Bildik- bilmedik insanların kendisine ‘valim’ diye hitap etmelerinden hiç hoşlanmayan biri…

İnancı gereği Cuma namazlarını hiç kaçırmamış.

Güzelim Türkçemizin Arapçanın yanında ikinci dil muamelesine tabi tutulmasından son derece rahatsız olan biri…

Yılın 12 ayı din/ Allah/ kitap /ezan/ vatan / bayrak diyenleri hiç dinlemeyen bir vatandaş…

Eşine asla adıyla seslenmeyen, hep ‘’ Fatma Hanım’’ diyen bir centilmen…

Cenazesinin İçişleri Bakanlığı tarafından değil, yakınları ve dostları tarafından kaldırılmasını isteyen bir bürokrat…

Turgutlu’nun Yukarı Bozkır köyünde doğmuş, devletten bir kuruş almadan imamlık yapan küçük çapta bir çiftçinin oğlu Mustafa Bey. Altı kardeşten üçüncüsü.

İlkokulu, köylerine üç kilometre ötedeki Çatalköprü’de okumuş. Hergün o kadar yolu yaya olarak gidip gelmiş. Karda kışta, sarı sıcaklarda… Havanın kötü olduğu günlerde öğretmenleri onu ve arkadaşlarını köye göndermez, Çatalköprülü ailelerin evlerine yerleştirirmiş.

Tek gözlü evlerinde ev ödevlerini gaz lambası ışığında yapmış. Çocukluk yıllarında doğru dürüst ne yumurta yiyebilmiş ne de et…

Yamalı ceketle geçmiş Turgutlu’daki ortaokul yılları. Hiç gevrek alıp yiyememiş. Muhalif ruhu 19 yaşında lise öğrenciliğinde depreşiyor Mustafa Bey’in. Seçim çalışması için köyüne gelen bir milletvekilinin ‘’Çocuklarınızı imam hatip okullarına, Kuran Kurslarına gönderin. Sakın ola ki ortaokul ve liseye göndermeyin.’’deyişine dayanamayıp soruyor milletvekiline:’’ Senin oğlanlar nerede okuyor, imam hatipte mi kuran kursunda mı?’’

Sonucun ne olduğu kitabın 34. sayfasında.

Liseyi birincilikle bitirmiş Adını çok havalı bulduğu için Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okumak istemiş. Okula kayıt öncesinde yaşadığı mucizevi güzellikler 40. sayfada.Ve bitirmiş eskilerin Mülkiye dediği Siyasal Bilgiler’i.

1978 yılında kaymakamlık sınavını orta dereceyle kazandıktan sonra aynı yıl Muğla’da maiyet memuru olarak mesleğe adım atmış. Ardından Eceabat’a kaymakam vekilliğine…

1979’da evlenmiş. Köyünde davulsuz zurnasız bir düğünle…

Elbistan’da kaymakamlık… Sonrasında ‘Güzel yurt köşemiz’ dediği Adilcevaz…

Bu arada devlet yönetiminde yaşanan arızalar konusunda duygularını dillendirmekte de sakınca görmüyor. Şöyle diyor:’’ Vekil vali genellikle ya korkak olur/ suya sabuna dokunmaz ya da partililerin gazına gelerek vali olma sevdası ile olmadık şeyler yapar. İktidarların dümen suyuna girer.’’

Adilcevaz günleri topu topu 15gün sürüyor. Niksar’a kaymakam vekili olarak atanıyor.

Burada yaşadığı bir olay insanı ürpertiyor. Öğretmenler arasında çıkan bir kavga nedeniyle o okula gidip hakarete uğrayan öğretmeni alıp ilçenin en işlek caddesinde yürürlerken ülkücülerin saldırısına uğruyorlar ve öldüresiye yumruklanıyorlar.

Niksar sonrasında Yatağan Kaymakam Vekilliğine başlıyor ama sadece 15 gün kalıyor Yatağan’da. Asli kaymakam izinden dönünce Mustafa Bey Marmaris’e gönderiliyor. Belediye işçilerinin direnişte olduğu, şehirde çöplerin toplanmadığı günler… Valinin grev kırıcılığı yapmasını istediği yıllar… Ama kulak asmıyor Turgutlulu Mustafa Bey. Vicdanı el vermiyor grev kırıcısı olmaya.

Ankara’daki kaymakamlık kursundan sonra belgeyi alıyor ve kurada Malatya’nın Doğanşehir’ini çekiyor. Hiç istememiş olmasına karşın belediye başkanlığı görevini de yapıyor burada. Henüz iki yıl dolmadan Eruh’a tayini çıkıyor.

Eruh köylerinde okul inşa edilen yıllara tanık oluyoruz Mustafa Bey’in kaymakamlığında. Ne var ki bu okullar terör örgütlerinde yakılıp yıkılıyor.

