Aylarca arşivimle iç içe bir yaşam sürmüş sonunda ete kemiğe büründürmüştüm onları.
Mehmet Atilla ve Avram Ventura’dan da vizeyi(!) alınca dosyayı Ankara’ya göndermiş, sonucu beklemeye başlamıştım. Bilen bilmeyen öğrensin, her dosyamı öncelikle Mehmet kardeşime gönderir, onun ‘ olur’ unu almadan asla yayıneviyle konuşmam. O beni anlayan/ yazdıklarımın ruhunu en iyi kavrayan kişidir çünkü.
Bu arada önemli bir iş de başardım. Kitabın basım giderini karşılaması için Manisa/ Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban’ı arayıp ondan ricada bulundum. Canım Semih’im, aslan başkanım, ricamı kırmadı tabii ki… Ne de olsa geride bıraktığımız yılların hatırı var.
Manisa’da çok güzel işler yaptık onunla. Öğretmenliğinde ve il başkanlığında.
*
Favori yayınları’nın, özel olarak da Turgut Türksoy’un yaşamımda önemli bir yeri var. Benim için Turgut Türksoy, yayıncılıkta önemli bir isim. Gül Coşkun sayesinde tanımıştım onu bir Ankara akşamında. Son çıkan kitaplarım hep onun imzasını taşıyor.
15 -20 Eylül arasında kitap elimde olacaktı.
Sonunda geldi de…
Bu arada kitap hakkında çok yaygara etmiş olmalıyım ki Ünal Ersözlü 30, Özcan Durmaz 30 kitap siparişi vermişti bile. Konak Mahallesi Muhtarı Tamer Yıldırım da 10 kitap alarak omuz vermişti.
Biz ne mi yaptık onların bu jesti karşısında?
Ünal’ın verdiği 30 kitap ederini Türk Kütüphaneciler Derneği’ne, Tamer Muhtarın verdiği 3 bin lirayı da Kemeraltı’ndaki Aile-Çocuk-Gençlik- Destek Merkezi’ne bağışladık. Makbuzlarını da aldık tabii ki. Özcan da bugünlerde Bergama Eğitim-İş ve Eğitim-Sen’e bağışlayacak 30 kitap ederini. Kardeş payı yapacak.
Bu arada başka bir gelişme daha oldu. Biricik yeğenim Onur Yılmaz, ‘’ Recai amcacığım, biz ne güne duruyoruz, 50 kitabın baskısını da biz üstlenelim.’’ demesin mi?
Bir çırpıda eşe dosta ve gazeteci arkadaşlara dağıtıvermiştik kitapları. Bu arada Ankara ve İstanbul’daki dostlara gönderdiğimiz kitapların kargo masrafını da Nezahat Özler arkadaşım üstlendi. O, her zaman işin ucundan tutmak ister zaten…
Kitabımla ilgili BirGün yazarı Attila Aşut bakalım ne diyecek, merktayım. Diyor ki ’’ Kitabın adı çok havalı. Bakalım içeriğinde bu çözümlemeyi bulabilecek miyim?’’
Eleştirilerine önem verdiğim sahici bir dost Attila Bey.
Diyeceğim şu ki, bizim kitap tam bir imece örneği. El vereni çok oldu. Sağ olsunlar!
15 Ekim’e gelince…
*
Günlerdir heyecanla bugünü bekliyordum. Geceleri bile rüyama giriyordu salon. Kimler gelecek, konuşacak olursam ne konuşayım, Yeni Parti Karşıyaka İlçe Başkanı ile İl Başkanımız katılabilecek mi? Semih Balaban gelebilecek mi?
Çünkü İzmir’in de Türkiye’nin de gündemi çok hareketliydi. Bir gün önce Halk TV. sabaha karşı basılıp kayyım atanmış, TMSF’ye devredilmişti. Son bir yılda 20 televizyon iktidar tarafından kapatılıp susturulmuştu. Basına olan baskı ve abluka son hızla devam ediyordu. Baskı ve zulüm had safhadaydı.
