Son Mühür / Yağmur Daştan - Türkiye’de eğitimde derinleşen kriz, artık rakamların ve istatistiklerin ötesinde, çocukların boş beslenme çantalarında, öğretmenlerin geçim kaygısında ve velilerin çaresizliğinde somutlaşıyor. Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, son yıllarda art arda yaşanan ekonomik ve yapısal sorunların kamusal eğitimi adım adım çöküşe sürüklediğini vurgulayarak, “Yoksul daha yoksul, orta sınıf yoksul, zengin ise daha zengin oluyor; bunun en ağır bedelini de çocuklarımız ödüyor” sözleriyle 2026’nın ilk gününde eğitimin karşı karşıya olduğu karanlık tabloya dikkati çekti.
‘Krizin faturası yoksula kesiliyor’
Özellikle son üç ila dört yıldır hem öğrencilerin hem de velilerin zorlu bir süreçten geçtiğinin altını çizen Kalafat, “Biz veliler, doğrudan etkilenen tarafta olmasak da çocuklarımız dolayısıyla yaşananların içindeyiz. Çocuklarımızın yaşadığı sorunlar bizleri de üzüyor. Ülkede ekonomik kriz olduğu ifade ediliyor ve bu krizin faturası ne yazık ki her alanda ilk önce yoksul kesime kesiliyor. Ülkedeki krizi kabul ediyoruz ama baktığınızda asgari ücrete sadece yüzde 27’lik bir zam yapıldı. Bu durum, krizi çözmek yerine temelde başka problemlere yol açıyor. Yoksul, daha yoksul, orta sınıf yoksul; zengin ise ne hikmetse bu denklemde daha zengin oluyor. Bunun okullara yansıması da bu şekilde oluyor. Bakanın bile kendi çocuğunu özel okula gönderdiği bir ülkede, kamu eğitiminin nasıl olduğunu konuşmak çok gerçekçi değil. Kamu eğitimi iyi olsaydı bakanlar da çocuklarını özel okula değil devlet okuluna gönderirdi” dedi.
‘Eğitimciler de açlık sınırının altında…’

Asgari ücretin dışında memurların da zam oranlarının da aşağı yukarı belli olduğunu söyleyen Kalafat, eğitimcilerin de artık açlık sınırının altında maaşlarla yaşamlarını sürdürmek zorunda kalacağını dile getirdi. Kalafat, “Bir öğretmen karnını nasıl doyuracağını düşünüyorsa bu ülkede sağlıklı bir eğitim sisteminden bahsedilemez” mesajı verdi.
‘Çarpan etkisi katlanarak devam edecek’
Okulların personel, nitelikli öğretmen ve fiziksel koşullar açısından günden güne daha da yetersiz kaldığını belirten Kalafat, böylesi durumlardan eğitim öğretim sürecinin oldukça problemli bir hal aldığını söyledi. “Bir sene içerisinde üniversite sınavına 1 milyonu aşkın öğrenci başvuru dahi yapmadı” hatırlatmasıyla sözlerini sürdüren Kalafat, “Artık çocuklarımızın geleceğe dair beklentisi eğitimle ilgili değil. Kendilerini hızlıca iş hayatının içine atabilecekleri adımlar atıyorlar. Belki de eğitime hiçbir güvenleri kalmadığı için bu sürecin içinde yer almak istemiyorlar. Karanlık eğitim tablosu içinde biz hala okullarda MESEM, ÇEDES gibi Orta Çağ dönemlerinden kalma ‘kölelik’ ya da ‘gerici’ eğitim programlarını konuşuyoruz. Hala lisenin iki sene azalıp azalmayacağı konusunda tartışmalar sürüyor. Bu kadar karanlık bir dönemde çocukların okulda bir öğün yemeğinin karşılanması noktasındaki taleplerimize karşılık aldığımız cevap ‘Devletin görevi çocukların karnını doyurmak değil’ oluyor. Bu ülkede özellikle kız çocuklarıyla ilgili temel fiziki ihtiyaçları gideremedikleri için devamsızlık ve okul terki çok yaygınlaşmış durumda. Çarpan etkisi olduğu için bunun 2026’da da katlanarak büyüyeceğini düşünüyoruz. Bu zamana kadar zorluklarla devam eden durum, üç çocuğu olan bir velinin çocuğunu okula gönderememesi, kız çocuklarının okula gitmesinin daha da zorlaşması anlamına geliyor. 2026 eğitim açısından çok karanlık görünüyor” ifadelerini kullandı.
‘Bir şişe su verilmesi zor değil’
Araştırmalar, Türkiye’deki 75 bin civarında okulun 60 bininde ücretsiz içme suyu mevcut olmadığını ortaya koyuyor. Bu da çocukların ya tuvaletlerdeki musluklardan su içtiği ya da suya her gün ortalama 30 ila 40 lira harcadığı anlamına geliyor. Okullarda tuvalet musluklarından su içmenin giderek yaygınlaştığını söyleyen Kalafat, “Ne yazık ki böyle durumlar var. Bir öğün talebini geçtim… Bu devlet açısından yapılamayacak bir şey değil ama 20 milyon çocuk için bu durumun zor olduğunu kabul ediyorum. Ciddi bir plan, proje ve inanç gerekiyor. Fakat bu su için geçerli değil. Çocuklar günde 1 litre su içsinler… Bunun gerçekleşmesi, okullara temiz su ya da arıtma sisteminin kurulması ya da birer şişe su verilmesi… Bu, silinen bir borçtan ya da vergi affından daha az maliyetli bir durum. Konuyla ilgili Gıda Mühendisleri Odası ile konunun uzmanı akademisyenlerle hazırladığımız çalışmaları bakanlığa ilettik fakat böyle bir tercihleri yok. Kendi çocuklarının devlet okullarına göndermedikleri için alt tabakanın yaşadıkları sorunları göremiyorlar. Tuvaletten su içen çok öğrenci var. Oysa çok basit bir yöntemle sorunlar çözülebilir. Yemeği geçtik, bir dilim kek, bir küçük paket süt versinler. Buna razı olduğumuz yerde suya dahi ihtiyaç duyuyoruz. Durumumuz gerçekten çok kötü. Keşke bunları konuşuyor olmasak. Mesele öğrenciler, mesele geleceğimiz. Bizim ilk önce geleceğimize sahip çıkmamız gerekiyor” diye konuştu.





