Son Mühür/Hüseyin Demir Fon krizi, Türk spor dünyasını ve kulüplerini doğrudan etkiledi. Krizin, spor kulüpleri üzerindeki etkisi yönetim kadrolarındaki iş insanlarının tutuklanması, kulüp hisselerinin satışı ve taraftarların üyelerin yaşadığı mali mağduriyetler oldu. Krizin, spor kulüplerine ve dört büyüklere olan etkisini spor ekomisti Tuğral Akşar, Son Mühür’e değerlendirdi. Gazetemize özel açıklamalarda bulunan Akşar, kurumsal yönetimin iflası olduğunu belirtirken kulüplerin günü kurtarmaya çalıştığını söyledi. Spor ekonomisinde uzmanlığı ile tanınan Akşar, Türk spor ekonomisinde model sorunu olduğunu vurguladı.

Akşar

“Kurumsal yönetimin iflası”

Spor kulüplerindeki iş insanlarının tutuklanmasının kurumsal yönetimin iflası olduğunu belirten spor ekonomisti Tuğrul Akşar, “Fon krizi dediğimiz şey, aslında yıllardır biriken finansal akıl tutulmasının patlamasıdır. Türk spor kulüpleri üretmeden tüketen, değer yaratmadan borçlanan bir “ithal et-harca” modeline sıkıştı. Bu yapı içinde fonlar, sürdürülebilir finansman aracı değil; kısa vadeli likidite illüzyonuydu. Para geldi, bilanço makyajlandı, ama nakit akışı düzelmedi. Şimdi o illüzyon dağıldı. Yönetimlerdeki iş insanlarının tutuklanması, sadece hukuki bir sonuç değil; aynı zamanda kurumsal yönetimin iflasıdır. Çünkü sistem, şeffaflık yerine ilişkiler ağına, denetim yerine itimada, strateji yerine günü kurtarmaya dayanıyordu. ‘Money talks’ diyoruz ya; burada konuşan para değil, paranın yokluğu oldu” diye konuştu.

Fon soruşturmasında 1,2 milyar liralık 5 villaya el konuldu
Fon soruşturmasında 1,2 milyar liralık 5 villaya el konuldu
İçeriği Görüntüle

Borsa-10

“Türk spor ekonomisi model sorunudur”

Türk spor ekonomisinde model sorunu olduğunu, spor kulüplerinin şeffaf, kurumsal olması gerektiğini vurgulayan spor ekonomisti Tuğrul Akşar, “Kulüp hisselerinin satışa çıkması ve taraftarın, üyenin mağduriyeti ise bu çöküşün sosyal faturasıdır… Finansallaşma doğru yönetilseydi sermaye tabana yayılır, risk paylaşılırdı; bizde ise risk küçük yatırımcıya yıkıldı, getiri ise dar bir çevrede kaldı. Bu tablo bize şunu söylüyor: Türk spor ekonomisi artık bir kaynak sorunu değil, model sorunudur. Gelir üretmeyen, varlık satışıyla ayakta duran, borcu borçla çeviren bir yapı sürdürülemez. Eğer kulüpler kurumsallaşma, şeffaf ihale, gerçek denetim ve mali disipline geçmezse; bugün ‘fon krizi’ dediğimiz şey yarın daha büyük bir sistem krizine evrilir. Bu artık bir uyarı değil, son çıkış levhasıdır” şeklinde konuştu.

Dört Büyükler-2

“Spor kulüpleri günü kurtarıyor”

Spor kulüplerinin gelir üretemediğini belirten, fon krizinin dört büyüklere etkisini anlatan spor ekonomisti Tuğrul Akşar, “Fon krizini bugün Beşiktaş-Tera ilişkisi üzerinden, Galatasaray ve Trabzonspor’un ve diğer Süper lig kulüpleri açısından bakıldığında, sponsor ve finansman yapılarıyla birlikte okuduğumuzda tablo daha net olarak ortaya çıkıyor. Bu artık klasik sponsorluk değil, finansallaşmış ‘kaynak yaratma mühendisliği.’ Beşiktaş’ın Tera Holding ile yaptığı anlaşma yalnızca forma sponsorluğu değil; aynı zamanda finansal danışmanlık, olası halka arz, hatta blok satış gibi sermaye piyasası araçlarını da kapsayan bir yapı… Yani sponsor, reklam veren olmaktan çıkıp adeta ‘yarı finansör-yarı yapılandırıcı’ rolüne bürünüyor. Bu, fon krizinin doğrudan sonucudur: Kulüpler nakit yaratamadığı için sponsoru, bankayı ve fonu aynı potada eritmeye çalışıyor. Ancak burada kritik sorun şu: Bu model gelir üretmiyor, sadece geleceği ipotek altına alarak bugünü kurtarıyor” ifadelerini kullandı.

