Bu hayatta en çok gurur duyduğum şeylerden biri Türk olmaktır. Bunun yanı sıra İzmir milliyetçiliğim de her zaman dilimdedir. “Doğduğun yer mi, doyduğun yer mi?” diye sorulduğunda ikisinin de aynı olması beni her zaman çok iyi hissettirdi.
İzmir… Özgürlüğün şehri. Ama bu bahsettiğim özgürlük, sandığınız gibi değil muhtemelen. Benim bahsettiğim, 9 Eylül 1922’ye dayanan bir özgürlük. İzmir’in Yunan işgalinden kurtarıldığı güne.
Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmıştı. 15 Mayıs 1919’da Yunan ordusu İzmir’i işgal etmişti. Ama sanmayın ki her işgal yenilgiyi getirir. Bu işgal, Millî Mücadele’nin fitilini ateşledi. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Anadolu’da başlayan Millî Mücadele, zamanla düzenli orduyla yürütülen büyük bir savaşa dönüştü.
Dönüm noktalarından biri de 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ydi. Ardından gelen Gazi Mustafa Kemal’in “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle Türk ordusu hızlı bir şekilde İzmir’e doğru ilerledi. Yunan kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Türk ordusu İzmir’e doğru ilerledi.
İşte o gün geldi. Benim canım memleketim, hem doğduğum hem de doyduğum yer İzmir…
İlk olarak Yüzbaşı Şerafettin Bey komutasındaki Türk süvarileri İzmir’e girdi. Süvariler Türk bayrağını göndere çekti. Aynı gün Kadifekale’ye de Türk bayrağı dikildi. Böylece yaklaşık üç yıl dört ay süren işgal sona erdi. Biz onları denize döktük, vatanımıza, milletimize kavuştuk. Kendi toprağımıza, özümüze kavuştuk.
İşte benim bahsettiğim özgürlük tam da bu.
Tam bağımsız güzel İzmir’im… Hiçbir ülkenin himayesi altında kalmadan, bağımsızlığı için vatanı ve milletiyle birlikte mücadele eden; vatandaşıyla, halkıyla, genciyle, yaşlısıyla kendi ruhunu yaşatan, bu toprakların gerçek sahiplerine ait İzmir’im…
Ama evet, siz de haklısınız. İzmir deyince akla gerçekten özgürlük ve özgür bir zihniyet geliyor. Evet, doğru. Güzel memleketimin en güzel özelliklerinden biri de bu. Belki de benim şehrim; özgür düşünen, hür vicdanlı, özgür insanları barındırdığı için bu böyle.
Gerçi memleketimin her noktası böyle ama dedim ya, en başta da söylediğim gibi, İzmir milliyetçiliği biraz daha ağır basabiliyor bazen.
Hele ki böyle bir günde, gözleri dolu dolu bu yaşananları tekrar okumak, öğrenmek, ifade etmek elbette ki insanı daha fazla etkiliyor.
“Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır!”
Gazi’nin bu sözünü hatırlayıp da duygulanmamak ne mümkün ki zaten.
Ayrıca İzmir öyle boş bir şehir de değil. Onun boyozu, gevreği, çiğdemi deyip de geçmemek gerekiyor. İzmir, Mustafa Kemal Atatürk’ün annesinin mezarının olduğu bir yer. 14 Ocak 1923’te Zübeyde Hanım ne yazık ki İzmir’de vefat etti.
Böyle bir evlat yetiştirmiş annenin mezarının İzmir’de olması, oranın değerini de katbekat artırır zaten.
Son olarak da Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Ben bütün İzmir’i ve bütün İzmirlileri severim” demişken bizim İzmir’i sevmeme gibi bir şansımız var mı sizce?
Eylül’ün önemi yalnızca 9 değil!
Bu kutlu tarihten 2 gün önce tabii aynı zamanda da yıllar sonra doğmuş biri var. Ona ne denir, nasıl anlatılır, duygular nasıl ifade edilebilir bilmiyorum ama iyi ki doğmuş diyorum. Bazen hiç bilmediğimiz tarihlerin bizim için bir anda bu kadar anlamlı olabileceğini bana öğrettiği için teşekkür ederim. Herkesin kopup gittiği bu hayatta benden hiç gitmesini istememek belki de en büyük dileklerimden biri. Düştüğümde kaldırdığın, mutluluğuma sevincime ortak olduğun, başarımla gururlandığın ve üzüldüğümde bazen kendini şapşal hallere soktuğun için teşekkür ederim. Hep ol, hep benimle ol. Nice yaşlarına...