Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) TBMM Grup Başkanı ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, fon piyasasında yaşanan gelişmelerle ilgili partisinin Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yönündeki önergesini TBMM Başkanlığı’na sunduğunu açıkladı. Öztrak, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, sürecin başlangıcı, içeriğindeki gelişmeleri, dahil olan, haksız kazanç elde ettiği ve düzenleyici kurumların zamanında müdahale edip etmediğinin araştırılması gerektiğini söyledi.
“Bu şirketlere dokunulmazlık mı verildi?”
Öztrak paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Fon Skandalıyla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu kurulması önergemizi TBMM Başkanlığı'na sunduk.
Manipülasyonun nasıl başladığı, kimlerin haksız kazanç sağladığı, bu iş ortaya dökülmeden önce, “İçeriden öğrenenlerin ticareti” kapsamında kimlerin söz konusu fonlardan çıktığı, düzenleyici kurumların neden zamanında müdahale etmediği, siyasi ve bürokratik bağlantıların ne olduğu, bütün yönleriyle araştırılmalıdır.
Hiçbir belge saklanmamalı, hiçbir isim korunmamalı, hiçbir siyasi bağlantının üzeri örtülmemelidir. Paranın izinin gittiği yere kadar gidilmelidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yalnızca soru sormuyoruz. Siyasi sorumluluğumuzun gereğini de yerine getiriyoruz. Sayın Genel Başkanımızın başkanlığında yaptığımız toplantıda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, fon skandalıyla ilgili bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik önergemizi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bugün sunduk.
Zarara uğrayan vatandaşlarımızın zararlarının, bu süreçte, ekonomik gerçeklerle veya hayatın normal akışıyla izah edilemeyen aşırı kar ve kazanç sağlayanların el konacak varlıklarından finanse edilmesini sağlayacak bir çerçeve üzerinde, dünya örneklerine de bakarak çalışıyoruz.
Milletin tek kuruşunun söz konusu olduğu yerde, korunacak olan makamlar ve kişiler değil, tüyü bitmedik yetimin hakkıdır.
Kimse unvanına güvenmesin. Kimse makamına güvenmesin. Kimse Saray’daki bağlantılarına güvenmesin. Bu finansal cinayetin siyasi hesabı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, hukuki hesabı ise bağımsız yargı önünde, mutlaka sorulacaktır.
Fon Skandalı nedeniyle yaşanan güven kaybı, Türkiye’nin sınırlarını aşıyor.
Dünyanın önde gelen endeks sağlayıcılarından MSCI, kasım ayında yapacağı incelemesine kadar, Türkiye piyasasında, “Yeterli, somut ve güvenilir bir ilerleme” görülmezse, Türkiye’ye ve Türkiye’de işlem gören menkul kıymetlere yönelik bir değerlendirme süreci başlatabileceğini açıkladı.
Yani birkaç fon ve birkaç şirket etrafında kurulan bu düzen, şimdi Türkiye’nin bütün sermaye piyasalarının itibarını tehdit ediyor.
Açık konuşalım:
Bunun sonuçları çok ağır olabilir. Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda 248 milyar dolarlık dış borç ödemesi var. Buna OVP’de gelecek yıl için öngörülen 39 milyar dolarlık cari açığı da ekleyin. Karşınızda 287 milyar dolarlık brüt dış finansman ihtiyacı var. Üstelik tam da böyle bir dönemde, Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımlar ile Türkiye’den çıkan doğrudan yatırımların neti 2000 yılından sonra ilk kez negatife dönmüş durumda. Yani dış finansmanın vadesi ve kalitesi zaten ciddi biçimde kırılganlaşmışken, bir de bu skandal nedeniyle portföy yatırımları kanalı daralırsa, Türkiye bu 287 milyar dolarlık finansman ihtiyacını nasıl karşılayacak?
Daha da önemlisi,
Hangi bedelle, hangi maliyetle karşılayacak? Bu düzen içinde haksız kazanç sağlayanların bütün mal varlıkları araştırılmalıdır.
Haksız kazançlar geri alınmalı, sorumluluğu yargı kararıyla tespit edilenler yatırımcıların zararından şahsi mal varlıklarıyla da sorumlu tutulmalıdır.
Hukuk, parayı gittiği yere kadar takip etmelidir.
Açıkça soralım:
Fon skandalıyla işlenen finansal cinayetin, siyasi ve bürokratik sorumluları kimlerdir?
Bu soruşturma,
Birkaç fon yöneticisinin, birkaç şirket sahibinin, birkaç piyasa oyuncusunun üzerine yıkılarak kapatılamaz. Çünkü 20 milyar doları aşan fon varlığını kapsayan böylesine büyük bir saadet zinciri, düzenleyici ve denetleyici kurumların gözleri önünde, yıllarca kendiliğinden büyüyemez.
İşte bu yüzden diyoruz ki;
Bu düzeni kuranlar kadar, görüp de müdahale etmeyenler, görevini yapmayanlar, ve varsa bu kişileri koruyan siyaset erbabı da, mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.
Bu saadet zincirine ilişkin ciddi iddialar da var. Tasfiyeye alınan fonlardan birinin, yatırımcıya açılmadan önce elinde bulunduran 12 kişi tarafından suni olarak şişirildiği, bu 12 kişinin çoğunun da, iktidara yakın isimlerden oluştuğu ileri sürülüyor.
Bu 12 kişi kimdir?
Fonları tasfiyeye alınan yedi portföy yönetim şirketinin mevcut ve geçmiş yönetim kadrolarına baktığınızda da, karşınıza adeta bir
“Cumhurbaşkanlığı Külliye Karması” çıkıyor.
Aralarında, Cumhurbaşkanlığı istişare kurullarında görev yapmış olanlar, Cumhurbaşkanı danışmanlığı yapmış olanlar, Türkiye’yi OECD nezdinde büyükelçi olarak temsil etmiş olanlar, bakan yardımcılarının en yakınları var.
Elbette bu görevlerde bulunmak ya da bu kişilerin bir şirkette yöneticilik yapması tek başına suç olamaz.
Ancak bu tablo,
Çok önemli soruları sormamızı da zorunlu kılıyor:
Bu şirketlerin siyasi ve bürokratik bağlantıları, düzenleyici denetleyici kurumların zamanında harekete geçmesini engelledi mi?
Birileri bu şirketlere dokunulmazlık mı verdi?




