Son Mühür / Yağmur Daştan - Son günlerde “büyük stratosferik ısınma” ve “Kutup Verteksi’nin çökmesi” iddialarıyla birlikte, 2026 yılında Arktik kökenli soğuk hava dalgalarının orta enlemlere yayılabileceği yönündeki değerlendirmeler kamuoyunda tartışma yaratıyor. Sosyal medyada sıkça paylaşılan senaryoların ardından gözler bilim insanlarına çevrilirken, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, ani stratosferik ısınma ve kutupsal hava hareketlerinin bilimsel arka planına ilişkin bilinmesi gerekenleri anlattı. Prof. Dr. Yaşar, söz konusu meteorolojik süreçlerin yalnızca kısa süreli soğuk hava dalgaları olarak ele alınamayacağını, olası etkilerin su, enerji ve tarımsal üretim başta olmak üzere çok sayıda kritik alanda sonuçlar doğurabileceğini vurgulayarak çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“O zaman da ‘2020’den sonra bir bela gelecek gibi’ denildi”

“O zaman da ‘2020’den sonra bir bela gelecek gibi’ denildi”

Yaşananların tamamen meteorolojik bir olay ve söylentilerin de doğru olduğunun altını çizerek açıklamalarına başlayan Prof. Dr. Yaşar, “Bu yıl “Kutup Amerika’ya geldi” denildi; 10 bin uçuş iptal oldu, birkaç milyon insan elektriksiz kaldı, ciddi bir soğuk yaşanıyor. Oysa 1100’lü yıllarda devasa buzullar Urfa’nın güneyine kadar indi. Bunlar yaşamda var. 2003 yılında Finlandiya, “2020’den sonra çok büyük soğuklar gerekebilir, barajlarım buz tutabilir ve elektriksiz kalabilirim” diyerek nükleer santral yapma kararı aldı. 2004 yılında Pentagon, ABD eski Başkanı George W. Bush’u uyararak “Buzullar İngiltere’nin ortasına kadar inebilir. Tıpkı Moğollar dönemi gibi açlık ve kıtlık, savaşlar çıkabilir” dedi. O zaman da “2020’den sonra bir bela gelecek gibi…” denildi. Örneğin, böyle ilerlerse İstanbul Boğazı buz tutabilir. Yani bunlar uzun zamandır konuşulan şeyler, tarihte de benzer şeyler oldu. 1247 yılında Karadeniz’in 70 metre buz tuttuğu biliniyor” ifadelerini kullandı.

Osmanlı’yı işaret etti: “Soğuma kuraklık ve savaş demektir”

“Kutuplarda ortalamanın üzerinde bir sıcaklık var, buradaki soğukluk güneye kayıyor” diyerek yaşananları özetleyen Prof. Dr. Yaşar, “Bu bize de gelebilir. Bir “Şubat başında çok soğuk olabilir” diyorlar, bir de “hava döndü” diyorlar. Bunlar birkaç günlük meteorolojik olaylar; çok önceden kesin söylemlerde bulunmak pek mümkün değil. O yüzden bizler de her zaman “Olacak” diyemeyiz, “olabilir” deriz. Fakat “Olmayacak” demeyiz çünkü daha önce de oldu. 1929 yılında İstanbul Boğazı’nın buz tuttu. O dönem yine dünyada ekonomik buhran çıktı; hatta John Steinbeck’in yazdığı ‘Gazap Üzümleri’ kitabı o dönemi anlatır; kitap, Oklahoma’dan 1,5 milyon işçinin Kaliforniya’ya göçünü konu alır. O dönemlerde yıllarca tarım yapılamadı. Borsalar çöktü, Amerika ve Avrupa’da binlerce kişi intihar etti. O dönemde İzBB bütçesi yarı yarıya düşürüldü, para yoktu. Anlayacağınız herkes ‘Küresel ısınma’ diyor ama bu soğuma hoş bir şey değildir. Soğumadan korkacaksınız. Soğuma; kuraklık ve savaş demektir. Bütün bu savaşların nedeni, kuzeydeki soğuğun güneye inmesidir. Osmanlı’nın kuruluşu dahi buna bağlıdır. Büyük Selçuklu yıprandı, Osmanlı kuruldu. Şiddetli bir soğuma olmasa belki hala Selçuklu Devleti vardı” ifadelerini kullandı.

Osmanlı’yı işaret etti: “Soğuma kuraklık ve savaş demektir”

“Trump’ın Grönland’a gitmesine gerek kalmadı”

Teknolojinin geçmişten bugüne geliştiğini fakat hala birtakım risklerin olduğunu da söyleyen Yaşar, “Çok büyük bir soğuk gelirse, bu ciddi kuraklık demektir. Şimdi pompalarımız, motorlarımız, barajlarımız var. Her ne olursa olsun, havadaki soğukluk üretimi çok düşürür. Güneş lazım; güneş gidip soğuma başladığında işimiz çok zor. Önlemlerin çok önceden alınması gerekiyor; Finlandiya örneğinde olduğu gibi. Biz de o yıllarda Sinop Nükleer Santrali’ni kurduk ama Greenpeace “Yapamazsınız, patlatırsınız” dedi. Küresel ısınmadan değil, soğumadan korkacaksınız. Kutuplar Amerika ile yer değiştirdi; günün sözü bu. Trump’ın Grönland’a gitmesine gerek kalmadı, kutuplar onlara gelmeye başladı. Uzun sürerse bu durum Türkiye’yi değil, bütün dünyayı etkiler. Bizim bu saatten sonra yapacağımız şey şu: 20 yıldır neler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Burada su çok önemli. Jeoloji mühendisleriyle görüşülüp hidrojeoloji haritaları çıkarılmalı. Bakın, yağmurlar yağıyor ama bu sular boşa gidiyor, hepsi denize akıyor. Yağan yağmurun yüzde 5’ini bile tutabilseniz yeter. Yeraltı barajları yapın diyoruz, dinlemiyorlar. Suda paranın önemi yok; elinizden ne geliyorsa yapacaksınız. Zor işler, kabul, ama yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“İklimde rastgelelik olmaz”

Son dönemde İzmir’de de yaşanan yağışlara yönelik açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Yaşar, “Sanırım tüm zamanların ocak ayı aylık yağış rekoru kırıldı ve Tahtalı Barajı yüzde 2,95’ten yüzde 4,69’a çıktı. Bu değer, Tahtalı Barajı’nda kaydedilen günlük seviye artış rekoru olabilir. İzmir’de ocak ayı yağış ortalaması 136 kilogram civarındadır ama bu yıl 200’leri geçtik gibi görünüyor. Daha ağustos ayında “Bizi bol yağışlı ve selli bir 2026 bekliyor gibi” demiştim. Tıpkı 2008 büyük kuraklığından sonra, son 60 yılın en yağışlı yılı olan ve müthiş sellerin yaşandığı, 30 kişinin hayatını kaybettiği 2009 yılı gibi olma olasılığı çok yüksek demiştim. İklimde rastgelelik olmaz; müthiş bir düzen içinde hareket eder. Sanırım bu yıl yağışlar, son 60 yılın en yağışlı yılı olan 2009 ile yarışacak. Bakın, her yeri su bastı. Bütün yollar çöp içinde. Bu sellerin basmasının nedenlerinden biri de rögarların tıkanmasıdır. Neden temizlenmiyor, hiçbir fikrimiz yok” diye konuştu.

Muhabir: Yağmur Daştan