Son Mühür/ Beste Temel- Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyeti sonrası Adana’da 10 yıl boyunca örgütlü suçlar ve ceza mahkemelerinde hakimlik yaptığını belirten Avukat Eshat Özkul ile yıllardır İzmir Barosu’na bağlı olarak savunma makamında görev yapan Avukat Sancaktar Devlet Özkul, mesleki tecrübelerini ve kaleme aldıkları ‘’Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Suçları’’ ile ‘’Örgütlü Suçlar’’ odaklı kitap çalışmalarını canlı yayında paylaştı.

‘’Adalet oksijen gibidir, yokluğunu nefessiz kalınca alarız’’
Hakimlik ve avukatlık mesleklerinin kutsallığına dikkat çekerek ceza adalet sistemindeki evrensel ilkelerin hayati önemine değinen Eshat Özkul, yargı bağımsızlığı ve vicdani sorumluluk vurgusu yaptı:
‘’Hakimlik tarafsız adaleti sağlama ve ağır bir vicdani sorumluluk gerektirir, avukatlık ise temel hak ve özgürlükleri savunmayı esas alır. Evrensel hukuk ilkelerinden biri, herkesin savunulma hakkına sahip olmasıdır. Gerçekten adalet oksijen gibidir, varlığında hissetmeyiz ama yokluğunda nefessiz kalır, zorluğunu ancak o zaman anlarız. Bir kişinin suçu mahkeme kararıyla kesinleşmeden kesinlikle o kişiyi suçlu ilan edemeyiz.’’
Demokrasinin sacayaklarından birinin basın olduğunu belirten Özkul, soruşturma aşamasında basının masumiyet karinesine saygı konusunda daha dikkatli bir sınav vermesi gerektiğini kaydetti.
Mesele insanları içeri tıkmak değil: Umudunu yitiren gençlik neden suça sürükleniyor?
Toplumdaki suç oranlarının ve uyuşturucu kullanımının sosyolojik ve psikolojik altyapısına inilmesi gerektiğini savunan Özkul, ceza adalet sistemindeki en büyük yanlışlığın insanları sadece cezalandırmak olduğunu dile getirdi:
‘’Umutların tükendiği yerde suç başlar. Gençler geleceğe dair bir umutla yaşar. Eğer devlet ve toplum olarak gençlere bir gelecek vaadi sunamazsak o gençleri kaybetmeye mahkumuz. Anayasamızda devletin aileyi koruma yükümlülüğü açıkça düzenlenmiştir. Hiç kimse 15, 20 ya da 30 yıl hapis cezasını göze alarak durup dururken suç işlemez. Bunu ancak geleceğe dair tüm umudunu yitirmiş insanlar yapar. Ceza adalet sistemindeki yanlışlıklardan biri, sadece cezalandırıp insanları içeriye tıkmaktır. Ben yargının diğer tarafında, yani kürsüde de bulundum. Önümüze gelen dosyalara bir kağıt yığını değil, bir insan hayatı olarak bakmalıyız.’’
Cezaevlerindeki kapasite fazlalığına ve şartların ağırlaşmasına dikkat çekerek, tahliye olan kişilerin sabıka kayıtları sebebiyle iş bulamadıklarını, toplumun dışına itildiklerini ve yeniden suça sürüklendiklerini vurgulayan Özkul, bu kişilerin topluma kazandırılması için ciddi rehabilitasyon ve istihdam düzenlemelerinin yapılması gerektiğini ifade etti.
Ekranlarda yargısız infaz: Ünlülere yönelik gözaltı operasyonları
Soruşturma makamlarının kamuoyuna mal olmuş kişilere yönelik operasyonlarda hassasiyet göstermesi gerektiğini belirten Eshat Özkul, masumiyet karinesine ve soruşturmanın gizliliğine dikkat çekti:
‘’Halkın tanıdığı isimlerin operasyon aşamasında basın kanalıyla isim isim ifşalanmasına karşıyım. Soruşturmanın gizliliği ilkesi var. Kaçma şüphesi bulunmayan, adliyeye davet edildiğinde veya tebliğ yapıldığında kendiliğinden gelebilecek insanlara yönelik gözaltı prosedürü çok ciddi şekilde incelenmelidir. Bu tür kamuoyu önündeki ifşalar, kişilerin lekelenmeme hakkını ihlal ediyor; iş bulamamalarına, lekelenmelerine ve bazen telafisi imkânsız ağır sonuçlara yol açıyor.’’
Hukuk sisteminde 2005 yılında getirilen adli kontrol müessesesinin tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiri olduğunu belirten Özkul, günümüz yargılamalarındaki uygulamayı eleştirdi:
‘’Normal şartlarda kişinin kaçma şüphesi, delilleri karartma veya tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimali varsa hakim adli kontrolü yetersiz gördüğünde tutuklamaya başvurur. Tutuklama bir son tedbirdir. Ancak günümüzde bu durum maalesef tersine dönmüş durumda. Savcının sevk ettiği çoğu kişi tutuklanıyor. Bu durum biz hukukçular açısından hukuki öngörülebilirliği tamamen ortadan kaldırıyor. Aynı suçu işleyen iki kişiden biri dışarıdayken diğeri tutuklandığında halkın hukuka güveni sarsılır.’’

