Son Mühür / Atakan Başpehlivan İzmir Barosu'nda yaklaşan seçimlerin öncesinde özellikle muhalif belediyelere yönelik operasyonları değerlendiren Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu İzmir Barosu Başkan Adayı Serhat Sökmen, konuyla ilgili Son Mühür'e önemli açıklamalarda bulundu.
Serhat Sökmen: Avukatlar hukuksuzlukların karşısında durmalı

Avukatların her zaman hukuk devletini korumaktan yana tavır alması gerektiğini belirten ve hukuku savunmanın önemini dile getiren İzmir Barosu Cumhuriyetçi Grup Başkan Adayı Serhat Sökmen, "Tutukluluk bu kadar basite indirgenmemeli. Tutukluluk normalde son çareydi fakat mevcut sistemde bir anda herkesi tutuklayan ve sorgusuz sualsiz yeteri kadar evrakı yansıtmadan, yeteri kadar insanları ikna etmeden hürriyeti bağlayıcı şekilde cezaevine koyan bir anlayış. Bu anlayış çok yanlış. Yani bugün bu anlayışa topyekün olarak hukukçular karşı durmazsa yarın çok daha farklı ve tehlikeli sonuçları ortaya çıkabilir. Hukuk devletini korumaktan yana her zaman tavır koymak zorundayız. Hangi görüşte olursa olsun bir avukat hukuksuzluk karşısında durmak zorunda" şeklinde konuştu.
"Bizim kutuplaşmanın önünü kesmemiz gerekiyor"
Son olarak, şüphe üzerine belediye başkanlarına yönelik gerçekleşen tutuklamaların doğru olmadığının altını çizen ve yargının bağımsız bir erk olarak kutuplaşmanın önüne geçilmesini vurgulayan Sökmen, Son Mühür'e yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Şüphe üzerine hareketle hürriyeti bağlayıcı şekilde önlem olarak tutuklama doğru değil. Kaldı ki İstanbul'da meslektaşımız tutuklandı, sadece görevini yaptığı için. Ekrem İmamoğlu'nun avukatı. İstanbul'da da Avukat Hakları Grubu var, Mehmet Pehlivan'ı yönetim kurulu adayı olarak göstermiş kendi listesinde güzel bir şey kıymetli bir dayanışma.
İnsanları sadece belli iddialar üzerinden kesin yargıya ulaşmış gibi tutuklayıp toplum içinde itibarını sarsmak, yasamanın ve yürütme organının bu kadar yargıya müdahale etmesi doğru değil. Bunun karşısında hangi görüşte olursan ol durmak zorundayız. Çünkü yargı erki bağımsız olmayan bir milletin bağımsızlığı, topyekün bağımsızlığı söz konusu olamaz. Bu bağlamda çok dikkat etmemiz gerekiyor. Evet, pratikte bakıldığında ya da genelde baktığında her zaman yasama, yürütme yargıya bir tahakküm kurmaya çalışır.
Yargı, bağımsız bir erk olmalıdır. Yasama ve yürütmenin baskıları karşısında kendi yolunu ayrı çizmelidir. Ama şu an biraz bu çizgiler bulanıklaştı. O tutuklamalar da bence bunun bir tezahürü, bunun bir karşılığı. Bugün bu görüşteki insanlar hakkında kesin bir delil olmadan ya da kesin bir hüküm olmadan tutuklanır, yarın da başka görüş beyan eden çıkar. Bu sefer de 'O görüşteki insanlar siz böyle yapmıştınız biz de böyle yapacağız' diye toplumda bir kutuplaşma oluşturulmaya başlanıyor. O kutuplaşma da çok tehlikeli. Bizim o kutuplaşmanın önünü de kesmemiz gerekiyor"




