Son Mühür/ Seçil Ünlü - Türkiye’de her yıl ocak ayının ilk pazar günüyle başlayan Veremle Savaş Haftası kapsamında tüberküloza yönelik farkındalık çalışmaları yürütülüyor. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Remzi Karşı, tüberkülozun erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bir hastalık olmasına rağmen, geç başvurular nedeniyle toplum açısından risk oluşturmaya devam ettiğini belirtti.

Karşı, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin aktif hastalık gelişmemiş olsa da gizli verem enfeksiyonu taşıdığını ifade etti.

“Verem genetik değil, solunum yoluyla bulaşır”

Tüberkülozun etkeninin Mycobacterium tuberculosis olduğunu belirten Karşı, hastalığın solunum yoluyla bulaştığını vurguladı. Karşı, “Verem kalıtsal değildir. Hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması veya konuşması sırasında havaya yayılan damlacıklar yoluyla bulaşır. Enfekte olan her kişide hastalık gelişmez. Basil vücutta uyur halde kalabilir ve bağışıklık zayıfladığında hastalık ortaya çıkabilir. En yüksek risk, enfeksiyondan sonraki ilk iki yılda görülür” dedi.

Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı 2

En riskli grup: Aynı ortamı uzun süre paylaşanlar

Bulaş açısından en riskli grubun, hasta bireyle uzun süre aynı ortamda bulunan kişiler olduğunu kaydeden Karşı, aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşlarının öncelikli risk grubunda yer aldığını aktardı.

Tüberkülozun çatal, kaşık, bardak, giysi ya da çarşaf yoluyla bulaşmadığını vurgulayan Karşı, “Mikrop, güneş almayan ve havalandırması yetersiz ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Kalabalık ve kapalı alanlar bulaş açısından en riskli ortamlardır” ifadelerini kullandı.

Vakaların büyük bölümü belirli ülkelerde yoğunlaştı

Karşı, DSÖ’nün 2024 verilerine göre yeni vakaların yüzde 34’ünün Güneydoğu Asya’da, yüzde 27’sinin Batı Pasifik’te, yüzde 25’inin Afrika’da görüldüğünü aktardı. Yeni vakaların yaklaşık yüzde 87’sinin, tüberküloz yükünün yüksek olduğu 30 ülkede toplandığını kaydeden Karşı, küresel yükün üçte ikisinin Hindistan, Endonezya, Filipinler, Çin, Pakistan, Nijerya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Bangladeş’te bulunduğunu belirtti.

Sadece sağlık değil, sosyal ve ekonomik yük

Tüberkülozun ciddi bir sosyal ve ekonomik yük oluşturduğunu ifade eden Karşı, tedavi gören kişilerin yaklaşık yarısının hane gelirinin yüzde 20’sini aşan maliyetlerle karşı karşıya kaldığını söyledi.

DSÖ verilerine göre yeni vakaların önemli bölümünün yetersiz beslenme, diyabet, alkol kullanımı, sigara ve HIV enfeksiyonu ile ilişkili olduğunu aktardı.

Belirtiler hafif başlıyor, geç fark ediliyor

Hastalığın en sık akciğerleri tuttuğunu belirten Karşı, şu belirtilere dikkat çekti:
“2–3 haftadan uzun süren öksürük, balgam, balgamda kan, ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, iştahsızlık, halsizlik, göğüs ve sırt ağrısı.”

Karşı, “Belirtiler yavaş ilerlediği için hastalar geç başvurur. Oysa üç haftayı geçen öksürük mutlaka göğüs hastalıkları polikliniğinde ya da verem savaşı dispanserinde değerlendirilmelidir” dedi.

Tanı balgam incelemesiyle kesinleşiyor

Tüberküloz tanısının balgamda mikrobun gösterilmesiyle konulduğunu belirten Karşı, akciğer filmi bulgularının şüphe oluşturduğunu, kesin tanı için mikrobiyolojik incelemenin şart olduğunu vurguladı.

En etkili yöntem: Doğrudan gözetimli tedavi

İlaçların düzensiz kullanımının direnç gelişimine yol açtığını ifade eden Karşı, bu durumda tedavi süresinin 18–24 aya kadar uzadığını söyledi.

Karşı, “Dünya Sağlık Örgütü, her doz ilacın sağlık çalışanı gözetiminde içirilmesini önermektedir. Türkiye’de doğrudan gözetimli tedavi başarıyla uygulanmaktadır. Tüberküloz ilaçları Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz karşılanmaktadır” dedi.

Temaslı muayenesi hayati önem taşıyor

Tüberküloz hastasıyla temas eden kişilerin mutlaka muayene edilmesi gerektiğini vurgulayan Karşı, risk taşıyan ancak hasta olmayan kişilere altı ay süreyle koruyucu tedavi uygulandığını, bu uygulamanın hastalık gelişme riskini yüzde 90’a kadar azalttığını ifade etti.

Muhabir: Seçil Ünlü