Belediye başkanlarının yaptırdığı anketlere oldum olası mesafeli durmuşumdur. Çünkü bu ülkede anket, çoğu zaman ölçmek için değil, göstermek için yapılır. Gerçeği öğrenmekten çok algı üretmeye yarar. Hele ki işin ucunda siyaset ve para varsa, sonuçların ne tarafa meyledeceğini tahmin etmek zor değildir.
Kulislerde dolaşan iddia basittir: Anketi kim yaptırıyorsa, sonuç onun lehine çıkar. Hatta daha ileri bir söylenti vardır; sıralamadaki yer, ödenen bedelle doğru orantılıdır. En yüksek ödemeyi yapan, en üst sıraya yerleşir. Başarı; hizmetle değil, faturayla ölçülür.
Geçtiğimiz günlerde İzmir’den bir “başarı” haberi düştü. Bornova Belediyesi’nin yaptığı hizmetler nedeniyle Türkiye genelinde dördüncü sırada gösterildiği açıklandı. Haberi okuyunca gülsem mi, üzülsem mi bilemedim. Çünkü ortada kamuoyuna açık, denetlenebilir, şeffaf bir veri yok. Hangi mahallede, hangi hizmet, hangi ölçütle değerlendirilmiş? Kaç kişiyle görüşülmüş? Örneklem nasıl seçilmiş? Bilmiyoruz. Ama sonuç net: Dördüncü sıradayız!
Üstelik belediyecilik sadece kaldırım, asfalt ve çöp toplama işi değildir. Kültür-sanat faaliyetleri, gençlere yönelik spor yatırımları, sosyal projeler, kadın ve çocuk merkezleri… Bunların her biri kamusal hizmetin ayrılmaz parçasıdır. Bir ilçede düzenlenen bir tiyatro festivali, açılan bir kütüphane, yapılan bir spor tesisi ya da desteklenen amatör kulüpler; en az fiziki yatırımlar kadar toplumsal değer üretir. Eğer bir değerlendirme yapılacaksa, kültür-sanat ve spor alanındaki çalışmalar da nesnel kriterlerle ele alınmalıdır. Aksi halde ortaya çıkan tablo eksik ve yanıltıcı olur.
Ancak burada asıl mesele şudur: Belediyelerin zaten sınırlı olan bütçesi vardır. Bu bütçe öncelikli yatırımlara göre, gerçek ihtiyaçlara göre kullanılmalıdır. Altyapı eksikse önce o tamamlanmalıdır. Sosyal destek bekleyen yurttaş varsa önce ona kaynak ayrılmalıdır. Halkın parası, algı çalışmasına değil; kalıcı hizmete harcanmalıdır.
Bu demek değildir ki anketlere bütünüyle karşıyız. Elbette bağımsız ve güvenilir araştırma şirketlerine ihtiyaç vardır. Bilimsel yöntemle, şeffaf örneklemle, kamuoyuna açık verilerle yapılan çalışmalar yöneticilere ayna tutar. Nerede eksik var, hangi hizmet memnuniyet yaratmış, hangisi yetersiz kalmış; bunları görmek kıymetlidir. Ancak araştırma, övgü broşürüne dönüştüğü anda anlamını yitirir.
Bornova’da geçmişte görev yapmış bir belediye başkanının tavrı hâlâ hafızalardadır. Bir anket şirketi kapısını çalıyor ve “Yasal olarak yılda iki kez anket yaptırma hakkınız var, sizinle de çalışalım” diyor. Başkanın cevabı kısa ve net oluyor:
“Benim anketim sandıktır.”
Anket yaptırmıyor. Çünkü onun ölçütü, listeler değil halkın günlük hayatı. Çöp zamanında toplanıyorsa, yollar yapılıyorsa, kültür merkezi dolup taşıyorsa, gençler spor alanlarında yer bulabiliyorsa bunu en iyi mahalleli bilir. Hizmet varsa takdir eder, yoksa sandıkta gereğini yapar.
Ne oldu peki? O başkan, o anket şirketinin sonraki sıralamalarında üstlerde yer almadı. Hatta çoğu zaman son sıralarda gösterildi. Ama sokakta karşılığı vardı. İnsanların hafızasında “çalışan başkan” olarak kaldı.
Ve işin en çarpıcı yanı şudur:
Gerçek başarı satın alınamaz.
Listeye girmek için bütçe ayırabilirsiniz. Grafikler bastırabilirsiniz. “En başarılılar” arasında yer aldığınızı ilan edebilirsiniz. Ama vatandaşın hafızasına para ödeyerek giremezsiniz.
Sandık günü geldiğinde hiçbir anket şirketi oy kullanmaz. Oy kullanan halktır.
Ve halk, yapılan hizmeti de yapılan israfı da unutmaz.