Neredeyse... Çeyrek asırdır hep aynı nakarat: “İzmir mega bir köydür!” “Deme böyle kardeşim!” diyeceksin... Başın belaya girecek… Otobüste, metroda, tramvayda, vapurda… Hatta galalarda, kokteyllerde… Hep aynı “yakışıksız” bilmişlik: “Koca bi'köyde yaşıyorsunuz…” Sana ne?

Git, başka bi'yerde yaşa o zaman!..
Madem mutsuzsun...
O zaman...

“Neden yaşamak için İzmir’i seçtin?”

*

Mesela...
Yıllar önce
Bi'tek Abdül Başkan esirgemedi lafını…
Ortadan gitti; adres vermedi:

“İzmir'e köy deniyor… Katılmıyorum; çünkü İzmir ayaklarını yere sağlam basarak gelişmesini sağlayan bir kenttir… Eğer bir kentin betonlaşmasına kentlilik deniyorsa, biz kentliliğin öylesinde yokuz…”

Anlamlı sözler; had bildiriyor, hizaya getiriyor…
Ama…
Neden o günlerde sadece Abdül Batur sözünü dudaktan esirgemedi?
Diğer Başkalar aynı kulvarda neden İzmir’i korumadı ya da yeteri kadar koruyamadı?

*

Üstelik...
Bi’de İzmirliler’i ayağa kaldıran bir “söylem” dalgalandı aylarca...
Nedir o, şudur o!..

Taaa, 16 yıl önce...

Milli Eğitim eski bakanlarından Hüseyin Çelik...
İzmir'deki yerel yönetim hizmetlerini eleştirirken...
Beklenmedik bir tanımla...
İzmirliler’i fena halde üzmüştü şu benzetmesiyle:

"İzmir, pırıl pırıl, nur topu gibi bir çocuk; ama burnu akıyor, “kir pas içinde" şeklinde tasvir etmiş ve bu sözler siyaset gündeminde "İzmir sümüklü bir çocuktur" benzetmesi ortalığı sarsmıştı...

Keşke “fi tarihinde” bu sözleri söylemeseydi Sayın Bakan...

O günlerin diğer başkanları...
“Köysünüz siz, köylü kalın” diyene şaşı bakmasını bilmiyor mu?
Niye bi'tanesi…
“Mega Köy'ün bi'ilçesini yönetmekten gururluyum!” diyemiyor?

Farkındasınız di’mi?
Mars'ta yaşamıyoruz…
İzmir bizim canımız, sevdamız olmalı!

*

Bi’düşünelim ve dönelim geriye...
Şööööyle, 10 -15 yıl öncesine…
Kimler bize, “Bak, böyle olmalısınız” diye…
Kayseri'yi, Konya'yı hatta Bursa'yı örnek gösterdi?

*

Madem “mega köy” diyorsun üzülmeden...
Ne diye koştura koştura...
Hayatının unutamayacağının “en güzel günlerini” yaşamak için…
“Güzel İzmir”e geliyorsun?

*

Ankaralı bi'hanımefendinin ağzına sakız olmuş…
Yaz'dan yaza geldiği Alaçatı'dan ahkam kesiyor:

“Ya, bu İzmir adam olmaz, köy vallahi…”

Haklısın canım…
O zaman…
Masadaki şahane zeytinyağlı enginarı git, başka yerde ye…
Tabii, böylesini bulursan…

*

Bi'yerden nasıl olduysa bizim “boyoz”u duymuş…
Çatal-bıçakla boyozu “katletmeye” çalışıyor!
Dişleyerek kopara kopara yiyemediği için tadını alamıyor!
Boyoz'un yanındaki yumurtaya da şaşkın şaşkın bakıyor!
Yahu, İzmir'den Kars'a…
Koli koli boyoz yollayan fırınlar var İzmir'de…

*

Tamam, kentsel dönüşüm şart…
Deprem'den asıl İzmir'in korkması lazım…
O'nu da başaracak bu güzel kent…

*

Mega köy ile tatil köyünü karıştıranlara…
Söyleyecek sözüm yok ama…
Yaz geldi mi, niye akın akın İzmir'e yelken açıyorsunuz?
Bakın...
TÜİK verilerine göre...
İzmir, 2024 yılında 117 bin 889 kişi...
2025 yılında ise 106 bin 83 kişi göç aldı...
Benzer şekilde...
2022 ve 2023 yıllarında da kente gelen kişi sayısı...
Yıllık bazda 110-120 bin bandında seyretmişti...
Neden son dört yılda 120 bin beyaz yakalı…
Sizce?
Yaşamak için “İzmir”i seçti?

