Taaaa “105 yıl önce” bugünler... Öyle bir “vatan mücadelesi” yaşadı ki bu millet... Dileriz... Bu yaşlı dünya... Türkiye’ye... Eşini, benzerini, bi’daha yaşatmaz inşallah!
Çünkü...
Sözünü etmeye başladığımız öyle bir “savaş”tı ki...
Varını, yoğunu ortaya koyan...
Türk Halkı’nın...
Asırlar boyu akılardan çıkmayacak...
Ama her zaman olduğu gibi...
“Bu topraklar benim vatanımdır...” dedirtecek şanlı zaferinin adresidir...
Bizden sonraki nesiller asla unutmasın!..
*
Sakarya Meydan Muharebesi...
Öyle bir savaştı ki...
Belki de, yaşlı dünyada...
Eşi görülmemiş bir “kahramanlık destanı” olarak...
Ve dahi...
Türk tarihinin...
En uzun ve en kanlı "ölüm-kalım" mücadelelerinden biridir...
Tarihe "Subay Muharebesi" olarak geçen bu savaşta, cephe gerisinde ve önünde yaşanan en acıklı kesitlerden bir ise...
Ordu’ya mühimmat taşımaya çalışan...
Fedakar Türk kadınlarının ve çocuklarının yaşadığı dramdır...
*
Gözlerimizden yaşlar boşansa da...
Hala aslanlar gibi anıyoruz o “Bebeleri kucakta Savaştaki Anaları”...
Çünkü...
“23 Ağustos 1921”de başlayan ve...
22 gün ve 22 gece süren...
Sakarya Meydan Muharebesi...
Türk Milleti’nin “Yeniden Dirilişi”nin...
(Aradan bir asırdan fazla geçse de...)
Hala en önemli adımı olarak anılıyor...
*
Savaşın en trajik ve yürek burkan bölümlerinden biri ise...
"Kağnı Kolları ve Donarak Can Veren Kadınlar" olarak anılır...
Çünkü...
Bu savaşın...
Göz yaşartan gerçekleri ise...
Tarih yazanların bıraktığı “ağlatan acılar”ın ta kendisidir...
Bunun adı da...
“Cephe Gerisindeki Yokluk ve Fedakarlık...”
Olarak anılır...
*
Dünya Savaş Tarihi’ne geçen örnekler...
Sizin... Bizim... Hepimizin...
Evlatlarının ve dahi torunlarının bilmesinde yarar vardır...
Şöyle ki...
*
Takvimlerin “Sakarya Savaşı”nı işaret ettiği günlerde, aylarda...
Türk Ordusu’nun elinde...
Yeterli lojistik araç, cephane ve yiyecek bulmak adeta imkansızdı!
Erkeklerin neredeyse tamamı cephede savaşırken...
Ankara ve Polatlı çevresindeki köylerde sadece...
Kadınlar... Yaşlılar... Çocuklar... Bebekler... kalmıştı...
Artık her yaştan Türk kadını ve kızı...
“Offf!” bile çekmeden gözlerini kapatıp...
Neredeyse...
Erkeklerin görevini devralıyorlardı...
Üstelik...
(Burası çok acı...)
O vatansever kadınlar...
(*) Tekalif-i Milliye Emirleri doğrultusunda...
(İnanılacak gibi değil ama gerçek!) evlerindeki son yiyeceği ve...
Giyeceği orduya bağışlamış, ardından da...
Cepheye cephane taşımak için yollara düşmüştü...
Bu ayrıntı, dünya savaşlarında...
Ender rastlanan “vatan aşkı”dır!
*
Aradan “105” yıl geçse de...
Sizin... Bizim... Hepimizin...
Daha da önemlisi...
O günlerin...
Elif Ana ve bebeğinin...
Acıklı Hikayesi...
Hiç birimizin aklımızdan çıkmamalı...
Evlatlarımız ise mutlaka bu destanı okumalıdır!