AKP İktidarında toplam 62 televizyon, radyo ve gazeteye kayyum atanmış, düşünebiliyor musunuz? Dünya Sefalet Endeksi’nde Venezuela ve Sudan’dan sonra üçüncü oluşumuz, elalemin gelir kaynakları otomotiv- dijital teknoloji iken bizim gelir kaynaklarımızın trafik cezaları-bedelli askerlik- imar barışı- noter tasdiki oluşu gibi başımızı öne eğdiren sorunlar yumağı bir ülke olduğumuzu artık bilmeyen yok!
Üç dört gün önce yapılması gereken İBŞB Meclis toplantısının 15 Ekim’e ertelenmiş olması nedeniyle Levent Güçlü Başkanın ve il başkanı Çağatay Güç’ün toplantımıza katılmaları da suya düşmüştü.
Konak Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nin 7. Katında konukları beklerken kapıdan içeri giren Yeni Parti Karşıyaka İlçe Örgütü yöneticilerinin her biri, kitabın/ Karşıyaka’nın/ dayanışmanın ışığını saçıyor gibiydi. Öyle mutlu oldum ki… Belli ki üyeleri olan Recai kardeşlerini yalnız bırakmak istememişlerdi.
Onur Yılmaz’ın jesti olan 50 kitabın 25’ini Karşıyaka İlçe Örgütüne teslim etmiştik. Bergama Yeni Parti’ye de Özcan Durmaz’ın aldığı kitapların tamamını teslim etmiştik.
Karşıyakalılar, kucaklarında 25 kitapla gelmişti salona. İmzalayacağım kitapların geliri partiye kalacaktı.
O gün, biz de programı yönetecek olan emekli tarih öğretmeni Gündüz Özsoy ve emekli vali yardımcısı Ardahan Totuk ile birlikte gelmiştik salona. Avram Ventura bizden önce gelmişti bile.
Salona girmemiş, bizleri bekliyordu kapıda.
Hasan Zeki Sungur’u hiç beklemiyordum. Kıbrıs’ta tatil yapıyordu çünkü. Onu görünce boynuna sarılıvermişim. Tina ise bizden yarım saat önce gelmiş. Horasanlı mimar Tina, bir başka güzeldi o gün. Tüm İranlı kadınlar gibi çok şık giyinmiş kuşanmıştı yine.
Bendeki İran ve İranlı aşkını bilmeyen yok zaten. Babam hep Horasan’dan geldiğimizi söyler dururdu. Bizim değil de ata bildiğimiz büyüklerimizin…
Kan çekermiş derler ya… İran’ın bütün büyük şehirlerinde adımın Ali Recai olması nedeniyle ilgi görmüş, sevilmiştim. Özellikle de Isfahan ve Khorasan’da ( Horasan’da).
Bilginiz olsun, Tina bir mimar/ tırnak uzmanı/ fotoğraf sanatçısı ama aynı zamanda çok güzel şiirler okuyan bir edebiyat âşığı! Tüm İranlılar gibi…
Şairler ve Bestekârlar Derneği Başkanı Şair Nurgül Ekeke de bizi yalnız bırakmayanlardandı o gün. Çok, ama çok da güzel bir şiir dinledik ondan o akşam vakti.
Şaka bir yana, çeyrek yüzyıl önce ben bu kurumda yani Konak Belediyesi Kültür Merkezi’nde yarım gün mesai yapıyordum. Hergün buradayım ya… Başkan yardımcısı Ayşe Zübeyde Hanım, kültür müdürüne sormuş birgün: ‘’ Bu beyi ben her gelişimde görüyorum, kimdir?’’
Kültür müdürü de açıklıyor. ‘’Yarım gün okulunda, yarım gün de bizde çalışıyor.’’
