İnsan bazen en büyük mücadeleyi rakipleriyle değil, kendi varlığından rahatsız olanlarla verir.

Hayatta bazı insanlar vardır; yürüdüğünüz yolu değil, o yolda nasıl ilerlediğinizi sorgularlar. Attığınız adımları küçümser, başarılarınızı tesadüfe bağlar, ortaya koyduğunuz emeği görmezden gelirler. Çünkü herkes sizin hikâyenizi okumak ister ama herkes o hikâyenin kahramanının siz olmasını kabullenemez.

İşin ilginç tarafı şudur: Dün sizinle aynı masada oturan, aynı hayalleri paylaşan, aynı hedeflere yürüyen bazı insanlar, zamanla aranıza mesafe koymaya başlayabilir. Siz değiştiğiniz için değil, değişiminiz onlara kendilerini sorgulattığı için…

İnsan, başkasının yükselişinde bazen kendi eksiklerini görür. İşte tam da bu noktada takdirin yerini kıskançlık, dostluğun yerini mesafe, samimiyetin yerini ise sessiz bir rekabet alabilir.

Oysa hayat bir yarış pistinden ibaret değildir. Herkesin zamanı, imkânı, yeteneği ve yürüdüğü yol farklıdır. Bir başkasının başarısı, sizin başarısızlığınız anlamına gelmez. Birinin yükselmesi, diğerinin değerinden hiçbir şey eksiltmez. Ne var ki bunu anlayabilmek, yalnızca akıl değil, aynı zamanda karakter meselesidir.

Bazıları sizin düştüğünüz gün yanınızda görünür, ayağa kalktığınız gün ise sessizliğe bürünür. Çünkü kimi insanlar acınıza ortak olabilirken sevincinize ortak olmakta zorlanır. Sizi mücadele ederken destekleyenler çıkar; fakat mücadelenizin sonuç verdiğini gördüklerinde yüzlerindeki ifade değişebilir.

Bu yüzden insan, hayatında kimin bulunduğundan çok, kimin hangi niyetle bulunduğuna dikkat etmelidir.

Elbette her eleştiri kıskançlık değildir. Bazen en değerli gelişimimizi, bize yanlışlarımızı gösteren insanlar sayesinde yaşarız. Ancak yapıcı eleştiriyle küçümseme arasındaki farkı, samimiyetle kötü niyeti birbirine karıştırmamak gerekir. Biri sizi ileri taşımak ister, diğeri olduğunuz yerde tutmaya çalışır.

Peki, bütün bunlar karşısında ne yapmalı?

Cevap aslında çok basit: Kendiniz olmaktan vazgeçmemeli, başkalarının tavırları yüzünden hedeflerinizi küçültmemelisiniz. Herkese kendinizi ispatlamak zorunda değilsiniz. Her iddiaya cevap vermek, her söze karşılık yetiştirmek, her yanlış anlaşılmayı düzeltmek zorunda da değilsiniz.

Bazen en güçlü cevap, işinizi en iyi şekilde yapmaya devam etmektir.

Unutmayın; insanın gerçek büyüklüğü, kaç kişiyi geride bıraktığıyla değil, yükselirken ne kadar insan kalabildiğiyle ölçülür. Başarı sizi kibirli, eleştiri sizi öfkeli, kıskançlık ise acımasız biri hâline getirmemelidir. Çünkü başkalarının karanlığına kızarken kendi ışığınızı söndürmek, yapılabilecek en büyük hatalardan biridir.

Ve günün sonunda şunu bilmek gerekir: Herkesin sizi anlamasını bekleyemezsiniz; fakat kimsenin sizi kendiniz olmaktan vazgeçirmesine izin vermemelisiniz.

Yolunuz açıksa yürüyün. Emeğiniz varsa üretin. Hayalleriniz varsa peşinden gidin. Sizi alkışlayanların sayısına değil, inandığınız değerlerden ne kadar uzaklaştığınıza bakın.

Çünkü bazı yollar yalnız yürünür, bazı başarılar sessiz kazanılır ve bazı gerçekler ancak zaman geçince anlaşılır.

Siz kendi hikâyenizi yazmaya devam edin. Başkalarının o hikâyeyi nasıl okuduğu, sizin kaleminizi elinizden almasına asla neden olmasın.