Şirazlı Sadi, dönüp dolaşıp sözlerine kulak verdiğim büyük bir İslâm alimi ve şairi. Onun en meşhur hikmetli sözlerinden biri şu: ‘’ İnsan ruhunu iki şey karartır; Susulacak yerde konuşmak, konuşulacak yerde susmak! ‘’

Toplum olarak adeta bizi sorgulayan bir söz bu.

Onca televizyon, onca radyo ve gazete kapatılır/ karartılırken sokakta/ meydanda konuşmamız/ haykırmamız gerekmiyor mu örneğin?

Dünya Sefalet Endeksi’nde Venezuela ve Sudan’dan sonra üçüncü sıradayken hiç gıkımızı çıkarıyor muyuz … Sorumlulara kafa tutabiliyor muyuz örneğin?

Duyarlı insanlar meydanlarda ama cılız kalabalıklar şeklinde… Çoğunluk sadece seyrediyor, sesini çıkarmıyor. Tabii ki korku, endişe ve yılgınlıktan!

Kınayasım da gelmiyor sessiz milyonları. Yıllardır korkutulmuşlar çünkü.

Ancak, birilerinin de korkunun ecele faydası olmadığını söylemeli.

İşte tam bu noktada Şirazlı Sadi geliyor gözümün önüne.

*

YENİ PARTİ İzmir İl Başkanlığı için GENÇ Çağatay Güç ile YAŞLI Aziz Kocaoğlu aday.

Çağatay Güç 1986 doğumlu. Kocaoğlu ise 1948.

Birisi inşaat mühendisi diğeri beyaz eşya satan işadamı.

Kocaoğlu, üç dönem de İzmir’e başkanlık yapmış biri.

Başkanlık günlerinden kalma bir anımı paylaşmakta yarar görüyorum.

Limontepe’de öğretmenlik yapıyorum. Mesaimiz bitti ve hemen hemen hepsi kadın olan öğretmen arkadaşlarımla belediye otobüsüne binip Konak istikametine doğru gidiyoruz. Şoförün de hemen arkasındayız. Şoför bize doğru dönüp sormaz mı, ‘’ Durağa gelince söyler misiniz abla?’’

Çok sevdiğim/ sesi her zaman çok çıkan arkadaşım ‘’ Sen şoför değil misin kardeşim, bilmen gerekmiyor mu?’’ deyince şoförün hiç unutamadığım yanıtı şöyleydi: ‘’ Tokat’tan geldim abla. İşe sabah başladım. Bu hatta daha yeniyim. Bilmiyorum da…’’

Aziz Kocaoğlu Tokatlı, bunu bilmeyen yok. Şoförümüz de sabah Tokat’tan gelip işe başlamış. Ben merak edip sormuştum. Şoförün ilçesi de Aziz Kocaoğlu’nun ilçesiydi.

O günlerde Tokat’tan gelip işe başlayanlar konusu çok dile dolanmıştı.

İzmirlinin seçtiği başkan, belli ki İzmir’in otobüs şoförü açığını İzmirli ile değil, Tokatlılarla kapatmaya çalışıyordu.

Başkan, hemşerilerini koruyor/ kolluyordu kilometrelerce uzaktan.

*

İşadamının, sanayicinin, tüccarın belediye başkanı ya da milletvekili olmasına öteden bu yana sıcak bakmamışımdır bu yüzden. Çünkü onlar da sınıfının insanlarını koruyacak/ kollayacaktır hep.

Yıllar önce milletvekili seçilmek isteyenlerin arasında emekli öğretmenler, emekli astsubay/ başçavuşlara rastlardım. Hasan Ali Dağlı, Ferhat Aslantaş gibi unutamadıklarım var aralarında…

Bugün ise tüccar, işadamı ve kısaca varsılların borusu ötüyor siyaset dünyasında.

Varsıl siyasetçilerin en bilineni Trump’ın ülkesini ve dünyayı nasıl yönettiği ortada!

Ülkeyi ve kentleri, nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçi sınıflardan gelen bir siyasetçinin yönetmesini doğru bulanlardanım ben.

Karşıyaka’daki çöp dağları, kokmuş etler yarın birgün salgın hastalıklara yol açacak endişesi yaşatıyorken sanayici ailenin kızı olan Başkanın umruna gitmiyor olmalı ki bu kokmuş tablo, üç günlüğüne Gürcistan’daydı.

Öncesinde de Karşıyakalılara 10 yıldır hizmet veren Mehmet Atilla Kitaplığı’nı kapatmıştı sanayici aileden gelen sayın başkanımız. Kitapların okunması, Karşıyakalıların aydınlanması mıdır, başkanı rahatsız eden anlamak zor.

Öğretmen emeklisi bir başkan, sendikacı bir başkan, bilim ve sanat dünyasından bir başkan olsa, kapatır mıydı o kütüphaneyi sorarım! Çöp dağları hiç oluşmamıştı önceki yıllarda. Başkan dediğiniz kişi, bu soruna hemen çözüm bulmaz mı?

Ne yazıktır ki toplumun en duyarlı kesimlerinden bile bir tepki gelmemişti kütüphanenin kapatıldığı/ bilim-sanat- edebiyat söyleşilerinin sonlandırıldığı günlerde.

Amerikan Kız Koleji mezunu ikili ( başkan ve kültür müdürü) kütüphanemizi kapattıkları gibi kitapların akıbetiyle ilgili bir bilgi de vermediler bugüne değin…

Tepki göstermek, itiraz etmek gerekmez miydi bu konuda?

Okur yazar oranının çok yüksek olduğu Karşıyaka’mızda belli ki başkanla ve müdürüyle papaz olmak istememişti ilçemizin entelektüelleri de…

Gel de Şirazlı Sadi’yi anımsama böyle bir durumda.

*

Şimdi, emek eksenli YENİ PARTİ’ye il başkanı olmak için üç dönem büyükşehir belediye başkanlığı yapmış bir tüccar işadamı, partiye başkan olmak istiyor.

Yaşı 80’e dayanmış, beyin hücreleri azalmış biri, İzmir siyasetini dizayn etmeye çalışıyor. Hiç kuşku yok ki yanında yer alacak olanlar da kendi sınıfından olacak.

DİSK, GENEL-İŞ, EĞİT-DER, benzeri bir emek örgütü yandaşları ile çalışır mı sayın patron başkan?

Çağatay Güç’ü daha dün tanıdım. Çok iyi tanıdığımı söyleyemem.

Aziz Kocaoğlu ile ise 1972’den bu yana tanışıyor, görüşüyoruz. Yıllar önce Yazıbaşı’daki kütüphanemizi o açtı. Fotoğraf sergimizi o açtı. Uğur Mumcu’nun kitaplarıyla kütüphanelerimizi zenginleştirdi. Köylere kütüphane açmaya giderken lojistik desteği verdi.

Özetle… Gençliğinde desteklerini gördüğüm bir arkadaşım.

Siyaset dünyasında ‘ kanaat önderliği ‘ denilen bir yüce makam var.

İpini eleyip ununu sermiş olanlar kenara çekilip partili yoldaşlarına pekala bir bilen abi olarak da hizmet verebilirler. Neden illâ İl Başkanlığı?

Ezcümle… Adayımız Çağatay Güç!

Genç olan, diri olan, umut vaat eden, sesimize soluğumuza kulak verecek olan varken yaşlı siyasetçilere oy vermek yok!