Son Mühür / Yağmur Daştan- İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği (İZDEDA), 1–7 Mart Deprem Haftası kapsamında kentin hayati meselesini masaya yatırıldı. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi Konferans Salonu’nda düzenlenen “İzmir Depreme Hazır Mı?” başlıklı panelde; bilim insanları, mühendisler ve sağlık yöneticileri şehrin afet direncini tüm yönleriyle ele aldı. Gazeteci Oktay Güçtekin’in moderatörlüğünü üstleneceği etkinlikte Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Doç. Dr. Başak Bayram ve Prof. Dr. Özgür Özçelik konuşmacı olarak yer aldı. Panelde kentin mevcut yapı stoku, deprem master planındaki son durum, sağlık sisteminin afet anındaki kapasitesi ve kentsel dönüşümde bilimin rolü gibi kritik başlıklar hakkında bilim insanları dikkatleri çeken açıklamalarda bulundu.

Panelin açılış konuşmasını İZDEDA Kurucu Başkanı Haydar Özkan gerçekleştirdi. Özkan, 30 Ekim 2020’de gerçekleşen ve İzmir’de 117 vatandaşın hayatını kaybetmesinin ardından yaşananları ve bugün gelinen noktayı anlatan Özkan, “Anlıyoruz ki çok da bir şey değişmemiş” dedi.

Deprem haftasında gerçekleşen ve İzmir’in önde gelen bilim insanları ve depremzedelerin bir arada olduğu buluşmada, İzmir siyasetinin üst kademelerinden tek bir ismin dahi katılmaması dikkatleri çekti.

6 Şubat’ta yaşadıklarını anlattı: Hazır olduğumuzu söylemek imkansız

6 Şubat’ta yaşadıklarını anlattı: Hazır olduğumuzu söylemek imkansız

Panelde, olası bir afet durumunun sağlık sistemi üzerine etkilerini anlatan Doç. Dr. Başak Bayram, “Sağlık sistemi yoğun bir hasta yükü içinde. Biz bunu yoğun şekilde yürütüyoruz. Bu süreçleri nasıl yürüteceğimizi sürekli düşünüyoruz. Bu süreci kontrollü şekilde idare edebileceğimizi düşünüyoruz ama size 6 Şubat senaryosu anlatayım. Ekipler İzmir’den birkaç uçakla yola çıktı. İlk ekiplerde sağlık çalışanlarından çok psikoteknik ekipleri vardı. Ortopedik cerrahlarla yola çıktık. İncirlik Hava Üssü’nde 4 saat araç bekledik. Orada bir pilot bulduk, ‘Hataya gideceğiz ama aracımız yok’ dedik. O da bize ‘Artık bir helikopteriniz var’ dedi. Havalandık gittik, bizi karşılayacaklarını düşündük ama karanlığın içine indik. Hatay Eğitim Araştırma Hastanesi’ne indik, oranın yıkıldığını gördük. Sonrasında başka bir hastaneye gittik. Çok organize, yetenekli sağlık çalışanlarımız var. Türkiye’ de3 binden fazla acil tıp uzmanı var. Her acil tıp uzmanı, afetler konusunda eğitimlidir. Biz bunun için yıllarca hazırlandık ama o gün gördük ki biz aslında hazır değilmişiz. Bir şeye hazır olduğumuzu söylemek imkansız. Bu kadar bir yükü kaldırmak istiyorsak daha organize, koordinasyon ve iletişimin kusursuz yürütüldüğü bir organizasyona ve her şeyden önce sağlık açısından o binaların yıkılmamasına ihtiyacımız var” dedi.

“Şehrin kritik yapılarının yıkılmaması lazım”

“Şehrin kritik yapılarının yıkılmaması lazım”

“Sağlık açısından kurtarma ekipleri hepimizin ilgisini çekiyor ama bir sorunumuz var. Binalar yıkıldıktan sonra altından çıkardığımız insanlara çok iyi sağlık hizmeti sunamıyoruz” sözleriyle devam eden Bayram, “Eğer hastaneler güvende değillerse, çadırlar kurabiliriz ama iyi bir sağlık hizmeti sunamayız. Biz sağlık çalışanları olarak binlerce hasta yükünü kaldırabilecek sisteme sahip olabiliriz ama onlara hak ettikleri şekilde bakabilmemiz için o binaların yıkılmaması lazım. Ege Üniversitesi binası eski, Tepecik benzer durumda. Bozyaka yapım aşamasına girdi. Bunlar şehrin kritik yapıları. Bizim ana odağımız yaşatabileceğimiz kadar çok kişiyi yaşatmak. Bu bağlamda bu hastanelerin önemini anlayabilirsiniz. Aynı kalitede hizmet için bizim sayımızın ve sağlık yapılarımızın iyi olması gerekir. Bunun için çalışma yapılması kesin. İzmir’deki yaşanan depremden sonra tüm hastaneler değerlendirilmiş; Eşrefpaşa Hastanesi’nde de böyle bir sorun yaşandığı için biz yeni binamızı inşa ediyoruz. Diğer hastanelerde de böyle bir sürecin olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Asıl soru, afet öncesi neler yapılabileceği”

