19 Ekim’de, vefatının 23. yıl dönümünde rahmet ve minnetle andığımız "Bilge Kral" Aliya İzzetbegoviç, sadece Bosna halkının özgürlük mücadelesine liderlik etmiş bir devlet adamı değil, aynı zamanda en zor şartlarda dahi ahlak, adalet ve insan onurundan taviz vermeyen büyük bir fikir adamıdır.

8 Ağustos 1925 tarihinde Bosna-Hersek’in kuzeyindeki Bosanski Šamac kasabasında doğdu. Ailesi, Osmanlı döneminde Üsküdar’da yaşamış tanınmış bir sülaleye dayanıyordu. Dedesi Osmanlı ordusunda subaylık yapmıştı. 1927 yılında, Aliya henüz iki yaşındayken ailesi finansal sebeplerle Saraybosna’ya taşındı.

Çocukluğu ve gençliği, kültürün ve tarihin merkezi olan bu şehirde geçti. Dindar bir anne tarafından yetiştirildi. İlk eğitimini tamamladıktan sonra Saraybosna’nın saygın okullarından Erkek Lisesi’ne girdi. Lise yıllarında (15-16 yaşlarında) ciddi bir zihinsel sorgulama sürecine girdi. Hegel, Kant, Spinoza, Bergson, Dostoyevski ve Schopenhauer gibi Batılı filozof ile edebiyatçıların eserlerini okudu.

Bir dönem ateist ve materyalist düşüncelerin etkisinde kalsa da, yaptığı derin felsefi sorgulamalar sonucunda inancını akli ve fikri temellerde yeniden inşa etti.

1941 yılında Saraybosna’da henüz 16 yaşındayken arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Mladi Muslimani (Genç Müslümanlar) teşkilatı, Boşnak gençliğinin dini ve milli bilincini uyandırmayı hedeflemiştir. II. Dünya Savaşı’nın karmaşık ve kanlı şartlarında Boşnaklar bir yandan Müslümanları zorla Hırvat sayan faşist Ustaşa rejiminin, diğer yandan Sırp olmayan halkları bölgeden temizlemeyi amaçlayan ve 100 bin Müslümanı şehit eden ırkçı Çetnik hareketinin soykırım tehdidi altında kalmıştır.

Teşkilat; antifaşist ve antikomünist çizgide durarak halka insani yardım sağlamış, yıkılan cami ve evlerin imarını üstlenmiş, genç kızlar için eğitim birimleri oluşturmuştur.

Bu tarihsel süreçte Aliya'nın şahsi hayatında ve direniş çizgisinde derin izler bırakan ailevi bir olay yaşanmıştır: Aliya’nın baba tarafından dedesi, I. Dünya Savaşı'nın patlak verdiği 1914 yılında Avusturya-Macaristan yetkililerinin elindeki 40 Sırp rehineyi idam edilmekten kurtarmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında, 1944 yılında genç Aliya Sırp kralcı Çetnikler tarafından gözaltına alındığında, Çetnik komutanı Dragutin Keserović, 1914’teki kurtarma olayına duyduğu minnet nedeniyle Aliya’yı serbest bırakmıştır.

13 Ocak 1946’da kurulan komünist Yugoslavya yönetimi, ateist ve Marksist-Leninist politikalar doğrultusunda dinin toplumsal alandaki izlerini silmeye çalışmıştır. İzzetbegoviç, politik İslam’ı savunması ve ateizme karşı hürriyetçi duruşu nedeniyle rejimin asli hedeflerinden biri olmuştur. Baskı yıllarında İzzetbegoviç, muhalif ve entelektüel makalelerini çocuklarının isimlerinin baş harflerinden türettiği "LSB" (Lejla, Sabina, Bakir) takma adıyla Preporod, Takvim ve Glasnik gibi yayınlarda gizlice yayımlayarak düşünsel mücadelesini sürdürmüştür.

1946 Tutuklanması, Genç Müslümanlar bünyesinde din bilinci uyandırmak, anti-komünist faaliyet yürütmek ve asılsız Nazilerle işbirliği iddiaları nedeniyle askeri mahkeme tarafından 3 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

1983 Saraybosna Davası,"İslam Deklarasyonu kitabı merkezli yürütülen siyasi davada hakim sistemi değiştirmek, Avrupa'nın ortasında radikal İslami devlet kurmak ve anayasal düzeni devirmek iddiası ile mahkemece 14 yıl hapis cezası verildi. 5 yıl 8 ay hapis yattıktan sonra genel af ile serbest bırakıldı.
1983-1988 yılları arasındaki cezaevi döneminde İzzetbegoviç tefekkür dünyasını derinleştirmiştir. Foča Cezaevi'nin izole şartlarında hayat, kader, siyaset, felsefe, din ve okuduğu klasik eserler üzerine 13 adet defter tutmuştur.

Gizlice dışarı çıkarılan bu notlar, daha sonra Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar adıyla kitaplaştırılmıştır.

İzzetbegoviç hapisteyken, dostları tarafından 1984'te ABD'de İngilizce, 1988'de ise Belgrad'da Boşnakça olarak basılan Doğu ile Batı Arasında İslam eseri küresel ölçekte büyük yankı uyandırmıştır.
Komünist rejimin çöküş sürecine girmesiyle İzzetbegoviç, Mayıs 1990'da arkadaşlarıyla birlikte Demokratik Eylem Partisi’ni (SDA) kurdu. SDA; demokrasi, evrensel insan hakları, adil yasalar ve Boşnakların milli ve dini haklarını savunma ilkelerini benimsedi. 18 Kasım 1990’da yapılan ilk demokratik seçimlerde SDA, 240 sandalyeli mecliste 86 sandalye kazanarak birinci parti oldu ve Aliya İzzetbegoviç Bosna-Hersek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanlığına seçildi.

