SON MÜHÜR/Cumhur Erkek-Evlilik birliği sürerken eşlerden birinin mal kaçırmak amacıyla 3. kişilere yaptığı muvazaalı taşınmaz devirlerine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önemli usul ve esasları netleştirdi. Karara konu olayda; eşinin açtığı boşanma davasından kısa süre önce adındaki taşınmazı bir başkasına devreden koca aleyhine, diğer eş tarafından 'muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil' davası açıldı. Yerel mahkemenin davayı kabul ederek tapuyu iptal etmesi üzerine dosya Yargıtay’ın gündemine taşındı.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararının Detayları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yaptığı inceleme sonucunda Yerel Mahkemenin direnme kararını haksız bularak bozdu ve şu temel hukuki ilkeleri vurguladı:
1. Hukuki Yarar ve Bekletici Mesele Şartı:
Muvazaa iddiasıyla dava açılabilmesi için davacı eşin korunması gereken gerçek bir alacağının bulunması gerekir. Taraflar arasında Aile Mahkemesinde devam eden bir 'katılma alacağı (mal rejimi tasfiyesi)' davası bulunmaktadır. Bu dava sonuçlanmadan davacının kesinleşmiş bir alacağı olup olmadığı bilinemez. Dolayısıyla Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesindeki davanın sonucunu HMK 165 uyarınca bekletici mesele yapmak zorundadır.
2. Alacak Yoksa Dava Reddedilecek:
Aile Mahkemesinde görülen mal rejimi davası sonucunda davacı eş lehine herhangi bir alacağa hükmedilmezse, davacının muvazaa davası açmakta hukuki yararı kalmayacağından davanın reddine karar verilecektir.
3. Tapu İptal Edilmeyecek, Haciz ve Satış Yetkisi Verilecek:
Alacağın varlığı ve muvazaa olgusu kanıtlandığı takdirde dahi, taşınmazın tapusu tamamen iptal edilip eski eş adına tescil edilemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi ve İcra İflas Kanunu’nun 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak, taşınmazın tapusu devralan 3. kişi üzerinde kalmaya devam eder; ancak davacı eşe yalnızca alacağını tahsil edebileceği miktar oranında taşınmazı haczettirme ve sattırma yetkisi verilir.
Karşı Oy Gerekçesindeki Dikkat Çekici Detay
Karara katılan bazı Yargıtay üyeleri ise yazdıkları karşı oy yazısında, aile hukukuna ilişkin özel düzenleme olan Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 241/1. maddesine dikkat çekti. Karşı oy gerekçesinde; alacaklı eşin önce asıl borçlu olan eski eşin mal varlığına başvurması gerektiği, alacağın tamamının doğrudan 3. kişiden istenemeyeceği, bu durumun borçlar hukukundaki kefalet ilkelerine aykırılık oluşturacağı ifade edildi.