‘’ Peki, bir ücret ödüyor musunuz?’’
‘’ Hayır, ödemiyoruz. O da istemiyor! ‘’
Başkan yardımcısı, ‘’ O halde aynısından bir kişi de ana merkez binaya istiyorum.’’ diyor, sayın müdürümüze.
Ben, burada seve seve yapıyordum benden beklenilenleri. Paneller, konferanslar, dinletiler, geziler… Gezi Kolu olarak müdür yardımcısı Bahar Akdoğan ile birlikte çevre ilçelere ve illere kültür gezileri düzenliyorduk. Ben, o gezilerin rehberi gibi çalışıyordum.

Bir de el ele vermiş 5 bin kitaplı kütüphane kazandırmıştık buraya.
Konak Belediyesi Kültür Merkezi’nin yaşamımda apayrı bir yeri var. Kitaplarımın çoğunun tanıtım kokteyllerini burada yapmıştık. Koca salon ON adlı kitabımın tanıtımında ağzına kadar dolmuş, 18 kişi ayakta kalmıştı hatta. Ayaktakilerden biri de abimdi.
O günlerin Vali yardımcısı Fahir Işıksız, sosyolog Selim Karyelioğlu ve küçücük öğrencim Hazal Yener’in (Şimdi edebiyat öğretmeni)in konuşmacı olduğu bir eğitim programı düzenlemiştim. O programı hiç unutamıyorum örneğin.
Çoğu kişi benim burada memur / kültür müdürünün yardımcısı olarak çalıştığımı biliyordu.
Onlardan biri Arkeoloji Müzesi Müdürü olan arkadaştı.
Yeşilyurt’tan Konak Doğumevi’nin orada inmiş, sağa doğru yönelmiştim. Müzeye doğru işine gitmekte olan müdür, beni görünce, ‘’ Yanlış yöne gidiyorsunuz Recai Bey, Alsancak o tarafta değil, buradan gideceksiniz.’’ demişti gülümseyerek.
O günlerde Çankaya’daki Konak İş Eğitim Merkezi’nde çalışmaktayım. Özel eğitim sınıfı öğretmeni olarak…
Müdüre, ‘’ Okulum bu tarafta müdürüm.’’ deyince nasıl afallamıştı bir görecektiniz. Öğretmen olduğumu yeni öğreniyordu.Beni kültür merkezinin müdür yardımcısı olarak biliyormuş meğerse. Tıpkı şair-yazar Hakkı Gümüştaş gibi…
O da bir televizyon programında kültür müdürüyle yaptığı söyleşide benim müdür yardımcısı olduğumdan söz etmişti. İş Bankalı bir bayan yönetici de şaşırmıştı mesleğimin öğretmenlik olduğunu öğrendiğinde.
Bu kurumla ilgili öyle çok anılarım var ki…
15 Ekim’de dolar taşarız diye düşünüyordum. Eski günlerdeki gibi…
Yeğenlerim / kuzenlerim olan Ayberk ile Mertol oraya çok yakındaydı. Herhalde hastaları vardı ki gelememişlerdi. Göz doktoru Erkan Ünsal ihmal etmezdi ama demek ki onun da hastası vardı. Adnan ile Ülker’in amcaları ağır hasta olmasa mutlaka gelirlerdi. Nezahat Hanım mutlaka gelecekti, demek ki acil işi çıktı.
Bergamalı arkadaşlarım, gel git toplam altı yedi saati göze alamamışlardı herhalde.
Mehmet Atilla, ayağının tozuyla gelmişti Bodrum’dan. Eşini eve bırakır bırakmaz koşup gelmişti. Nasıl da mutlu olmuştum onun aramızda bulunmasına, bilemezsiniz.
