Yazının başlığı sizi şaşırtmasın... İronik bir filmin ya da... Gülümseten bir tiyatro oyununun afişi değil... Aslında...
“Gerçeklerin buluştuğu bir büyük acının...”
Sadece...
Tamı tamına 36 yıl öncesinden kalan acılar zinciri!
*
“Günlerden 6 Ekim 1990 / Cumartesi…”
Yer, Ankara’nın Köroğlu Caddesi...
Saatler, “16.30”u gösteriyor...
*
Günlerden 6 Ekim Cumartesi…
Tatil yani…
Gencecik Kumru Üçok…
Ankara'nın Çankaya İlçesi Köroğlu Caddesi'ndeki…
Annesiyle birlikte yaşadığı eve girerken…
Gözü kargo şirketinin kapıya bıraktığı ihbar notu'na ilişti…
“Paketinizi almak için bekliyoruz!” diye yazıyordu…
Gönderici…
İlmî Araştırmalar Vakfı'ydı…
Prof. Dr. Bahriye Üçok'a bir kitap göndermişlerdi…
Kumru…
Kapıdan annesine selendi:
“Sana kargo gelmiş, gidip alıp geleceğim…”
Bahriye Hoca telaşlanmıştı…
Bir nefeste sordu:
“Ne yollamışlar, kim yollamış?”
Kumru, annesine karşılık verdi:
“'Merak etme ben şimdi gider alırım!..”
Eve girmekten vazgeçti…
Doğru, kargo şirketine gitti…
İmza attı; paketi aldı…
Eve döndüğünde…
Paketi girişteki mermerin üzerine bıraktı...
Annesine…
Şaka yaparak...
“Bombanı getirdim…” diye seslendi…
Bahriye Üçok…
Ölüm tehditleri aldığı için çok dikkatliydi…
Bomba eğitimi bile almıştı…
Ancak…
Paketin yırtılan bir ucundan…
İçinde bir kitap olduğu görünüyordu…
“Kitaptan ne zarar gelir ki…” diye içinden geçirdi…
Makasla paketin ipini kesti ama açamadı…
Kumru yanında duruyordu…
Kızına…
“Biraz zor açılıyor… İçinde bir şey mi var, nedir? Yine de sen benden uzak dur... Ben de bunu dışarıda açayım...”
Diyerek, Kumru’yu yanından uzaklaştırdı…
O sırada evdeki usta da…
Banyodaki şofbeni tamir ediyordu…
Kumru, tam banyoya doğru yönelmişti ki…
Önce kulakları sağır eden bir gürültü…
Ardından boğuk bir çığlık duyuldu…
Kumru…
“Anne… Annem…” diye bağırdı; ses yoktu…
Dumanlar dağılırken…
Ömrü boyunca unutamayacağı bir şekilde annesini gördü…
Prof. Dr. Bahriye Üçok'un…
Sol kolu başının altından geçmiş, havada duruyordu...
Kolun ucunda eli yoktu…
Kumru taş kesilmişti…
Ağlayamıyordu bile!
*
Hastaneye götürülürken…
Bahriye Hoca'nın…
Sadece eli değil…
İki bacağı ve bir kolunun koptuğu, gözünün de yerinde olmadığı…
Fark edildi…
Hastaneye ulaştırıldığında son nefesini verdi…
O sırada…
70'li yaşın ilk basamağındaydı…
*
Bu korkunç olay…
Türkiye Cumhuriyeti Tarihi'nde…
Suikaste kurban giden “ilk anne” olarak kayıtlara geçti…
Ve yine…
Türkiye'de ilk kez bir kadın…
Düşünceleri nedeniyle katlediliyordu…
Bazı ayrıntılar çok önemlidir!
O'nu katledenler…
Şu hesabı yaptılar:
Bahriye Üçok…
Hayatını “aydınlanmaya” adamıştı…
Ancak ucundan da olsa…
Bir kitabı görünce kargo paketini açabilirdi…
Çünkü…
Bir kitaptan zarar görülmeyeceğine inanan bir bilim insanıydı…
Kanlı plan(!) tutmuştu!
