de yapmışız” sözleriyle açıklamalarına başlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut, “Ben de İzmir’de böyle bir organizasyona başlamayı, İzmir’in suyundan, gazeteci arkadaşların isimlerin varlığı ve CHP için gıpta edilen bir şehir olduğu için İzmir’de başlamak istedik. Bu işe doğru bir zamanda ve doğru bir yerde başladığımızı görüyorum. 10 Ocak’ı anacağız, hatırlatacağız; o konuyla ilgili iyi bir ortam varsa onu kutlayacağız. Sorunların hatırlatıldığı bir gün olarak değerlendirmek gerekiyor. Bugün 8 ilin temsilcileri aramızda. Böyle başlıyoruz ve bu seriyi devam ettireceğiz. CHP Parti programını hazırladı, bunun hükümet programına evrilmesi lazım. Elde ettiğimiz verileri hükümet programına ekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na: Şeytanın parçası…
Türkiye’de anormalliklerin normalleşmeye başladığının altını çizerek açıklamalarına devam eden Bulut, “Bize düşen, gazeteciliğin ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlatmak. Biz değişim kongresi bittiğinden bu yana Türkiye’de anormalliklerin normalleştiğini, bilinmesi gereken kavramların kaçırıldığını ve reaksiyonların azaldığını ifade ediyoruz. Bu sadece siyasete değil hayatın tüm alanında var. 2018 seçiminde kuvvetler ayrılığı güçlendirilecek derken partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğinde herkes yürütmenin yargı ve yasama üzerindeki baskısını normal görmeye başladı. Bir önceki seçimde vaat edilenler unutuldu, Saray’ın yargıyı kendi atamasında, yasama faaliyetlerinin sarayın ofisleri tarafından gelmesini normal karşıladık. Ben bir milletvekilinin kendi hazırladığı bir yasa teklifinin çıktığını görmedim. O çatının altında bulunan bir milletvekilini yasamada olmadığını söylemesi başlık dahi olmadı, normalleşti. Yargıda İBB’ye yapılan soruşturmalar içine baktığımızda Adana ve Aydın Belediyesi’nin olduğu dosya içinde Adana’nın bir satır geçerken, Aydın’ın sayfalarca geçiyor ama bunu da normal karşılıyor. O artık AK Partili, o artık şeytanın bir parçası” ifadelerini kullandı.
“Anayasa size bu hakkı vermiş”

Basının kamu hizmeti yaptığının ve basın mesleğinin sadece gazetecilerin sorunu olmadığını söyleyen Bulut, şöyle devam etti: “Toplumsal hakkaniyetlerin yansıması bulanıksa, demokrasi de hak ve özgürlükler de bulanık demektir. Denetim mekanizması azalmış demektir. Hele ki partili cumhurbaşkanlığı sisteminde bari basın onu sorgulasın, denetlesin diye düşünürsün ama havuz medyası ve taraflar da normalleşti. Bir gazeteci meslektaşı için ‘Ne söyleyeceğini biliyorum’ diyorsa bu basın tarifi değil, tanıtım ve algı operasyonuna dahil olma faaliyetidir. Sabah uyandıklarında bir vahi geliyor; aynı söylemleri ve aynı başlıkları söylüyorlar. Biz gazetecilerin özgür olmasını Uğur Mumcuların, Ahmet Taner Kışlalı gibi isimlerin daha fazla olmasını önemsiyoruz. Anayasa bir hak diyoruz, anayasa size bu hakkı vermiş. İletişim Başkanlığı, basının özgür olma güçlü olması içinde bir görevi var. Türkiye’nin itibarını yüksek tutmak dışında böyle bir destekte bulunması gerekiyor. Örneğin, dezenformasyon yasasını da kontrol etme onun görevi. İletişim Başkanı Burhannetin Duran daha atandığının ikinci günü sanki siyasi parti temsilcisi gibi tweet attı. Çünkü onu eleştirenlere cevap verme gereği duyuyor. İktidara olan yaptığı övgüler, o algı operasyonunun bir parçası olmak… Akarlı akçe mesleğini iyi yapan değil; saraya daha çok yaklaşan. İletişim Başkanlığı basının hafızasını koruması gerekirken attığı bir adımı görmedim.
