İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı Zeytinköy, haritada küçük bir nokta gibi görünse de içine adım atanı şaşırtıyor. Şehir merkezine yaklaşık 89 kilometre uzaklıkta. Selçuk’a 14, Kuşadası’na 23 kilometre mesafede. Ama asıl uzak olduğu şey; gürültü, acele ve yorgunluk.

Köy adını çevresini saran zeytin ağaçlarından alıyor. Sokaklarında yürürken toprağın ve yaprağın kokusu hissediliyor. Rüzgâr sert esmiyor, yüzüne yumuşak dokunuyor. Zaman burada hızlı akmıyor. Ağır ağır geçiyor.

Tarihle iç içe bir geçmiş

Zeytinköy’ün geçmişi Cumhuriyet öncesine uzanıyor. Bir dönem Rum çiftliği olan köy, 1924 mübadelesiyle Selanik’ten gelen muhacirlerle yeni bir hayata başlıyor. Dağlardaki zeytin bolluğu köye adını veriyor.

Önünde uzanan geniş ova, bir zamanlar “Alaman Gölü” olarak anılıyor. Almanlar tarafından işletildiği bilinen maden ocaklarının izleri, Alaman Boğazı’ndan Gölova’ya uzanan vadide hâlâ görülebiliyor. 1960’lı yıllarda göl kurutuluyor, arazi köylüye kiralanıyor. Tarım yapılıyor. Ancak deniz suyunun toprağa karışmasıyla toprak yeniden çoraklaşıyor. Doğa bir süre susuyor gibi oluyor ama tamamen vazgeçmiyor.

1990’lardan sonra bölge kuş cenneti olarak millî park ilan ediliyor. Kuruyan gölün yerini bu kez kuş sesleri dolduruyor. 2007’den itibaren İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına dahil ediliyor.

Kazan Gölü’nde sakinlik

Köyün hemen yanında yer alan Kazan Gölü, diğer adıyla Akvaryum Gölü, berraklığıyla dikkat çekiyor. Suyun yüzeyi adeta cam gibi. En derin noktası yaklaşık dört metre. Yaz aylarında hafta sonları kalabalık artsa da gölün dinginliği çok değişmiyor.

Göçmen kuşlar yılın belli dönemlerinde burada konaklıyor. Sazlıkların arasından yükselen sesler, şehirde alışılmayan bir ritim oluşturuyor. Kampçılar için burası sadece çadır kurulan bir alan değil. Sabah beton yerine suyun kokusuyla uyanılan bir yer.

Nar bahçeleri köyün simgesi

Eylül sonu geldiğinde köy başka bir renge bürünüyor. Nar hasadı başlıyor. “Zeytinköy Narı” olarak bilinen tür, iri taneli ve bol sulu yapısıyla öne çıkıyor. Dalından koparılan narın ağırlığı elde hissediliyor.

Nar yalnızca sofralık olarak kalmıyor. Nar ekşisine dönüşüyor, kahvaltı masalarına giriyor. Köyün bereket hikâyesini taşıyor. Bahçelerde yürürken dalların arasından süzülen ışık, insana iyi geliyor. Belki de en çok bu yüzden buraya gelenler yalnızca fotoğraf çekip gitmiyor, bir duygu biriktiriyor.

Sade ama gerçek bir Ege sofrası

Zeytinköy mutfağı gösterişli değil. Ama samimi. Zeytinyağlı yemekler, yöresel otlarla yapılan börekler ve doğal ürünlerle hazırlanan köy kahvaltıları hayatın doğal bir parçası. Sofraya konan şey sadece yemek değil, emek.

Köy, Efes Antik Kenti’ne, Meryem Ana Evi’ne, Şirince’ye ve Selçuk Kalesi’ne olan yakınlığıyla da dikkat çekiyor. Sabah göl kenarında yürüyen biri, öğleden sonra antik taşların arasında dolaşabiliyor. Akşam tekrar köyün sessizliğine dönüyor. Çevredeki yürüyüş parkurları ve patikalar hem yürüyüş hem bisiklet için tercih ediliyor.

Gürültüden uzak bir hayat

Rakımı 10 metre. 2009 verilerine göre nüfusu 671. Küçük bir yerleşim yeri. Ama sunduğu huzur büyük. Burada lüksün tanımı değişiyor. Lüks, sabah göl kıyısında yalnız yürümek. Lüks, dalından nar koparmak. Lüks, taş bir evin önünde akşam serinliğini hissetmek.

Zeytinköy, kalabalık tatil beldelerinden uzak durmak isteyenler için sessiz bir alternatif olarak öne çıkıyor. Bazen insanın ihtiyacı olan şey çok büyük planlar değil. Küçük bir köy. Temiz bir hava. Biraz da yavaşlamak. Zeytinköy tam olarak bunu hatırlatıyor.

Kaynak: Haber Merkezi