“Asıl soru, afet öncesi neler yapılabileceği”

“İzmir’in yapılaşması depremle uyumlu mu?” sorusuna Prof. Dr. Sözbilir, “Afetin yönetilmesi sadece arka koltuktan yapılması gereken çalışmaları içermez, afet öncesi çalışmalar çok daha önemli. İzmir depreme hazır mı, değil. Hiçbir anlamda hazır değil, Türkiye’nin hiçbiri hazır değil zaten. İzlenen politikaların adaptasyon süreci büyük problemlerle hayatımıza geliyor. 1999’dan sonra ‘Afet olsun, enkaz altındaki insanı nasıl kurtarabiliriz?’ sorusu sorulmaya başladı. Bu soru, 2015’e kadar soruldu. Asıl soru, afet öncesi neler yapabileceğimiz… Zemini tanımadan, fayı tanımadan 25 yıl yanlış bina yapmışız. Bunun altındaki sebep mühendislik yapısının çalışmaması. Bunu 25 yıl yapmışız, şu anda o binalarda yaşıyoruz. İzmir’de bu yapı stoku yüzde 50 sıkıntılı; 1999 öncesi yapılmış işte o problemli binalar. Dolayısıyla İzmir’de afetle ilgili çalışmalarda herkes bir şeyler yapıyor ama olması gerekeni yeni yeni yapmaya başladık” mesajı verdi.

“Lisans üstü düzeye çekmemiz gerekiyor”

“Depreme ne toplum ne devlet… Hiç kimse hazır değil” sözleriyle devam eden Prof. Dr. Sözbilir, “Bir iki ay içinde Türkiye’nin yeni deprem yönetmeliği yayınlanacak. Orada göreceğiz ki kurallar en üst seviyede. Okul, hastane gibi insanların yoğun yaşadığı yerde bu binalar yıkılamaz. O yüzden hastaneler, binalar yapılırken birçok şart getirildi. Bir okulu, kreşi asla sıvılaşma tehlikesi olan yere koyamazsınız. Neden yapmışız, çünkü bilgimiz yetmiyor. Çünkü biz 4 yıllık üniversite bitirene imza hakkı vermişiz. Dünyada, üniversiteden sonra bir 5 yıl uzmanlık süreci var. Bu, bizde de olmalı; özellikle mühendislikte. Biz mimarı, jeolojik mühendisini, mimarı lisans üstünde de eğitebilirsek o zaman ölmeyeceğiz, ben bunu düşünüyorum. Binalarımızın birçoğu jeolojik anlamda yanlış yerde, bunu yaparken de önlem almamışız. Faylarımız, sıvılaşma tehlikesi olan yerlerde hala binalarımız var” dedi.

“Master planı yıl sonuna kadar bitecek”

“Master planı yıl sonuna kadar bitecek”

Türkiye’nin ilk deprem master planı İzmir’de yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Sözbilir, “Ama o zaman sadece İzmir fayı biliniyordu; Samos fayı, geri kalan 17 fay bilinmiyordu. Manisa’da kırılan fayın İzmir’i etkilediği de bilinmiyordu. Eğer ben Samos fayını iyice araştırsaydım, o insanlar orada ölmeyecekti. Şu anda da 4 ayaklı bir fay var, herhangi bir yeri etkileyecek. Bergama fayı var, orası kırılırsa belki sadece Bergama’yı etkileyecek. Hangi fayın, nereye etkileyeceği araştırılmalı ki ona göre senaryolar oluşturulmalı. 25 yıl sonra yeniden yola çıkarak master plan için çalışmalar yapıyoruz. 30 ilçede çalışma yapmak gerekiyor, sadece metropolü yapmakla olmaz. Olaya bir bütün olarak bakmak gerekiyor. Deprem master planı önemli bir çalışma, yeni başladı ve yıl sonunda bitirmeye çalışıyoruz. Doğal afet eksenli bir kentsel dönüşüm ve deprem konutları gibi bir mekanizma oluşturulmalı. Bunu İzmir için hızlı şekilde yapmalıyız. Bornova, Bayraklı, Hatay… binaları yıktıktan sonra ayna yere yapmamız gerekmiyor. Binaları doğru yere yapmamız şart” diye konuştu.

