15 Mayıs 1919’da İzmir ve çevresinin Yunan Ordusu tarafında işgalinden sonra topraklarımızda yaşanan katliam ve zulüm olaylarını unutmadık, unutmayacağız ve asla unutturmayacağız. Bugün sizlere bu tarihten 29 Ekim 1923’e kadar Anadolu’nun bir köşesinde yaşanan küçük hikayeyi dile getireceğim. Öncelikle bu süreç nasıl başladı, gelin hatırlayalım.
15 Mayıs 1919’da Fransa’da Paris Barış (!) Konferansı diye bir toplantı yapıldı. Toplantıya katılan o tarihlerdeki Amerika Başkanı Woodrow Wilson, İngiltere Başbakanı Lloyd George, Fransa Başbakanı Georges Benjamin Clemenceau ve İtalya Başbakanı Vittorio Emanuele Orlando Yunan Ordusu’nun İzmir ve çevresini işgal etmesi kararı aldı. Yunanistan Krallığı hiç durmadı, İzmir ve çevresini işgal etmeyi sürdürdü. Binlerce vatan evladını şehit etti. Yunan askerleri üç yıl, üç ay, 24 gün boyunca işgalini sürdürdü, hatta Polatlı’ya kadar ilerledi.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları ile Anadolu halkı da bu süre içinde hiç durmadı, işgal kuvvetlerini birçok cephede bozguna uğrattı. 26 Ağustos 1922’de başlayan Dumlupınar Meydan Muharebesi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın yönetiminde 30 Ağustos 1922'de Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Kurtuluş Savaşı ise 9 Eylül 1922’de Türk Ordusu’nun İzmir’i Yunan işgalinden kurtarmasıyla büyük zafer taçlandı. Ordu ilerlemeye 18 Eylül 1922’ye kadar devam etti ve Batı Anadolu’nun tamamı düşman kalıntılarından temizlenmiştir.
6 Şubat 1923’te İzmir’den trenle Balıkesir’e gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün beraberinde eşi Latife hanım, Kazım Karabekir ve diğer devlet zevatı vardı. Hep birlikte cadde boyunca kendisini görmek için toplanan kalabalığı selamlıyor ağır adımlarla belediye binasına doğru ilerliyorlardı.
Atatürk kalabalık arasında “Paşam, Paşam” diye bağırarak kendisine ulaşmaya çalışan bir kadını gördü. Durdu ve kadına doğru yürüdü.
Atatürk ile karşı karşıya geldiklerinde 5-6 yaşlarındaki erkek çocuğunun elinden tutan kadın birden ağlamaya başlamıştı.
Heyecandan titreyen ses tonu ile sordu.
– Paşam kocam Hacı Bayram 4 yıl önce cepheye gitti ve hala dönmedi. Komşularım o şehit olmuştur diyorlar. Yoksa gerçekten öldü mü?
Gazi şaşırmıştı.
Bu sırada Kazım Karabekir Atatürk’ün kulağına eğilerek;
– "Çanakkale şehitleri" diye fısıldadı.
Anlamıştı Gazi Mustafa Kemal.
Eğildi ve kadının elinden tuttuğu çocuğun sevgiyle başını okşadı. Saçlarından öptü.
Kadına dönerek şunu söyledi.
– Hayır. Onlar ölmediler.
Bundan sonrasını Mustafa Kemal Atatürk’ün ellerinden tutup saçlarını okşayarak öptüğü Balıkesirli Ayakkabı tamircisi Cevdet Dedemiz anlatmış.
“Ben babamı hiç görmedim. Annem bana 7 aylık hamileyken babam Çanakkale’ye gitmiş. Babamın bir fotoğrafı dahi yoktu.
O günden sonra Atatürk her ay kendi maaşının bir kısmının kesilerek anneme teslim edilmesi talimatını vermişti. Bu görevi Balıkesir Belediye Başkanı Hayrettin Karan üstlenmişti.
Annem Atatürk'ün ‘Onlar ölmediler’ sözünü bir umut ışığı olarak kabul etti. Kendince o söze ‘Bir gün geri dönecekler’ manasını yükledi.
O günden sonra hep babamın dönmesini bekledi.
Ne zaman evden dışarı çıkacak olsa bana tembihte bulunurdu.
– Cevdet ben çarşıya alışverişe gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Veya...
– Cevdet ben komşulara gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Ya da...
– Cevdet ben teyzenlere gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
10 yaşında çarıkçı dükkanında çırak olarak çalışmaya başlamıştım.
Böylece aradan yıllar geçti.
Ustam yaşlanıp çırak olarak çalıştığım işyerini bana bıraktığında 25 yaşındaydım.
Annem ise artık iyice yaşlanmış, baston yardımı ile geziyordu.
Ama yinede her gün dükkana gelir, bir yere gidecekse yine bana haber verir ve 20 yıldır tekrarladığı aynı şeyi söylerdi.
– Cevdet baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Günler, haftalar, aylar, yıllar böylece geçti.
Annem hastalandı.
Ölüm döşeğinde yatıyordu.
Teyzem ve komşular annemin başında kuran okuyorlardı.
Annem bir ara gözlerini açtı ve bana bakarak;
– Cevdet bak oğlum sakın unutma. Baban gelirse ona deki, ‘Annem hep senin yolunu gözledi. Hep senin gelmeni bekledi. Ama sana hiç bir zaman kızmadı. Hiç bir zaman küsmedi.’
Sonra tekrar uyumaya başladı.
Bir süre sonra aniden yerinden doğrulup gülümseyerek kapıya baktı ve şunları söyledi.
– Hacı Bayram. Erim. Yiğidim. Evimin direği. Hoş geldin. Paşam gelecek demişti. Bak geldin işte.
Bunlar annemin son sözleri oldu…
‘Ben olmazsam devlet yıkılır’ diyorsunuz ya...
‘Bu Vatanı kim kurtardı’ diye soruyorsunuz ya...
İşte sizlere tarih yerine yaşanmış olan bu öyküyü anlattım.”
Bu vatanı Hacı Bayram ve onunla birlikte cephede savaşarak can veren nice isimsiz kahramanlar kurtardı
"Ben sizlere savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum" diyerek ömrünün yarısından fazlasını cephelerde geçiren ve genç bir yaşta (57) yaşama gözlerini yuman Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurtardı.
Her gün erinin yolunu bekleyen, son nefesinde "Vatan Borcu Namus Borcudur; bu yüzden sana hiç küsmedim, kızmadım" diyen yetim Cevdet’in anası kurtardı.
İşte bu yüzden hiç korkmayın hiç çekinmeyin…
Adına vatan dediğimiz bu topraklar yazı tura ile kazanılmadı…
Kan ile, can ile, kemik ile kazanıldı…
O yüzden birileri giderse bu devlet yıkılacağı gafletine düşenlerin uğrayacağı hezimet kaçınılmaz ve çok yakındır…
Bu vatanın evlatlarının taşıdığı yürekler, yıkılmaz sanılan nice sarayların yüzölçümünden çok ama çok daha büyüktür…
Sevgi ve saygılarımla…