*

Yafta hazır:

“İzmir Körfezi b..k kokuyor!”

Ara sıra, bazı bazı…
O'nu da halledeceğiz evelallah…
Siz, bu kentten şikayet ederken…
Bi'zamanlar…

İstanbul'da çöp dağları arasında yaşadığınızı…
Haliç'in uykunuzu bile bölen iğrenç kokusunu…
Ne çabuk unuttunuz?

İzmir'e “mega köy” demek / diyebilmek…
“Keşke bütün şehirler köy olsa!” dedirten…
Beton aşıklarının(!)
Aşırı kıskanç halidir…
Aslına bakarsanız…
İzmirli olmadığı için…
İzmir'de yaşama fırsatı bulamadığı için…
Hatta ve dahi…
İzmir'de doğmamış olmanın hezeyanıdır!..

*

Ev tarhanasını seviyoruz…
Kabukları soyulmuş domatı tuza banıp sokakta yiyoruz…
Yaprak sarmasından bi'oturuşta 30 tane götürürüz…
Sakatat'a dayanamayız, n'apalım…
Turp otu haşlamasına bayılırız…
Ağzınızı sulandırmış olmayayım ama…
Bunları tadabilmek için…
İzmir'e gelmek zorunda kalırsınız!..

*

Bi'hayli eksiğimiz olabilir…
Kent merkezinde ana arterlerde sabah akşam…
Trafikte sıkışıyoruz, “La havle” çekiyoruz…
Tamam ama…
Sen de iş yerine bir saatte gidiyorsun İstanbul'da…
Belki de daha uzun sürede...
Unuttun mu?
Bizim kışın bile palto giymek aklımıza gelmez…
İstanbul, Ankara'yı yurt edinenler…
Kafadan dört ay palto giyer…

*

“Mega Köy dediğin İzmir”in…
Köyleri bile “kent” gibidir…
Çık 40 kilometre kent merkezinden…
Yeni sağılmış taze süt içersin…
Enginar'ı tarladan bıçağın varsa kendin kesersin…
İncir ağacından bardacık toplarsın…
Göz hakkı diye kimsecikler bi'şi demez…
Demek istiyorum ki:
Aşk'la seveceksin bu güzel şehri…
Atatürk'ü sevdiğin gibi seveceksin…
Sırf seni sahte gülücüklerin sahipleri alkışlasın diye…
“İzmir mega bir köydür!” demeyeceksin!…
Kalp'ten seveceksin…
Aşk'la seveceksin…
Neden?
Çünkü, her şeyin başı aşk…
Aşk'ın atar damarı da kadın!
Neden?
Çünkü...

“İzmir'in kadınları önderdir, öncüdür… Bunu girdiğiniz her mekanda, yürüdüğünüz her sokakta, İzmir'in her yerinde her anında hissedersiniz… O nedenle İzmir bir kadın şehridir… Bunu bilmeyen İzmir'de yaşayamaz…”

İzmir'e “mega köy” diyenler…
Aşk'tan nasibini almamışsa…
Ben ne diyeyim?

Nokta…

Hamiş 1: "İzmir, aydın fikirli ve özgürlüklerin şehridir... Sıcak iklimi kadar insanı da sıcaktır... / Haluk Bilginer – Sanatçı... "

Hamiş 2: "İzmir'i anlatmak zor; çünkü bu şehir anlatılmaz, yaşanır... / Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)

Sonsöz: “Türkiye'den sıkıldığımda İzmir'e giderim ben… / Yılmaz Özdil… / Gazeteci - Yazar”