Son Mühür/Merve Turan- Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olan Sevr Antlaşması’nın üzerinden 106 yıl geçti. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr, Osmanlı Devleti’ne son derece ağır şartlar getirirken Anadolu topraklarının büyük bölümünün paylaşılmasını öngörüyordu. Türk milletinin bağımsızlığını ve ülkenin bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit eden anlaşma, Milli Mücadele’nin başlamasıyla birlikte Türk milletinin karşı çıktığı en önemli dayatmalardan biri haline geldi.
Sevr’in üzerinden yıllar geçmesine rağmen anlaşmanın adı, Türkiye’de özellikle ülkenin bütünlüğü ve bağımsızlığıyla ilgili tartışmalarda hala güçlü bir karşılık buluyor. Her 10 Ağustos’ta olduğu gibi Sevr’in 106. yıl dönümünde de anlaşmanın ağır şartları ve Milli Mücadele dönemindeki anlamı yeniden gündeme gelirken, bu kez İzmir’den dikkat çeken bir açıklama geldi.
"Sevr'in farklı dayatması!"
Zafer Partisi İzmir İl Başkanı Sinan Bezircilioğlu, Meclis’e getirildiğini söylediği “çerçeve yasa” üzerinden sert ifadeler kullanırken, söz konusu düzenlemelerin Sevr’in farklı bir şekilde yeniden Türkiye’ye dayatılması anlamına geldiğini savundu. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına vurgu yapan Bezircilioğlu, düzenlemeye destek veren siyasetçilere de tepki gösterdi ve referandum çağrısı yaptı.
"Devlet kimsenin siyasi ikbaline kurban edilemez"
Bezircilioğlu, Meclis'e getirilen yasa tekliflerini eleştirerek, devletin kimsenin siyasi ikbaline kurban edilemeyeceğini vurgulayarak;
"Yüz yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları o Sevr'i parçalayıp yırtarak üniter Türk devletinin tapusunu bu millete armağan ettiler. Bugün ise o masada istediklerini alamayan zihniyet, maalesef bu 'çerçeve yasa' adı altında Meclis'e getirilen teslimiyet belgeleriyle o Sevr'i Türkiye'ye parça parça yeniden dayatmaya çalışıyorlar. Biz Zafer Partisi olarak buradan bir kez daha haykırıyoruz: Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimsenin siyasi ikbaline kurban edilecek bir çadır devleti değildir. Yüz yıl önce Sevr'i yırtan bu irade, bugün de bu ihanet yasalarını ve masabaşı senaryolarını yırtıp atacaktır" dedi.
"Güveniyorlarsa konuyu referanduma götürsünler"

Meseleye güvenenlerin yetkiyi millete vermesi gerektiğini belirten Bezircilioğlu, referandum çağrısını şu sözlerle ifade etti:
"Bu yanlıştan bir an önce dönmelerini temenni ediyorum; bu yanlıştan dönmeleri çağrısında bulunuyoruz. Bu çok büyük bir sıkıntı. 100 yıl önce Serv’de alamadıklarını, bugün masa başında farklı bir şekilde elde etmeye çalışıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu üniter bir devlettir. Güçlü bir devlettir. Büyük Türk Devleti'dir. Bunun bu şekilde yasayla, hani bir şeye ihtiyacı yok. Onu milletin nazarında, milletin vicdanında karşılık bulamazlar. Türk milleti buna asla müsaade etmez. Yapmak istedikleri şeylere hiçbir şekilde müsaade etmez. Ama bu beyhude çabadan bir an önce vazgeçmelerini tavsiye ederiz, temenni ederiz.
Çok güveniyorlarsa buyursunlar, referanduma götürsünler, Türk milletine sorsunlar. Türk milletinin istemediği bir şeyi Türk milletinin adına uygulamaya koymaya çalışmak, hem kendilerini hem ülkeyi çok zor bir duruma düşürüyor. Kendilerini de siyaseten çok zor bir duruma düşürüyor. Ülkeyi de daha da sıkıntılı bir duruma düşürüyor. Yani kendilerini siyaseten hangi duruma sokarlarsa soksunlar, o bizi ilgilendirmez ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin geleceğiyle oynamaya kimsenin hakkı yok.
"Buna imza atanların da vebali var"
Türk milleti karar versin bu işe. Türk milleti bunlara, ülkeyi böyle tuhaf yasalarla ülkenin geleceğini karartsınlar diye yetki vermedi. Meclise gönderirken bu şekilde yetki vermedi. Bu şekilde vekil tayin etmedi. Bugün bu yasaya imza atan bütün milletvekillerinin vebali var. Bunu yönlendirenlerin vebali var; iktidardakilerin, buna oy verenlerin de vebali var. Buna imza atanların da vebali var, iktidardaki, muhalefetteki fark etmez. Ve bu vebalin altından kalkamazlar. Zaten matah bir şey yaptıklarını bilseler, "On yıl sonra, yirmi yıl sonra bize bu yasaya imza attık diye bizi kimse yargılayamaz" diye madde koymazlardı. Sen neden korkuyorsun da bu maddeyi koyuyorsun? Kendine güveniyorsan imzala. Sen bu maddeyi niye koyuyorsun?"
"Yargılanma korkusu yapılan işin yanlışlığının kanıtıdır"
Yargılanma korkusunun yapılan işin yanlışlığının kanıtı olduğunu dile getiren Bezircilioğlu, eleştirilerini şöyle sürdürdü:
"'On yıl sonra, yirmi yıl sonra beni yargılayamazsın.'maddesi var. E senin, yaptığın işin içine sinmediği belli. Yaptığın işin hayırlı bir iş olmadığını da biliyorsun. Yaptığın işin matah bir şey olmadığını da biliyorsun. Bu memleketin faydasına, hayrına olmadığını da biliyorsun da o yazıyı yazıyorsun: "Ben bunu yaparım ama beni yargılama." Sen niye yargılanacağını düşünüyorsun? Neden on yıl, yirmi yıl sonra yargılanacağını düşünüyorsun? Çünkü yaptığın şeyin yanlış olduğunu sen de biliyorsun. Yazık günah. Bunlar milletvekili olacak. Bunlar ülkeyi yönetecek. Böyle şey mi olur? Kendilerine gelsinler."
Konuya ilişkin tepkinin İzmir'den de yüksek çıktığını ifade eden Bezircilioğlu sözlerini şöyle tamamladı:
"İzmir de bu konuda hassas ve sıkıntılı. Görüştüğümüz her yerde, çarşıda, pazarda büyük bir tepki var. Yani ben, dediğim gibi bu milletin nazarında kabul edilecek, milletin vicdanında kabul edilecek bir şey değil. Bu milletin vicdanını yaralayan, Türk milletinin içine sinmeyen, kabul etmeyeceği bir şeyi zorlayarak yapmak her şeyden önce ülkenin büyük zararına. Artık bunu zorlayanlar da kendi siyasi ikballerini tehlikeye atıyorlar. Kendi kendilerine de zarar veriyorlar. İnşallah akılları başlarına gelir, akılları başlarına gelir ve bu şeyden vazgeçerler."