*
105 yıl önce...
Savaşın en şiddetli günleri...
Kastamonu ve İnebolu üzerinden Ankara cephesine...
Kağnılarla mermi taşıyan kadınlardan biri de Elif Ana (Elif Bacı) idi...
Elif Ana...
Bebeciğinin kundağını “mermiye saran” bir anneydi...
Sırtında birkaç aylık yavrusuyla...
Gıcırdayan ahşap tekerlekli kağnısıyla ve dahi...
Yanındaki diğer köylü kadınlarla birlikte...
Cephedeki askerlerin mermisiz kalmaması için gece gündüz demeden yürüyorlardı ve...
Aniden bastıran yağmur ve soğuk hava...
Cephaneleri ıslatma tehlikesi yaratıyordu...
Elif Ana, mermiler ıslanmasın diye, üzerindeki tek hırkayı ve bebeğinin kundağını çıkarıp mermilerin üzerine örttü...
Bebeğini ise mermilerin arasındaki boşluğa...
Kendi gövdesiyle rüzgardan koruyacak şekilde yerleştirdi...
Soğuktan donmak üzereyken bile tek düşüncesi, o mermilerin Polatlı'daki askerlere sağ salim ulaşmasıydı...

*
Ama...
Ertesi sabah...
Denetim ekipleri yol kenarında durmuş bir kağnıyı fark ettiler...
Öküzler durmuş...
Kağnının başındaki kadın ise...
Ayakta, buz tutmuş bir heykel gibi donakalmıştı...
Kontrol etmek için yaklaştılar...
Gördükleri ise...
Kan donduran bir tabloydu!
O Elif Ana var ya, o Elif Ana...
Mermiler ıslanmasın diye hırkasını cephaneye sarmış ve...
Soğuktan donarak(!) şehit olmuştu...
Bitmedi!
Askerler mermilerin üzerindeki örtüyü kaldırdılar...
Belki inanmayacaksınız ama gördükleri adeta bir rüyadan farksızdı!
Otların ve mermilerin arasında donmaktan son anda kurtulmuş...
Askerleri görünce de ağlamaya başlayan bebeği buldular...
*
Belli ki...
Elif Ana kendi öz evladının kundağını...
“Vatan kurtulmazsa evladım zaten yaşayamaz!”
Düşüncesiyle mermilere sarmıştı!
Şu ayrıntıyı asla unutmayalım!..
Sakarya Meydan Savaşı...
Sadece cephede göğüs göğse çarpışan subayların değil, cepheye mermi taşırken donarak can veren Elif Anaların, Şerife Bacıların ve geride kalan yetim çocukların acı gözyaşlarıyla kazanılmış bir destandır...
*
Bitiriyoruz...
Gazi Mustafa Kemal Paşa, ilk kez bu savaşta “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır" emrini uyguladı...
Tarihin en uzun meydan muharebelerinden biriydi ve hepsinden önemlisi bu savaş ile “Türk Ordusu”nun geri çekilme devri sona ererken, savunma ve karşı taarruz dönemi başlamıştı...
Nokta...
(*) Tekalif-i Milliye Emirleri: Kurtuluş Savaşı sırasında Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde ordunun temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından 7-8 Ağustos 1921 tarihlerinde yayımlanan millî yükümlülük emirleri...
Hamiş: “Sakarya Meydan Savaşı”, resmî kayıtlarda geniş bir alanda, çok büyük birliklerin savaştığı için bu isim kullanılıyor... Oysa günlük hayatta kısaca "Sakarya Savaşı" dense de, askeri ve tarihi terminolojideki tam karşılığı "Meydan Muharebesi"dir...
Sonsöz: “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, savaş meydanlarında cesaretin zirvesindeydi... Çal Dağı düşmesin diye askerleri cesaretlendirmek için cephenin göbeğindeydi... Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde taarruza geçen düşman birliklerin sadece iki kilometre uzağındaydı...”