SON MÜHÜR/Cumhur Erkek-Bornova Belediyesi’nde patlak veren ve kamuoyunda büyük infial yaratan "dünya turu yapan memur" skandalıyla ilgili Belediye Başkanı Ömer Eşki açıklama yapmıştı. Eşki, yaşananları "münferit bir hata" olarak tanımlayıp özür dilerken, 5 ay 8 günlük maaş tutarını belediye kasasına iade edeceğini duyurdu. Ancak bu açıklama, tartışmaları bitirmek yerine hukuk cephesinde yeni bir tartışma başlattı: Suçun bedeli nakit olarak ödenebilir mi?
"Sorumluluğu Kabul Ediyorum" Demek Suçu Kabul Etmektir
Ceza Hukukçuları, Başkan Eşki’nin "Bornova Belediye Başkanı olarak bu münferit hatanın sorumluluğunu kabul ediyorum" ifadesi, hukuk dilinde usulsüz işlemin varlığını onaylayan bir beyandır. Ceza hukukuna göre, kamu görevlisinin nüfuzunu kullanarak bir kişiye haksız menfaat sağlaması (çalışmadan maaş ödenmesi), paranın iadesiyle silinebilecek basit bir idari kusur değil; Türk Ceza Kanunu Madde 257 uyarınca kamu zararına sebebiyet veren bir fiildir.
Hukuki Açık: Para İadesi Suçu Ortadan Kaldırır mı?
Hukukçular, Eşki’nin "Doğacak tüm kamu zararı tarafımızca iade edilecektir" açıklamasının,'Suç oluşturan bir eylemden sonra zararın ödenmesi, ancak "etkin pişmanlık" kapsamında bir ceza indirimi nedeni olabilir; fakat işlenmiş olan "Görevi Kötüye Kullanma" suçunu hukuken yok saymaz. Belediye kasasının bir "şahsi hesap" olmadığını, bir hata yapıldığında "parasını verir kapatırım" mantığının liyakat ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını vurgululadılar.
"Münferit Hata" mı, Sistem mi?
Başkan’ın "Bu suistimalin kurbanı olduk" sözleri, denetim mekanizmalarının iflas ettiğinin bir kanıtı olarak yorumlanıyor. 5 ay boyunca işe gelmeyen, ancak lüks tatillerini sosyal medyadan paylaşan bir personelin fark edilmemesi; "kamucu belediyecilik" anlayışıyla çelişen bir denetim zafiyetini ortaya koyuyor.
Kamu Vicdanı "Özür"le Tatmin Olur mu?
Başkan Eşki’nin mesai arkadaşlarından ve Bornovalılardan özür dilemesi insani bir adım olsa da, binlerce İzmirli gencin işsizlik ve liyakat mücadelesi verdiği bir iklimde bu durum "isteyerek ya da istemeyerek" yapılan bir hata olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır bir tablo çiziyor. Hukuk otoriteleri, bu açıklamanın ardından Cumhuriyet Savcılarının "kamu zararının itirafı" üzerinden bir soruşturma açıp açmayacağını merakla bekliyor. Zira kamu malına karşı işlenen suçlarda asıl mesele paranın miktarı değil, emanet edilen yetkinin nasıl kullanıldığıdır.
"Şahsi Borç" Değil "Kamu Güveni" Suçu
Hukukçular şu noktanın altını çiziyor: Belediye bütçesi başkanın şahsi mülkü değildir. "Hata yaptım, parasını verip kapatırım" yaklaşımı, devlet yönetimindeki "liyakat" ve "denetim" yükümlülüklerini devre dışı bırakır. Eğer her kamu görevlisi yaptığı usulsüzlükten sonra "parayı öderim" diyerek kurtulabilseydi, bu durum kamu yönetiminde kaosa ve keyfiyete yol açardı.
TCK 257: Görevi Kötüye Kullanma Sınırı
Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi, kamu görevlisinin görevini yaparken kanuna aykırı hareket ederek "kamu zararına neden olmasını" veya "kişilere haksız menfaat sağlamasını" suç sayar. Hukukçulara göre; bir kişinin işe gitmeden maaş alması hem kamu zararıdır hem de haksız menfaattir. Maddi zararın sonradan iade edilmesi, suçun oluştuğu anı (beş ay boyunca yapılan ödemeleri) geriye dönük olarak silmez.
2. Yargıtay Emsal Kararları: "Geri Ödeme Beraat Sebebi Değildir"
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre; kamu görevlisinin usulsüz bir işleme imza atması durumunda suç, o işlemin yapıldığı ve menfaatin sağlandığı an tamamlanmış sayılır.