Devlet baba şevkatiyle yaklaşmalı
Avukat Sancaktar Devlet Özkul ise uyuşturucu ve suç örgütlerinin perde arkasındaki baronlarla mücadele edilmesi gerektiğini söyleyerek başından geçen sarsıcı bir dava anısını paylaştı:
‘’Yıllardır ceza dosyalarına bakıyorum. Gencecik bir kardeşimizin davasında çok üzülmüştüm. Kendi ifadesiyle sadece 10 bin Lira karşılığında bu işi yaptığını söyledi ve 13-14 yıl ceza aldı. Ona ‘Kardeşim, Kordon'da ya da kendi mahallende simit satsaydın zaten o parayı kazanırdın. Yazık değil mi, ailen avukat tutmak için bir dünya para ödedi’ dedim. Bana ‘Evet abi, haklısın’ dedi. Burada asıl mesele, bu gençleri kullanan baronların yakalanıp yakalanmadığıdır. Devlet bir baba gibidir, evladına kızar, terbiye eder, cezasını verir ama bağrına basıp topluma yeniden kazandırır. Suç örgütlerinin tepesindekilerle hukuk çerçevesinde amansız mücadele edilmelidir.’’

Toplumsal entegrasyon ve ‘’Çerçeve Yasa’’ tartışması: 40 Yıllık düğüm nasıl çözülür?
Süreklilik arz eden yargı paketlerini ve TBMM Genel Kurulu gündemine gelen toplumsal bütünleşmeye yönelik yasa tekliflerini değerlendiren iki hukukçu, Türkiye'nin geçmişten günümüze taşıdığı terör ve toplumsal barış meselelerine dair çarpıcı analizler sundu.
Avukat Sancaktar Devlet Özkul, devlet aklının ve demokrasinin önemine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:
‘’Biz 40 yıldır silahla bir mücadele yürüttük ve silahla bu işin çözülemeyeceği kanaatinde bir devlet aklı oluştu. Bırakın siyasi partileri veya hükümetleri, meseleye devlet ve millet bakış açısıyla bakmak zorundayız. Bizler bu toprakların rengarenk çiçekleriyiz. Analar ağlamasın, şehitler gelmesin diye devlet bir adım atıyorsa, demokratik hukuk ilkelerinden taviz vermeden bu süreci desteklemeliyiz. Çerçeve yasa kapsamındaki adımlar milletimizin huzur ve refahı için hayırlara vesile kılınmalıdır.’’
Eski Hakim Eshat Özkul ise kanun teklifinin hukuki boyutuna ve detaylarına değinerek olası karmaşalara dikkat çekti:
‘’Kuşkusuz cezaevlerinde kapasitenin çok üzerinde insan kalıyor ve ailelerin büyük bir af beklentisi var. Teklif hukuki açıdan 3 ana grubu kapsıyor: Hakkında soruşturması devam edenler, kovuşturma mahkeme aşamasında olanlar ve cezası kesinleşmiş hükümlüler. Örgütün kendisini feshedip devlete teslim olmasının ardından 6 ay içerisinde başvuranlar için 5 ila 10 yıllık erteleme süreleri öngörülüyor. Bu süreçte yeni bir suç işlenmezse cezalar adli sicile işlenmeksizin süreç tamamlanacak. Ancak teklifte kasten adam öldürme suçuna karışmamış olmak şartı var. Çatışma veya eylem ortamında kimin kasten adam öldürme suçuna karışıp karışmadığının tespiti hukuki açıdan çözülmesi oldukça zor ve karmaşık bir durum yaratacaktır.’’
Beraat eden birey suçsuzluğunu nasıl ispatlayacak?
Hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan veya beraat etmiş yerel yöneticilerin idari kararlarla görevlerine döndürülmemesi ya da KHK ihraçları konusundaki idari tutumu değerlendiren avukatlar, adli sistem ile idari sistemin ayrımına vurgu yaptı.
Eshat Özkul, ‘’Adli sistem suç ve ceza, idari sistem ise tedbir üzerine yürür. Ancak beraat kararı almış ya da henüz hüküm giymemiş, halkın iradesiyle seçilmiş bir kişinin idari bir tedbirle görevden uzak tutulması mutlaka yargı denetimine açık olmalıdır. Kesinleşmiş bir mahkumiyet yoksa göreve iade edilmesi en doğal haktır’’ dedi.
İdarenin takdir yetkisinin mahkeme kararlarının üzerinde olamayacağını belirterek, ‘’Son yıllarda 'idarenin tasarruf yetkisi' diye bir anlayış çıkarıldı. Beraat etmiş bir vatandaş suçsuzluğunu başka nasıl ispatlayabilir? Mahkemenin beraat verdiği yerde ‘ben seni yine de göreve başlatmıyorum’ demek adalet duygusunu rencide eder. Kişilere bağlı yönetimler çöker, devletler normlara ve hukuk kurallarına bağlı kaldığı sürece ayakta kalır’’ diyerek sözlerini tamamladı.