Hep düşünürüm, okul yıkıp yakan bu örgütler bu ülkenin insanlarından mı acaba diye. Ne diye vatandaş, kendi ülkesinin okulunu yaksın ki…

15 Ağustos 1984 akşamı yargıç arkadaşının evinde misafirlikteyken ilçe PKK tarafından basılır. Bir er şehit olmuştur. Siirt valisini haberdar etmek için Siirt’e hareket eder ve olay hakkında vali beyi bilgilendirir.

Bu arada garip bir gelişme olur. Bakanlık müsteşarı valiyi arıyor, ilçe basıldığında kaymakamın ilçede olmadığı, bu yüzden kaymakamın hemen görevden alınması isteniyor.

Eruh baskınıyla ilgili olarak Mustafa Erdoğan’ın yorumları kitabın 78. sayfasında yer alıyor.

Edirne’ye çok yakın Havsa günleri başlamıştır kaymakamımızın…

Göreve başladıktan kısa süre sonra ANAP İlçe yönetimi ziyaretine gelir. İl Genel Meclisi üyesi biri ‘’ Kaymakam Bey’’ der.’’ Yarın İçişleri Bakanını arayıp teşekkür edeceğim. Nedeni, ilçemize ANAP’lı sizin gibi bir kaymakamı ataması.’’

Mustafa Erdoğan’ın tepesi atar.’’ Ben partili falan değilim. Siirt’ten geldim. Gücünüz yetiyorsa Hakkari’ye gönderin.’’der.

5 yıl Havsa’da çalışır. Yağmurlu havada iki civciv sulamaktan aciz bir partilinin isteği ile Rize’ye vali yardımcısı olarak sürülür.

Diyabet ve yüksek tansiyon da bu sıralarda başlar.

1992’de Muğla Vali Yardımcısıdır. Vali Lale Aytaman ile çalışır.

1997’nin Eylül ayında Konya Vali yardımcısıdır.

Bir gün yurtdışına yabancı dil kursuna gönderilecekler arasında bir arkadaşının ikinci kez yurtdışına gönderileceğini görünce tepesi atar sayın vali yardımcımızın. Çünkü yaşı 50’ye dayandığı halde kendisine hâlâ sıra gelmemiştir. Valiliği ve bakanlığı ayağa kaldırır. Bakanlık önünde üstüne benzin dökerek kendini yakacağını haykırır. Mücadelesi sonuç verir ve listeye dahil olur.

Ankara’daki iki aylık İngilizce kursunda gördükleri ise onu öfkelendirir. Çünkü çağrılmada doğru dürüst bir ölçüt yoktur. Sıfır İngilizcesi olan da çağrılmıştır yaşı 50 olan da… Yapılanlar komedidir.

İngiltere günlerinde hukukun hâkim kılındığına dair örnekler onu çok etkiler. Öyle etkilenmiştir ki orada yaşamayı bile aklından geçirir. Çünkü ne birbirini aldatmak vardır ne de farklı din ve mezheplere inandıkları için insanları dışlamak…

Mustafa Erdoğan, mesleğindeki sorunları dile getirmekten/ eleştirmekten çekinmiyor, hatta öfkelendiğini duyumsatıyor biz okurlara. Basit protokol kurallarının bile çiğnendiğini görünce dayanamıyor.

Yaşadıkları, onu ‘’ Umut kurumlarda değil, güçlülerdedir. Geriye kalanlar dolgu malzemesidir, göstermeliktir.’’ şeklinde konuşmak zorunda bırakıyor.

2003 yılında Balıkesir’de göreve başlar. 5 yılı geçer bu kentte.

Son görev yeri ise Güzel İzmir’dir. Çok ilginç ama gerçek, İzmir’de 7 yıl boyunca hiçbir görev yapmıyor valimiz. Pardon vali yardımcımız. Görev vermiyorlar!

20’ye yakın vali yardımcısı vardır ama ona göre bu 10 kişi ile de yürütülebilir diye hem kendisini hem de ülkeyi yönetenleri sorguluyor.

Vatandaşı bekleten, israftan hoşlanan bürokratlara tahammülü yok sayın vali yardımcımızın.

Toplam 37 yıl kaymakamlık ve vali yardımcılığı…

‘’ Vatan haini, Atatürk düşmanı ve işbirlikçi İskilipli Atıf Hoca denen yobazın mezarını ziyaret eden, bakana kendi elleriyle çay servisi yapan, makam uğruna kişiliğini ikinci plana atabilen vali olarak anılmaktansa şerefimle sade bir Ege kasabasının Yukarı Bozkır köyünden ‘Gara Mustuva’ olarak anılmak benim için daha büyük bir şereftir.’’ diyebilen Mustafa Erdoğan’ın kitabını büyük bir beğeniyle okudum.

Gururlandım onunla…

Bir yerlerde oturup elini sıkmak, kahvesini içmek umuduyla…