Son Mühür / Osman Günden - Sıcak Bakış programında, 30 Ocak 1923’te imzalanan Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi Anlaşması tüm yönleriyle ele alındı. Programın sunucusu Tunç Erciyas, tarihçi, araştırmacı ve yazar Dr. Yasin Özdemir ile mübadelenin tarihsel arka planını, toplumsal etkilerini ve günümüze yansımalarını konuştu.

“30 Ocak 1923 bir başlangıç değil, uzun bir sürecin sonuydu”

Yasin Özdemir, mübadele anlaşmasının yalnızca Lozan süreciyle sınırlı olmadığını vurgulayarak, 30 Ocak 1923’ün aslında yaklaşık 100 yıllık çatışmalı bir dönemin kapanış noktası olduğunu söyledi. Özdemir, mübadelenin Lozan Anlaşması’nın bir maddesi değil, iki ülke arasında imzalanmış ayrı bir ek protokol olduğunun altını çizdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çok uluslu yapısına dikkat çeken Özdemir, Fransız İhtilali sonrası yükselen milliyetçilik akımlarının bu yapıyı kırılgan hâle getirdiğini, 1804 Sırp İsyanı ve Mora İsyanı’yla birlikte Türkler ve Rumlar arasında derin çatışmaların başladığını ifade etti. Özellikle Mora’da Müslümanlar ve Yahudilere yönelik katliamların hafızalarda derin izler bıraktığını belirtti.

Nüfus Mübadelesi-1

15 Mayıs 1919: Geri dönüşü olmayan kopuş

Özdemir’e göre iki toplum arasındaki kırılma noktası, 15 Mayıs 1919’da Yunan ordusunun İzmir’e çıkması oldu. Bu tarihten sonra Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkilerin geri dönülmez biçimde koptuğunu belirten Özdemir, 9 Eylül 1922 sonrasında ise her iki ülkenin de büyük bir göçmen kriziyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Özdemir, "Herkes istediği yere gidemiyor. Özellikle imar ve iskan nezareti kuruluyor. 1 milyon 200 bin Rum gidiyor ve 500 600 bin Müslüman geliyor. Öncelikle malların tespit edilmesi gerekiyor. Hastalığın, gıda eksikliğinin kol gezdiği bir dönem. Daha sonra gelenlerin uygun yerlere yerleştirilmesi gerekiyor. Vilayetlerdeki imar ve iskan nezareti ise gelenleri yerleştirmeye başlıyor. Kalan mallar ve arsalar için ise değer belirleniyor. Her şehrin bir kotası var. Sizi devlet bir yere yerleştiriyorsa orada kalmak zorundasınız. Yunanistan'da hiçbir yer yanmadı. Ama Bolu'da Karadeniz'de her yer yandı. Alsancak bölgesinin hepsi yandı. Evlerin olmaması, yıkılması bazı köylerde lanetli deniyor mesela. Her iki taraf içinde yoğun bir problem. En büyük problem uyum sağlamak. 1960'lar kadar bu devam ediyor. Türkiye ve Yunanistan arasında bir fark var. Yunanlılar bu acıya tutunuyorlar. Yunanlılar Türklerden çok daha erken davranıyorlar. Mübadeleyle ilgili 1930'larda kaynak toplamaya başlıyorlar. Yunanistan'ın devasa arşivleri var. Bizde ise 1. kuşak susmayı tercih ediyor. İkinci kuşak hatırlamak bile istemiyor. Üçüncü nesil ise merak edip araştırmaya başlıyor. Türkiye'de mübadeleyle ilgili çalışmalar bile 1990'ları buluyor." ifadelerini kullandı.

Herkes istediği yere yerleşemedi

Mübadele sürecinde bireylerin istedikleri şehre gidemediğini vurgulayan Özdemir, İmar ve İskân Nezareti’nin bu süreçte aktif rol oynadığını söyledi. Yaklaşık 1 milyon 200 bin Rum’un Yunanistan’a giderken, 500–600 bin Müslüman’ın Türkiye’ye geldiğini belirten Özdemir, malların tespiti, salgın hastalıklar ve barınma sorunlarının süreci daha da zorlaştırdığını dile getirdi.