“Bu model ertelenmiş bir iflastır”

Türk futbolunda sponsorun artık gelir ortağı değil risk taşıyıcısı olduğunu belirten spor ekonomisti Tuğrul Akşar, “Galatasaray ve Trabzonspor tarafında da tablo farklı değil; büyük sponsorluk anlaşmaları ve yüksek profilli transferler (örneğin Trabzonspor’un agresif yatırım hamleleri) kısa vadede nakit akışı ve marka değeri yaratıyor gibi görünse de, aslında sistem yine dış kaynağa bağımlı kalıyor. Fon kriziyle birlikte bu yapı kırılgan hale geldi: sponsor çekildiğinde ya da finansman kanalı kapandığında kulüp doğrudan bilanço kriziyle yüzleşiyor. Taraftarın ve küçük yatırımcının mağduriyeti de buradan doğuyor; çünkü risk kurumsal olarak yönetilmiyor, aşağıya dağıtılıyor. Açık söyleyelim: Türk futbolunda sponsor artık ‘gelir ortağı’ değil, ‘risk taşıyıcısı’ haline geldi. Bu değişmezse, bugün fon krizi dediğimiz şey yarın sponsor krizine, ertesi gün ise sistemik çöküşe dönüşür. Bu model sürdürülebilir değil; sadece ertelenmiş bir iflastır” dedi.

Bjk Tera

“Düşüşün nedeni Tera kaynaklı”

Spor ekonomisti Tuğrul Akşar, “Beşiktaş, likidite krizinde varlık satarak nefes alıyor, ama oksijen tüpündeki oksijen giderek azalıyor. %8,9’luk payın 927 milyon TL’ye elden çıkarılması kısa vadede borç çevrimini rahatlatır, faiz baskısını bir miktar düşürür, nakit akışına pansuman yapar; ancak bu, operasyonel gelir üretmeyen bir modelde ‘geleceği bugüne kırdırmak’tır. Yani bilanço makyajı var, sürdürülebilir nakit üretimi yok. Asıl mesele ikinci cümlede gizli: Payın %51,22’ye gerilemesi, kontrolün kağıt üzerinde korunması demek; ama marj daraldıkça piyasa disiplini, yatırımcı baskısı ve olası yeni satışlarla bu çoğunluk hızla eriyebilir. Kontrol kaybı bir anda olmaz; dilim dilim olur. Kurumsal yönetişim zayıfsa, şeffaflık yoksa ‘money talks’ dediğimiz yerde artık söz sahibi yönetim değil, sermaye olur. Bu yol, kısa vadede nefes; uzun vadede bağımsızlığın aşınmasıdır. Beşiktaş’ın bir aylık hisse fiyatındaki düşüş %35’e ulaştı. Bu düşüşün, kulübün hisse senedi fiyatındaki gerilemenin ana nedeni tamamıyla fon olayındaki TERA kaynaklı” şeklinde konuştu.

“Ön yeterlilik filtresi”

Spor ekonomisti Tuğrul Akşar, “Tera Yatırım ve benzeri aracı kurumların fon krizi soruşturmasına yönetim kurulu düzeyinde uzanan ve spor camiasının da tanıdığı isimleri içine alan bir dosyaya dönüşmesi, Türk futbolunda ‘finansal ortaklık seçiciliğini’ kökten değiştirecek bir kırılma yaratır. Artık kulüpler için mesele sadece ‘kaynak bulmak’ değil, kaynağın regülasyon uyumu, şeffaflığı ve denetlenebilirliği olacaktır. Bu tür dosyalar, özellikle halka arz süreçlerinde ‘likidite sağlayan sermaye’ ile ‘riskli/denetimsiz fon para’ ayrımını keskinleştirir. Kulüplerin sponsorluk ve yatırım anlaşmalarında, yalnızca imza gücüne değil; fonun kaynağına, regülatif geçmişine, MASAK ve SPK uyumuna dayalı bir ‘ön yeterlilik filtresi’ uygulaması zorunlu hale gelir. Aksi durumda, finansal ortaklıklar artık bir büyüme aracı değil, doğrudan bilanço ve itibar riski üreten alanlar olarak görülmeye başlanır” diye sözlerini sonlandırdı.

Muhabir: Hüseyin Demir