Cunda'daki Bekir Coşkun Kütüphanesi... Bizim Bergama Çamköy / Tırmanlar, Ayvalık / Bağyüzü ve Beşiktep'deki açılmaz / ilgilenilmez kütüphanelerimiz gibi değil Limontepe'deki Emirsultan Ortaokulu'nun kitaplığı.
Hani, bazen de açılır fakat hep kilitlidir ya bazıları da... Kütüphanedir ama kitapları hep yepyenidir ve doğru dürüst okuru yoktur.
Emirsultan'ınki öyle değil! Hangi güzel akıl sahibi öyle düşündüyse kitaplık okulun bir odasında / sınıfında değil de koridorda açılmış. Çok sayıda kitapla...
Öğrenciler, öğretmenler, veliler, okula ziyaret için gelen giden konuklar; Jules Verne - Anton Çehov - Nasreddin Hoca - Ömer Seyfettin - Mark Twain - Jack London - Aytül Akal - Feyza Hepçilingirler - Aziz Nesin - Shakespeare vb. şair ve yazarlarla sürekli bir arada olsunlar diye herhalde.
Koridorda yürüyen bir öğrenci en azından her gün bir yazarın / şairin adını görmekte, kitap alıp okumuyorsa da Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, Behçet Necatigil'in, Beydeba'nın kitabı olan kişiler olduğunu anlıyor.
Bu okul bir başka...
Öğrencilere okuma alışkanlığını kazandırmak için kitabı öğrencinin gözünün önüne getiren bir anlayış var bu okulda.
Hani, Anton Çehov demiş ya... "Eğer ilk bölümde duvarda bir tüfek asılı diyorsanız ikinci ya da üçüncü bölümde o silah patlamalıdır. Eğer ateşlenmeyecekse o silah orada asılı olmamalıdır."
"Çehov'un tüfeği" olarak bilinen bu kural, hikâyedeki her ögenin gerekli olması gerektiğini ve ilgisiz unsurların kaldırılması gerektiğini belirten bir anlatı ilkesidir.
Öğrencilere 'okuyun' demektense okunması gereken kitap ve dergileri onların ayağına götürmek, gözlerinin önüne koymak en doğru okutma alışkanlığı kazandırma yöntemidir bence...
Çocuğunuzun keman, flüt, gitar çalmasını istiyorsanız önüne bu enstrümanlardan birini koyacaksınız. Belki bir süre ilgisiz kalabilir ama eninde sonunda birini çalmaya çalışacaktır.
Emirsultan Ortaokulu'nun müdürü, Türkçe öğretmeni ya da kitapsever bir öğretmeni midir bunu akıl eden bilmiyorum ama koridora okul kitaplığı açma düşüncesinin ileride yararlı sonuçlar vereceğine adım gibi eminim ben.

Şair ve yazarlar da davet ediliyorsa alkışlıyorum Emirsultan'ı.
Okulun dikkat çeken özellikleri de yok değil.
Okul yönetimi, dezavantajlı bölgedeki çocukların kişisel gelişimini desteklemek amacıyla bu eğitim-öğretim yılının başında düzenli kurslar ve etkinlikler gerçekleştirmiş.
Tiyatro ve keman kurslarına katılanlar yalnızca sahneye çıkmayı ya da enstrüman çalmayı değil birlikte üretmeyi, birbirlerini dinlemeyi ve birbirlerine saygı duymayı öğrenmiş.
Zeka oyunları, masa tenisi, futbol gibi faaliyetlere katılan öğrenciler, birlikte doğa yürüyüşleri / kitap fuarı ziyaretleri / çevrimiçi söyleşilere katılarak birlikte hareket etmenin keyfini yaşamışlar.
Okullardaki akran zorbalıklarının canımıza tak dediği günlerde Emirsultan Ortaokulu'nda bu gibi sorunların sanatsal - sportif ve kültürel etkinliklerle önlenmiş olması kıvanç verici.
Oluşturulan Emirsultan Sanat Topluluğu çatısı altında 20 kişilik keman, 35 kişilik tiyatro, 20 kişilik yazar grubu bulunuyor.
Ders dışı sanat, spor ve kültür çalışmalarıyla öğrenciler arasında güven, paylaşım ve dayanışma ruhunun güçlenmiş olması nedeniyle okulda disiplin sorunu da kalmamış gibi. Örneğin, hiçbir öğrenci disiplin cezası almamış. Oysa geçmiş yıllarda, yılda ortalama 20-25 arasında disiplin cezası uygulanmış. Bu yıl ise HİÇ!
Sayılar dünyasında sıfır yokluğu, bir ise varlığı temsil eder denir ya...
Evrendeki her büyük hareket, her devasa yapı ve her karmaşık denklem de küçük bir 'bir' ile başlar.
Bir, sadece matematiksel bir değer değil, aynı zamanda felsefi ve toplumsal bir başlangıç noktası.
Akran zorbalıklarını sanatsal - sportif ve kültürel etkinliklerle önlemeyi başarmış bir okulun Karabağlar'daki varlığı göğsümüzü kabartıyor.
Umarız günün birinde bu okuldan Reşit Galip, Hasan Âli Yücel, Mustafa Üstündağ gibi milli eğitim bakanları çıkar da, onlar da Emirsultan modelini yurt sathına yayarlar.
Bu başarıya imza atan okul müdürünü, müdür yardımcılarını ve ilgili öğretmenleri kutlamak, kucaklamak gerekmiyor mu sizce?