Şener Ulu Yeşilyurt’tan, Ali Aksakal Manisa’dan, Mehmet Büke Altınova’dan çıkıp gelmişti. Cumhuriyet gazetesinin idari işler müdürü İsmail Çetinkaya kardeşimi hiçbir etkinliğimde ihmal etmem, davet ederim. Ege Bölge Temsilcisi Mehmet Şakir Örs programın konuşmacısı olduğuna göre o zaten gelecekti Şakir Bey ile.
İsmail’i tanımışlığım yaklaşık 35-40 yıl öncesinden… CUMOK Başkanlığı günlerimden…
Yalan yanlış yapmaya gör, yüzüne söyleyiverir. Onun en sevdiğim özelliğidir bu! Doğrucu Davut dediklerinden…
Gördesli Hatice Erkan hiç olmaz mıydı yanıbaşımızda? O ve kardeşi Ahmet, İzmir’deki bütün önemli toplantıların bir numaralı müdavimidirler.
Karşıyaka Kent Konseyi’nin önceki başkanı Selman Boyacıoğlu ve yürütme kurulu üyesi/ eski CHP İlçe sekreteri Seydi Önder de bizi unutmayanlardandı.
Özetin özeti, o gün Karşıyakalılar olarak Konak deplasmanındaydık ama kendi sahamızda gibiydik. Keşke aramızda Erdal İzgi kardeşim de olsaydı. Birkaç gün önce kitabımı okurken bir fotoğrafını çektirmiş, göndermişti bana. İllâ gelir diye düşünüyordum.
Keşke özel kalem müdürü Umut Bülbül de olsaydı. Salonla ilgili ilk görüşmeyi onunla yapmıştım.
Sanem her zamanki gibi beni unutmayanlardandı.
Cumhuriyet Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi olan Mehmet Şakir Örs ile 50-51 yıl öncesinden tanışıyoruz. Salihli’ye, çalıştığım Çağrı Kitabevi’ne gelir giderdi Alaşehir’den. İlk söz onundu.
‘Yorulmaz Savaş Eri’ başlığı altında anlatmıştı beni. Ne de güzel konuşmuştu. Su gibi bir anlatımla dillendirdi benimle ilgili düşüncelerini. Kitabımın adıyla ilgili bence çok önemli bir değerlendirmede de bulundu.
Felsefe öğretmeni Müjdat Çalış, Eğitim -Sen ile olan ilişkimden hareketle sendikal mücadelemi, Tunç Erciyas Son Mühür’deki köşe yazılarımdan hareketle köşe yazarlığımı, Mehmet Erken ise açtığımız kütüphaneleri ve kütüphaneciliğimizi anlattı onar dakika.
Tina’nın okuduğu şiir, konuklar; Mehmet Atilla, Hasan Zeki Sungur, Ardahan Totuk, Tamer Yıldırım, Safigül Çalışkanelli ve Selman Boyacıoğlu’nun anılara dayalı konuşmaları ve Nüket Hürmeriç’in şiiriyle devam eden programda ben de ‘’ Hep merak etmişimdir, birileri bize mitomanlığı ve kleptomanlığı mı öğretmeye çalışıyor Allah aşkına, nedir bu sabah akşam söylenen yalanlar ve palavralar, yaşanan yolsuzluklar / soygunlar!
Türkiye’yi İmelda- Ferdinand Marcos ‘un akrabaları mı yönetiyor yoksa… Joseph Goebbels vaktiyle ülkemizden biriyle mi evlenmişti acaba?’’ diyecektim. Kendimi buna hazırlamıştım.
Gel gör ki sunucu arkadaşa ‘’ Herkes nasıl olsa beni ve kitabımı anlatacak. Ayrıca benim konuşmam gereksiz olur.’’ demiştim bir gün önce. Olur ya, belki konuşmamı isteyen çıkabilir diye ben yine de kendimi bu sözlere hazırlamıştım.
Mutluluğun büyüğünü masa başında dostlara kitap imzalarken yaşadım.
Bir işe yaramış olmanın mutluluğuydu benimkisi.