Son Mühür / Atakan Başpehlivan Konak Kent Konseyi öncülüğünde, Dünya Su Günü kapsamında Tahtalı Barajı’nda bir basın açıklaması düzenlendi.

Menderes’te gerçekleştirilen açıklamada, su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulanırken, artan kuraklık riski ve bilinçli su tüketimi konularına dikkat çekildi.

Hamit Mumcu: Suya erişim kadın emeği ile sağlanıyor

Basın açıklamasını paydaşlar adına okuyan Konak Kent Konseyi ve Ege Kent Konseyleri Birliği Başkanı Hamit Mumcu, "Gerek iklimsel koşullar gerekse sosyo-ekonomik koşullar nedeni ile gelişmemiş ülkelerde birçok bölgede kısıtlı olan suya erişim kadın emeği ile sağlanıyor. Kadınlar ve kız çocukları kendileri ve ailelerinin temel ihtiyaçları için gerekli suyu kilometrelerce uzaklıktaki kuyulardan taşımak zorunda kalıyor.
Ülkemiz nüfusunun ise yaklaşık %98’i içme ve kullanma suyu şebekesi ile hizmet almakla birlikte özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı köylerinde veya yaylalarda, suyun kaynaktan eve taşınması hâlâ büyük oranda kadının sorumluluğundadır. Kentlerde veya afet durumlarında (örneğin deprem sonrası suyun kesilmesi), ev içi temizlik ve hijyen yükünü doğrudan kadının omuzlarına yüklemektedir. Deprem bölgesinde şehir merkezlerinde su akışı büyük oranda sağlansa da yenileme çalışmaları nedeni ile kesintiler devam etmektedir. Yaklaşık 300 bin nüfusun barındığı konteyner kentlerde ise suya erişim hassas durumdadır. Bu koşullarda kadınların taşıdığı mutfak yükü ve temizliği koruma çabası bir toplumsal cinsiyet meselesine dönüşüyor.

Kentimize geldiğimizde ise kuraklık ve su sıkıntısı nedeni ile geçtiğimiz yaz başlayan ve aylarca devam eden su kesintileri evlerde kadınlar başta olmak üzere kent halkının günlük hayatını olumsuz etkilerken suyun yaşamsal önemini bir kez daha hatırlattı. Suyun yaşamsal önemi ortadayken; korunması gereken su varlıklarımız, hem miktar hem de nitelik olarak azalıyor, sulak alanlarımız kuruyor, yağmalanıyor, yok oluyor. İmara, ranta dayalı kentleşme ve çevre politikaları doğa olaylarını felaketlere dönüştürüp, büyük yıkımlara neden oluyor. Enerji, madencilik, sanayi ve turizm gibi faaliyetler konusundaki denetimsizlik de yaşamı ve doğayı tehdit ediyor. Mevzuat değişiklikleri, koruma amaçlı planlar ve torbadan çıkan düzenlemeler ile sularımız gözden çıkarılıyor.

Yüzey sularımız, yeraltı sularımız, denizlerimiz, kıyı alanlarımız, havzalarımız, suyumuzu koruyan ormanlarımız, sulak alanlarımız, korunan alanlarımız, biyolojik çeşitliliğimiz, doğal ve kültürel varlıklarımız, yaşam alanlarımız rant uğruna yok ediliyor ya da aşırı kirletiliyor. Ülkemizde de 1960’lardan bu yana sulak alanların yarısı ekosistem özelliklerini kaybetti.
Bölgemizde de durum ülke genelinden farklı değil. İzmir’in de içinde bulunduğu Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Kuzey Ege havzalarında yerüstü ve yeraltı su kütlelerinin büyük kısmının nihai durumunun kötü ve zayıf olduğu havza yönetim planlarında paylaşılıyor.
Havzalarımızda yüzey ve yer altı sularına yönelik kirlilik baskısı artarak devam ederken, kontrolsüz yeraltı su çekimleri ile su varlıklarımız yok oluyor. İzmir’in içme suyunun yaklaşık %50’sini sağlayan Tahtalı ile Gördes baraj havzalarındaki kirlenme baskısının artması, kirlilik seviyesi zaten yüksek olan havzaları daha da korumasız hale getirerek yaşamsal riskler oluşturuyor." şeklinde konuştu.

"Denizlerimiz kirlilik baskısı, kıyı alanlarımız da işgal altında"

Son olarak, söz konusu basın açıklamasında İzmir’deki barajların durumu hakkında da bilgilendirmelerde bulunan Başkan Mumcu, değerlendirmelerinde şu ifadeleri kullandı: "2025 yılında Gördes Barajı tamamen boşalırken Ocak 2026’da Tahtalı Barajı doluluk oranı %0,98 seviyesine kadar gerileyerek son yılların en düşük noktasını gördü. Su kesintileri ile tasarruf yapılmaya çalışılırken, rezerv kaynaklar olan yeraltı sularının kullanımı arttı.

Kuraklık ve alternatif su kaynakları tartışılırken artan yağışlar sonucu şehir merkezinde Konak, sahilde Foça, Seferihisar, Menderes ilçeleri başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde yaşanan taşkınlar kentsel alanda ve tarım alanlarında önemli kayıplara neden oldu. Yanlış imar uygulamaları ve yetersiz altyapı kayıpları artırıyor.
Kentimizin iklim projeksiyonlarına göre artması beklenen kuraklık, aşırı yağışlar, sel ve taşkınlara yeterince hazırlıklı olduğunu söylemek mümkün değil. Denizlerimiz kirlilik baskısı, kıyı alanlarımız da işgal altında.

İzmir kentinin gelecekteki su ihtiyacını karşılamak üzere planlanan 250-300 bin kişiye temiz su sağlayabilecek kapasitede Çamlı Baraj Havzası Efemçukuru Altın madenine kurban edilmişken, madenin yarattığı ve yaratacağı çevresel risklere karşı kent halkı savunmasız. Biz suyumuzda yönelik tehditleri, tüm canlılara ait olan su, toprak, doğal varlıkların özelleştirilmesi ve çok uluslu şirketlerin eline geçmesi süreçlerine karşı mücadeleyi birlikte sürdürmeye devam edeceğiz."

Muhabir: ATAKAN BAŞPEHLİVAN