“Belediye meclisi değil, bilim karar verir”

“Binanın kaç kat olacağını, emsalini belediye meclisi söyleyemez” mesajı da veren Prof. Dr. Sözbilir, şunları aktardı: “Ona bilim karar verir. Mutlaka kentsel dönüşüm mantığını en üst seviyedeki bilimle çözmemiz gerekiyor. Düz mühendisle olmaz. Bir master planı yapacaksanız; büyükşehirde devlette ondan anlayan insan yok. O yüzden onları denetleyecek insanlar olmalı. Mutlaka, bilimin en üst seviyesine göre hareket etmemiz gerekiyor. İzmir’deki en riskli fayları kestik, içine baktık. Tuzla Fayı’nın deprem üretme zamanının geldiğini görüyoruz. 2 bin yılda bir deprem üretiyor, 2 bin yıldır kırılmıyor. Yakın zamanda hangi fayın riski var onu görüp master plana sokacağız. Foça fayının yakın zamanda deprem üretme şansı yok. Dağkızılca fayının da deprem üretme şansı yok, bir daha kırılması için bin yıl geçmesi gerekiyor. Master planı yapıp ona göre hareket ettiğimizde o fayların kırılmasından sonra da çok rahat çıkacağız.”

“İlk önce en riskli konutlar tespit edilmeli”

“İlk önce en riskli konutlar tespit edilmeli”

“İzmir’in zayıf bir yapı stoku var, bunun nedeni teknik değil” mesajı veren Prof. Dr. Özgür Özçelik de şunları söyledi: “İşin teknik boyutu kolay. Biz binalarımızı, yapılarımızı kriz ve afet anlamında mutlak suretle kullanılabilir şekilde nasıl inşa edebileceğimizi biliyoruz. Hem geleneksel hem de teknolojik yöntemlerle bu yapıları depreme karşı dayanıklı tutmayı biliyoruz. Deprem tehlikesi çok daha yüksek ola Japonya, Kaliforniya bizim kadar etkilenmiyor. Bunun nedeni onların daha çok bilmesi değil; bizdeki topyekûn unsurların yeterince çalışmıyor olması. Siyaset, popülist yaklaşımlarla çıkan imar affı, ruhsatlar gibi… Bizim yoğunlaşmamız gereken konu can güvenliğini sağlayıp can kaybını azaltmak. Bunda da en önemli konu: En riskli konutları nasıl tespit ederiz? Bunun üzerine yoğunlaşmak gerekiyor. Can kaybını azaltmak istiyorsak o grubu bulmamız gerekiyor. Ondan sonra kenti daha hazır hale getirmek mümkün.”

“Kötü bir yapı stokumuz var” sözleriyle devam eden Prof. Dr. Özçelik, “Tehlike, depremin yarattığı sarsıntı; bu tehlike yerden yere değişiyor. Bina riski ise farklı bir şey; o da üst yapının tehlikeye verdiği tepki. Tehlike ve risk haritasını üst üste koyduğumuzda tehlikesi az olan yerde dahi risk daha büyük. Tehlike çok önemli ama yaşadığımız üst yapının zayıf olması. Böyle olunca da depremden sonra çok sayıda hasarlı binalarla karşılaşıyoruz. Bu binaları hızla elden geçirmek lazım; bunun için de bakarak binayı değerlendiriyorsunuz. Öyle olunca da sonuçlar çok güvenilir olmayabiliyor. Binlerce yapı olduğu için oturup da analiz yapamıyorsunuz. Bunun riski de az, orta ve ağır hasar oluyor. Orta hasar konumunda olan çok sayıda yapımız var. O kısım az hasarlıya da çok hasarlıya da gelebiliyor. Dolayısıyla herhangi bir tereddüdünüz varsa bir daha dikkatli şekilde bakılsın. Bizim sosyoekonomik yapımıza baktığımızda insanların cebinde para yok, dolayısıyla emsal artışlarla daha yüksek yapı ve yoğun bir kent ortaya çıkıyor. Bu yüzden güçlendirmenin kesinlikle değerlendirilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Muhabir: Yağmur Daştan