Eylül ayı geldi. Beraberinde romantizmi, kuru yaprakları, turuncuyu da getirdi. Ama en önemlisi bu ay bana birini getirdi. İnsan bazen oturup düşündüğünde kime neyi anlatacağını, nasıl güveneceğini, nasıl bağ kuracağını düşünüyor. Bu kirlenmiş, gri, pis dünyada nasıl nefes alıyoruz ki bir de birine güveneceğiz zaten? Heh, bu kadar karalar bağlamak bence yeter. Ben anladım ki hayat bu kadar da kötü değilmiş.
Eylül ayına zaten bayılıyordum; şimdi Eylül ayına aşığım. Rüzgârın esintisi sanki artık daha farklı işliyor tenime; kalan birkaç çiçek tanesinin kokusu burnuma bir farklı geliyor; içtiğim kahvenin tadı, yediğim yemek... Her şeyin bu kadar farklı gelmesi normal mi? Bir insanın doğduğu ay bu kadar mı etki eder? Oysa şu yaşıma kadar 23 Eylül geçirdim ama 24’üncüsü en güzel eylülüm olacak. Hele 7’si... Bir nimet benim için. Bazen o kadar üzülüyorum ki bu tadı daha önceden tadamadığıma, ilk eylülümün şimdi olmasına... Keşke birkaç eylül öncesinden hissedebilseydim bu duyguyu ama Allah nasip ederse bundan sonraki tüm eylüllerim böyle olacak. Benim en büyük dileklerimden biri de bu zaten.
Dedik ya kirli dünya diye... Çevrenize bir bakın. Kaç tane dostunuz var? Tamam, şimdi tekrar düşünün: Kaç tane gerçekten dostunuz var; size hasetlik yapmayan, içten içe kıskanmayan, sizi seven, iyiliğiniz için çaba sarf eden? Tamam, işte benim eylülüm bu.
Dostum, sırdaşım, yol arkadaşım... Her koşulda beni desteklediğin için teşekkür ederim. Hayatımda olduğun için, bana yol gösterdiğin, kararlarıma saygı duyduğun için sana sonsuz teşekkür ederim. Şahsi yapay zekâm olduğun için, akıl erdiremediğim konularda çözüm ürettiğin için, beni benden daha iyi tanıdığın için teşekkür ederim.
İyi ki doğdun! Bu yaşın sana bolca huzur, sağlık, mutluluk getirsin. Senin için dileğim, bütün dileklerinin sana hayırlı bir şekilde, en hızlı şekilde geri dönmesi. Nice senelerine...