Yangınlar ve yıkımlar nedeniyle özellikle İzmir Alsancak başta olmak üzere birçok bölgede ev kalmadığını aktaran Özdemir, bazı köylerin “lanetli” olarak anılacak kadar harap durumda olduğunu söyledi.

“Asıl sorun uyumdu, bu süreç 1960’lara kadar sürdü”

Mübadillerin yaşadığı en büyük problemin uyum olduğunu belirten Özdemir, Türkiye’de bu sürecin uzun yıllar konuşulmadığını ifade etti. Yunanistan’ın mübadele konusunda çok daha erken arşiv çalışmaları yaptığını söyleyen Özdemir, Türkiye’de ise birinci kuşağın sustuğunu, ikinci kuşağın unutmayı tercih ettiğini, üçüncü kuşağın ise 1990’lardan itibaren araştırmaya başladığını kaydetti.

Mğbadele

Geri dönme umudu hiç bitmedi

Mübadillerin uzun yıllar geri dönebileceklerine dair umut taşıdıklarını belirten Özdemir, bunun hukuken mümkün olmadığını vurguladı. “Tasfiye talepnamesi” ile tüm mal varlığından vazgeçildiğini, karşılığında ise belirlenen değerde mülk verildiğini anlattı. Özdemir, "Geri dönebilme umutları hep var. Ancak bu mübadele anlaşması gereği imkansız. Tasfiye talepnamesi dediğimiz bir dilekçe var. Aslında tasfiye talepnamesi ile bütün malınızdan mülkünüzden vazgeçiyorsunuz. O belgedeki şeylerin karşılığını alabiliyorsunuz. Örneğin 1500 altınlık size bir mülk veriliyor." dedi.

“Muhacir köyü” damgası iki ülkede de vardı

Hem Türkiye’de hem Yunanistan’da mübadillerin gittikleri yerlerde tam anlamıyla kabullenilmediğini belirten Özdemir, “muhacir köyü” ya da “mübadil köyü” gibi etiketlemelerin yaygın olduğunu söyledi. Yunanistan’da ise kurulan mahallelere, mübadillerin geldikleri yerlerin isimlerinin verildiğine dikkat çekti.

Dil zamanla unutuldu

1927 nüfus sayımında ikinci dil olarak Yunanca bilenlerin sayısının oldukça fazla olduğunu hatırlatan Özdemir, zamanla bu dillerin bilinçli ya da bilinçsiz şekilde unutulduğunu, günümüzde üçüncü nesilde Türkçe ya da Yunanca bilenlerin çok az kaldığını söyledi.

Mübadele

Ekonomiye ve siyasete etkisi büyük oldu

Balkan göçmenlerinin modern tarım tekniklerini Türkiye’ye taşıdığını belirten Özdemir, Cumhuriyet’i kuran kadroların önemli bir bölümünün Balkan kökenli olduğunu vurguladı. Yunanistan’da da mübadiller arasından bakanlık seviyesine yükselen birçok isim çıktığını ifade etti.

“Zorunluydu ama örnek gösterilen bir uygulama oldu”

Programın sonunda mübadelenin tarihsel anlamına değinen Özdemir, yaşanan tüm acılara rağmen Türkiye–Yunanistan mübadelesinin, uygulama biçimi açısından dünyada örnek gösterildiğini söyledi. Hindistan–Pakistan nüfus değişimiyle kıyaslandığında, çok daha sınırlı bir kayıpla gerçekleştiğini belirtti. Özdemir, "Bu olay aslında çok büyük bir olay. Kültür, ekonomi her alanda. Türkiye ve Yunanistan mübadelesi aslında yaşanan olaylara rağmen türünün en iyi örneği olarak kabul edildi. Mübadele anlaşması zorunluydu ancak uygulanış şekli açısında örnek olarka kullanılıyor. Hindistan Pakistan olayları var. 11 milyon kişi yer değiştiriyor burada." dedi.

Giriş yasakları yıllar sonra gevşetildi

Özdemir, Türkiye’de mübadiller için giriş yasağı bulunmadığını, ancak Yunanistan Anayasası’nda uzun yıllar bu yönde kısıtlamalar yer aldığını söyledi. 1980’lere kadar birçok mübadilin Yunanistan’a girişinin yasak olduğunu, Avrupa Birliği uyum süreciyle birlikte bu uygulamanın yumuşatıldığını ifade etti.

Muhabir: Osman Günden