Türk dilinde "yörü-mek" fiilinden türeyen Yörük kavramı, "yürüyen, göçer-evli olan" anlamına gelir ve göçebe yaşam tarzını sürdüren Oğuz Türkmen boylarını ifade eder. Osmanlı kaynaklarında, yerleşik halk için "yerli" terimi kullanılırken; mevsimlik olarak yaylak ve kışlaklar arasında hareket eden, temel geçim kaynağı hayvancılık olan topluluklar "Yörük" veya "Yürük" olarak adlandırılmıştır.
Osmanlı Devleti'nin fetih kültüründe Yörükler, yalnızca konar-göçer bir unsur değil; fethedilen toprakların Türkleştirilmesi, imarı, güvenliğinin sağlanması ve ordunun lojistik ihtiyacının karşılanması amacını taşıyan önemli bir iskan kaynağı olmuşlardır.
Rumeli'deki ilk fetih hareketleri Orhan Gazi döneminde Süleyman Paşa'nın 1354 yılında Gelibolu'yu ele geçirmesiyle başlamıştır. Fetih süreci; 1.Murat, Yıldırım Bayezit, Çelebi Mehmet, 2.Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde sistemli bir devlet politikasına dönüşmüştür. Osmanlı idaresi, Rumeli'de fethettiği bölgelere hem sürgün usulüyle hem de planlı iskan politikalarıyla Anadolu'dan Yörük topluluklarını yerleştirmiştir.
Selanik ve çevresine yerleştirilen Yörüklerin ana gövdesini Karamanoğulları coğrafyasından ve Batı Anadolu'daki sahil beyliklerinden getirilen Türkmen toplulukları oluşturur. Bu topluluklar ağırlıklı olarak Oğuzların Bozoklar koluna mensup Avşar, Salur, Beydilli ve Çetmi boylarından meydana gelir.
Savaşlar nedeniyle yerli Hıristiyan nüfusun dağlık iç bölgelere çekilmesiyle boşalan verimli ova ve vadiler Yörükler yerleştirilmiştir. Bu adımla hem Rumeli'de fethedilen hatların güvenliği sağlanmış hem de Anadolu'daki asayişsizliklerin ve Celali isyanlarının önüne geçilmesi hedeflenmiştir.
Selanik kenti, 1.Murat dönemindeki ilk kuşatmanın ardından 1430 yılında 2.Murat tarafından Venediklilerden kesin olarak alınmış ve 1912 yılına kadar kesintisiz 518 yıl boyunca Osmanlı idaresinde kalmıştır. Ege Denizi'ne dökülen Vardar, Karasu, Struma ve Galik nehirlerinin suladığı verimli topraklara sahip olan Selanik Vilayeti, Rumeli'de İstanbul'dan sonraki en büyük ticaret ve liman merkezi haline gelmiştir. Osmanlı idaresindeki altı ana Yörük grubundan en kalabalık olanını Selanik Yörükleri oluşturmuştur. Selanik Yörüklerinin ana yerleşim sahası Makedonya ve Teselya coğrafyasıdır.
Osmanlı arşiv belgelerine göre Selanik Yörük ocağının yoğunlaştığı başlıca yerleşim yerleri:
Yenişehir (Larissa): 1543 tahririnde 117 ocak ile grubun en büyük yerleşim merkezidir. Çatalca: 60 ocak barındırmaktadır.
Avrathisarı (Kılkış): 47 ocak kaydolunmuştur.
Florina: 36 ocak yer almaktadır.
Kalemeriye: 35 ocak barındırmaktadır.
Serfiçe: 33 ocak kaydı mevcuttur. Langaza ve
Serez: Selanik merkezine komşu olan bu kazalar; zengin yaylak ve kışlaklarıyla özellikle Karaman menşeyli boyların yoğun olarak yerleştiği stratejik merkezlerdir.
Diğer yerleşim yerleri, Yenice-i Vardar, Vodina, Kayalar (Cumapazarı), Doyran, Gevgili, Ustrumca ve Katrin kazalarında çok sayıda Yörük köyü ve obası kurulmuştur.
Yörükler bölgeye ilk geldiklerinde keçi besiciliğine dayalı yarı göçebe bir hayat sürseler de kısa sürede bahçeli taş ve tuğla yığma evler inşa ederek çiftçilik, tütüncülük, bağcılık ve zeytinciliğe geçmişlerdir.
Hayvancılığın uzantısı olarak yün dokumacılığını da geliştirmişler; Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de bahsettiği aba ve şayak dokumalarını üretmişlerdir.
Rumeli Yörükleri özel kanunlarla idari ve askeri bir teşkilata tabi tutulmuştur. Bu yapı "ocak" adı verilen birimlerden oluşur.
Fatih döneminde Bir ocak 24 askerden oluşmaktaydı. Bunun 1'i sefere giden eşkinci, 3'ü yedek veya nöbetçi kadrosunda yer alan çatal, 20'si ise eşkincinin sefer masraflarını karşılayan yamak olarak ayrılmıştı. Sefer ilan edildiğinde yamaklar olağanüstü vergilere karşılık eşkinciye 50'şer akçe harçlık öderlerdi. Kanuni Döneminde 1529-1544 yıllarında bir ocak 25 kişiye çıkarılmış; 5'i münavebeli eşkinci, 20'si yamak olarak düzenlenmiştir. İlerleyen asırlarda ocaktaki asker sayısı 30'a kadar yükselmiştir. Ocakların başında subaşı, onların emrinde ise çeribaşılar bulunmaktaydı. Eşkinciler ve yamaklar, askeri hizmetlerine karşılık angaryalardan ve vergilerinden muaf tutulmuşlardır.