“TRT’nin konuşulacak bir yanı yok”
RTÜK’ün bir denetleme mekanizması var. RTÜK’ün televizyon kapatma işine girmemesi gerekiyor. Çünkü kurumsal hafızayı sürdürmek onların görevi. Televizyon kanallarında gazeteci kimliği ile ya da o isim ve sıfatla söylenen arkadaşlarımız İBB soruşturmasına ilişkin ‘Halının altında 2 milyon dolar bulundu’ dedi. O iddianamede çıkmadı. Sordular, ‘Arada yalan atabiliyoruz’ denildi. Bu sorgulanmadı, soruşturma açılmadı. O söylediği için günlerce konuşuldu ama o arkadaşımız Allah affetsin’ gibi bir şey söyledi. Bin 200 telefon dağıtıldı diye tartışıldı, çıkmadı. O gün bahsedilen telefon modelleri dahi yokmuş. Peki onunla ilgili bir iç denetim yapıldı mı? En acısı, yine İBB’de bir koruma görevlisinin yayla evi basıldı ve kasa bulundu, para sayma makineleri ile birlikte haberler yapıldı, bir şey çıkmadı. Buna TRT de dahil oldu. TRT’nin konuşulacak bir yanı yok. Bizlerden kesilen para, dolaylı ve dolaysız vergilerle yapılan bir kurum aleni ve açık şekilde suç işliyor.
“Otosansürün bir parçası oldu”
Şeytanın üzerindeki üçüncü birleşeni Basın İlan Kurumu. Basın İlan Kurumu birçok ilde yerel gazeteleri birleştiriyor. O kurumun, gazetelerin hafızası… Hiçbiri umurunda değil. Eğer bir usulsüzlük varsa soruşturma açabilir ama ‘Küçültelim, daha kolay denetleyelim’ diye bir yapı içinde. Halbuki medyaya kaynak aktarma organizasyonu olan Basın İlan Kurumu otosansürün bir parçası oldu. Bunlara itiraz etmek bir siyasi partinin tek başına görevi değil; hepimizin itiraz etmesi gerekiyor. Başta o mesleğin sahiplerinin itiraz etmesi gerekiyor.
Meslek odasından geliyorum. Bizim de o dönem meslek yasamız değişti. Biz hazırladık… Bence gazetecilerin özlük hakları, ekonomik sorunları, siyasi baskı üzerindeki sorunlarına ilişkin en önemli görev ya da bilgi sizlerde var. O konuda bizler sizlerle birlikte meslek sorununu çözerek 10 Ocak gazeteciler gününü kutlama gününe çevirerek demokrasi şöleni yapıp daha huzurlu bir ülke yaparak bugünü kutlarız.”
Aydın: Başınız öne eğilmesin…

Toplantıda, basın mensuplarının 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlayarak açıklamalarına başlayan CHP İzmir İl Başkan Yardımcısı Murat Aydın, “212 Sayılı Kanun ile gazetecilerin fikir işçisi olarak tanımlanmasıyla bu tarih hayatımıza girdi. 1961 yılında bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra dokuz gazete patronu, bu kanunun kendileri için uygun olmadığı düşüncesi ile üç gün gazetelerini kapattılar. Basın emekçileri buna boyun eğmedi ve üç gün boyunca basın gazetelerini yayınladılar. O günden sonra 10 Ocak ‘Gazeteciler Bayramı’ olarak kutlanmaya başladı. 1972 yılında askeri darbe her zaman olduğu gibi önce fikir özgürlüğünü yok etmek için gazetecilerin hakkını kısıtladı. Ondan sonra 10 Ocak bir bayram değil; çalışan gazeteciler günü olarak anılmaya başlandı. Bugün çalışan gazetecilerin mücadelesini anmak ve bu mücadele için vesile kırmak gerekiyor. Bugün Türkiye’de yurttaşların özgürlüğü yoktur, hukuk yoktur. Bugün Türkiye’de kanunların ve hatta yönetmeliklerin bile uygulanmadığı bir süreç yaşıyoruz. Tablo karamsardır ama 100 yıl önce başardık, yine başaracağız. George Orwell der ki ‘Gazetecilik birilerinin duymasını istediği her şeyi duyma sürecidir, geri kalan her şey halkla ilişkiler faaliyetidir.’ Bugünü, toplumun haber alma hakkını yeri geldiğinde biz siyasilere karşı da savunan, bize rağmen de bu görevi yerine getiren gazetecilerin günü kutlu olsun. Gazeteci arkadaşlar, başınız öne eğilmesin. İşinizi onurla yapmaya devam edin” ifadelerini kullandı.