*
Türkiye'nin…
İlk kadın İlahiyat Profesörü'ydü Bahriye Üçok…
Atatürk, Samsun'a çıkmadan bir hafta önce…
Karadeniz'in yıldızı Trabzon'da dünyaya gelmişti…
Tarihçi, siyaset bilimci ve politikacıydı…
Aynı zamanda…
Devlet Konservatuarı Opera Bölümü'nden de mezun olmuştu…
Çok iyi derecede…
Arapça ve Farsça biliyordu…
Kur'an-ı Kerim'e bağlı kalarak…
İslam dinini hep…
Çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı…
80'li yılların sonunda…
Bir televizyon programında…
“İslamda örtünmenin ve oruç tutmanın zorunlu olmadığını dile getirmişti…”
O günden sonra tehditler almaya başladı…
*
O günlerin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından…
1971'de senatör seçildi…
Siyasi tercihini hiç değiştirmedi; hep “Sol” kanatta yer aldı…
CHP'den Ordu Milletvekili olarak görev yaptı…
*
Korkunç cinayeti…
“İslami Hareket” adlı örgüt üstlendi…
Ertesi gün “Cumhuriyet Gazetesi” haberi şöyle duyurdu:
“Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun'dan sonra türbana karşı tavrı ve laikliği savunmasıyla tanınan Prof. Dr. Bahriye Üçok da suikast sonucu öldürüldü… Cinayeti, İslami Hareket adlı örgüt üstlendi... Cumhuriyet Gazetesini telefonla arayarak İslami Hareket Örgütü adına konuştuğunu bildiren kişi Üçok'u “tesettür konusundaki düşünceleri yüzünden” cezalandırdıklarını söyledi… Aynı kişi “İslam'a sınır koyanları öldürmeyi borç bildiklerini” belirtti…
*
Suikastin ardından…
Bugün itibarıyla 36 yıl geçti…
Bir arpa boyu yol bile alınamadı…
Her şey karanlıkta kaldı…
Kapandı, gitti…
Kızı Kumru'nun hayatı…
Hiçbir zaman eskisi gibi olmadı…
Annesinin acı sonuyla kahroldu…
Yıllar önce...
“Sabah” gazetesine şöyle konuşmuştu:
“Bombayı anneme kendi ellerimle verdim… İnsan her şeye alışıyor ama bu olaya alışmam mümkün değil…”

*
İzmirli kadim dostum…
Bir dönemin CHP Kadın Kolları MYK üyesi…
24. Dönem Milletvekili adayı…
Elfin Tataroğlu…
Yedi yıl önce (2019)da…
“Bahriye Üçok”un acı kaderini…
“Aydınlanma yolunda bir ömür / Bahriye”
Adını yakıştırdığı neredeyse 36 baskı yapan kitabını anlatırken…
Dudaklarından şunlar dökülüyordu:
“Bahriye Üçok'un, sadece 6 Ekim'lerde siyah - beyaz vesikalık fotoğrafla anılacak biri olmadığını, aslında onun aynı zamanda çok değerli bir aydın, mücadeleci bir akademisyen, bir eş, anne olduğunu bugünlere yansıtmak gerekiyordu… Ben o görev ve sorumluluk dahilinde, Bahriye Üçok'un hayatını yazarak başlamak istedim… Çünkü, bu bence bir görevdi…”
*
Bitiriyoruz…
Bahriye Üçok'a göre aydınlanmanın tek yolu…
Cumhuriyet'in temel niteliklerine sahip çıkmakla mümkündü...
Bu nedenle…
Hem çağdaş öğrenciler yetiştirdi…
Hem de “Aydınlık Türkiye” için emek verdi…
O'nsuz geçen 36 yıl içinde…
20 hükümet kuruldu…
10 başbakan görev yaptı…
Beş cumhurbaşkanı Devlet'i temsil etti…
Ama…
Eve bombalı kitap gönderenler karanlıkta kaldı!
Nokta…
Hamiş 1: O korkunç ve kanlı olayın ertesi günü, Cumhuriyet gazetesini telefonla arayan bir kişi, Üçok’u “tesettür konusundaki düşünceleri yüzünden cezalandırdıklarını” söyledi ve ekledi: “İslam’a sınır koyanları öldürmeyi borç biliyoruz...”
Hamiş 2: Prof. Dr. Bahiye Üçok, taaa 47 yıl önce “İmam Nikahı” için bakın neler demiş: “İmam nikahı kıydırma ne ekonomik, ne de pratik nedenlere dayanmaktadır… Sadece dinsel bir gereğin yerine getirilmesidir ama hiç bir dini yanı yoktur...”
Sonsöz: “Her yağmur damlası bir yeşil yaratmak içindir… Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük… Bir başka bahar için sadece yaprak döktük… / Hz. Mevlana…”