Ordunun geri hizmetinde ise; Top arabalarını sürmek ve ordu nakliyatını sağlamak, Selanik ve Navarin kalelerinin inşasını ve tamiratını üstlenmek, Donanma için kereste kesmek ve su yollarını tamir etmek, Demir madenlerinde top güllelerinin dökümünü ve taşınmasını gerçekleştirme görevlerini üstlenmişlerdir.
1683 II. Viyana Kuşatması'nı takip eden uzun savaş yıllarında Rumeli Yörüklerinin askeri düzeni bozulunca, devlet 1690 yılından itibaren bu grupları Evlad-ı Fatihan adı altında resmi bir askeri teşkilat olarak yeniden örgütlemiştir. Bu statüye sahip Yörükler; sınır güvenliği, kale muhafızlığı ve iç asayişin sağlanmasında görev almıştır. Teşkilat, Tanzimat reformları sürecinde feshedilerek mensupları genel askerlik ve vergi mükellefiyeti altına alınmıştır.
Selanik’e bağlı Langaza kazasındaki Yörük yaşamı, sosyo-kültürel dokusuyla bölgede özel bir yere sahiptir.
Langaza; Ayvalık, Ayvalıdere, Karaçallı, Ayşeobası ve Mazgallı gibi köyleriyle; Sulayaylası, Çukurkışla, Sarıcaobası gibi kışlak ve yaylak isimleriyle geleneksel oba kültürünün yaşatıldığı temel merkezlerden biri olmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün soy ağacı da Rumeli iskan siyaseti ve Langaza Yörükleri ile doğrudan bağlantılıdır:
Mustafa Kemal Atatürk'ün anne tarafı Zübeyde Hanım'ın soyu, Konya-Karaman yöresinden getirilerek Selanik vilayetinin Langaza kazasına yerleştirilen Yörük boyuna dayanmaktadır.
1881 yılında Selanik'te doğan Mustafa Kemal Atatürk'ün yetiştiği bu coğrafya, kozmopolit yapısı ve stratejik konumuyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda rol oynayan pek çok askeri ve sivil şahsiyetlere ev sahipliği yapmıştır.
1699 Karlofça Antlaşması ile başlayan gerileme süreci, 19. yüzyıldaki isyanlar ve 1912-1913 Balkan Savaşları ile büyük bir felakete dönüşmüştür. Selanik şehri 8 Kasım 1912'de Yunan ordusuna teslim olmuş ve 518 yıllık Osmanlı hakimiyeti sona ermiştir.
Çete baskıları ve can güvenliği tehditleri nedeniyle halk yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte Langaza Yörüklerinin başında, cömertliği ve adaleti ile tanınan kanaat önderi Arif Hoca bulunmaktaydı. Çetelerin bölgeden ayrılmalarına izin vermesi üzerine Langaza Yörükleri, 1913 yılında kağnılar, at arabaları ve yük hayvanlarıyla yola çıkmışlardır. Langaza ve çevre köylerden kalkan kafilelerin Anadolu'ya dönüşü iki ana hat üzerinden gerçekleşmiştir: Deniz Yolu ve Çukurova-Maraş Hattı: Arif Hoca önderliğindeki kafile, 1913 yılında Langaza'dan hareket ederek Selanik Limanı'na ulaşmış ve buradan gemilerle önce İzmir'e, ardından İskenderun Limanı'na varmıştır. Muhacirlerin bir kısmı Şam ve Halep'e geçmiş, bir kısmı ise Çukurova'da Gazi Köyü, Akdam, Pekmezci ve Yeşilova gibi alanlara yerleştirilmiştir. Ancak Şam'a gidenlerin uyum sağlayamaması, Çukurova'da ise sıtma salgını ile aşırı sıcakların baş göstermesi üzerine Yörükler kuzeye yönelmiştir. Önce Andırın (Anacık, Özecik, Tokmaklı) ile Maraş merkez (Bertiz, Fırnız, Fenk, Uzungeriç) civarında geçici olarak konaklayan grup; devletin yönlendirmesiyle 1915 yılında Kahramanmaraş'ın Süleymanlı, Kışla ve Ilıca bölgelerine yerleştirilmiştir.
Yörükler, Ilıca'da geleneksel oba yapılarına uygun olarak Aşağı Oba, Orta Oba ve Yukarı Oba mahallelerini kurmuşlardır.
Kara Yolu ve Trakya Hattı: Kara yolunu takip eden diğer gruplar ise Edirne üzerinden gelerek İstanbul'un Silivri ve Çatalca kazalarının köylerine iskan edilmişlerdir.
30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Lozan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi ile Selanik Vilayeti sınırlarında kalan tüm Türk/Müslüman nüfus zorunlu mübadeleye tabi tutulmuştur. Mübadil Yörükler Türkiye'de ağırlıklı olarak Trakya (Edirne, Tekirdağ, Kırklareli), Ege (İzmir, Manisa, Balıkesir, Aydın), Marmara (Bursa, Çanakkale) ve İç Anadolu bölgelerine yerleştirilmişlerdir.
Selanik Yörükleri, 14. yüzyıldan itibaren Anadolu'dan Balkanlar'a uzanan köklü iskan hamlesinin ana taşıyıcısı olmuş; Makedonya ve Teselya coğrafyasını yüzyıllarca imar etmişlerdir. Kanun-ı Yörükan ve Evlad-ı Fatihan sistemleri bünyesinde üstlendikleri lojistik ve askeri görevlerle Osmanlı askeri organizasyonunun önemli bir parçası haline gelmişlerdir. 1912-1923 yılları arasında yaşanan acı göç süreçleriyle yeniden Anadolu'ya dönen Selanik Yörükleri, taşıdıkları kültürel birikimle Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumsal dokusunun asli unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.