Yugoslavya’nın dağılma sürecinde 29 Şubat - 1 Mart 1992 tarihlerinde bağımsızlık referandumu gerçekleştirildi. Sırpların boykotuna rağmen seçmenlerin %64’ü sandığa gitti ve oy kullananların %99,7’si bağımsızlık lehinde tercih belirtti.

22 Mayıs 1992’de Bosna-Hersek BM üyeliğine kabul edildi. Ancak bağımsızlık kararının hemen ardından Sırp paramiliter güçler ve ağır silahlara sahip Yugoslav Federal Ordusu, Müslüman halka karşı sistemli işgal, katliam ve soykırım hareketini başlattı. Batılı devletlerin uyguladığı ambargo nedeniyle Boşnaklar savunmasız bırakıldı; 200 binden fazla insan şehit edildi, 1 milyondan fazla kişi göçe zorlandı, camiler ve tarihi miras yok edildi.

3,5 yıl süren Saraybosna Kuşatması boyunca İzzetbegoviç, sürekli bombalanan başkanlık binasından devlet ve orduyu sevk ve idare etti. Silah ambargosuna ve uluslararası toplumun duyarsızlığına rağmen cepheleri gezerek orduya moral verdi. Başkomutan sıfatıyla; savaş şartlarında dahi uluslararası hukuka uyulmasını, sivillerin, kadınların, çocukların ve ibadethanelerin (kilise ve sinagoglar dahil) kesinlikle korunmasını emretti.
Kasım 1995’te ABD’nin Ohio eyaletinde yürütülen zorlu diplomatik müzakereler sonucunda Dayton Barış Antlaşması kabul edildi. Antlaşma, ülke topraklarının %51’ini Bosna-Hersek Federasyonu’na (Müslüman ve Hırvatlar), %49’unu ise Sırp Cumhuriyeti’ne vererek karmaşık ve entegre bir idari yapı getirdi. Halkının tamamen yok edilmesi tehdidi karşısında askeri ve diplomatik dengeleri gözeten İzzetbegoviç, bu barışı şu tarihi tespitle kabul etmiştir: "Bu adil bir barış değil ama savaşın devamından iyidir."

İzzetbegoviç’in siyaset anlayışının temelinde güç veya çıkar değil, ahlak ve adalet ilkeleri yer alır. Diktatörlüğü insan özgürlüğünü yok ettiği için temelden ahlaksız görür. Demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunmuştur. Siyaset felsefesindeki bu ilkeyi şu sözlerle ifade etmiştir: "Diktatörlük günahı yasaklasa bile ahlaksızdır, demokrasi ona izin verse bile ahlaklıdır; çünkü ahlakilik özgürlükten ayrılamaz."

Savaşın en ağır katliam günlerinde dahi düşmanın gayriinsani yöntemlerine başvurmamış; çocuk, kadın ve yaşlıların öldürülmesini, ibadethanelerin tahrip edilmesini kesin olarak yasaklamıştır. Bu ilkeli duruşunu Batı dünyasına karşı "Biz çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı'nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına" sözleriyle ifade etmiştir.

Siyaset bilimci Dr. Murat Kaçer’in analizine göre, İzzetbegoviç’in din ve milliyetçilik yaklaşımı tarihsel süreçte tutarlı üç ana evreden geçmiştir:

1. Pan-İslamist Evre: Aktif siyasete girmeden önceki dönemdir. Bütün Müslüman toplumların ihyasını, ümmet bilincini ve evrensel İslami değerleri merkeze alan idealist ve soyut düşüncelerin baskın olduğu evredir.

2. Pan-Yugoslavist Evre: Aktif siyasete girdiği ve iç savaş öncesi/erken savaş dönemini kapsar. Tüm etnik ve dini unsurların eşit, adil ve özgür şekilde temsil edildiği bütüncül, konfedere ve demokratik bir Yugoslavya modelini savunduğu dönemdir.

3. İslami Milliyetçilik Evresi: İç savaşın acı gerçekleri ve sonrasını kapsar. Sırp ve Hırvat saldırıları karşısında Boşnak milli kimliğinin var olabilmesi için İslami değerlerle bütünleştiği Müslüman/Boşnak milliyetçiliği evresidir.

1996-2000 yılları arasında Üçlü Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyeliği ve Dönem Başkanlığı görevini yürüten İzzetbegoviç, Ekim 2000'de kendi arzusuyla görevinden çekilmiş ve 19 Ekim 2003’te vefat etmiştir. Son günlerinde kendisi için tasarlanan anıt mezar projesini reddederek, mücadelesini birlikte verdiği silah arkadaşları ve şehitlerin arasında mütevazı bir mezar istemiştir. Naaşı, Saraybosna’daki Kovaçi Şehitliği’ne defnedilmiştir. Mezar taşında ve siyasi mirasında yer alan, Boşnak halkına ve insanlığa rehberlik eden ilkesel sözleri şunlardır:

"Her şeye kadir olan Allah'a andolsun ki köle olmayacağız."

"Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır."

"Bir kelimeyi hiç aklınızdan çıkarmayın: Devlet. Devletin ne kadar önemli olduğunu hepimiz idrak etmeliyiz..."

"Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır..."