İlk kez bu kadar yakında hissettik azrailin soğuk nefesini... Hiç bitmeyecekmiş gibi uzun gelen 15 saniyelik (AFAD'a göre 6.6, Kandilli'ye göre 6.9, Amerikalılar'a göre 7.1 büyüklüğündeki) sallantı canhıraş çığlıklar arasında bir ölüm makinesine dönüştü. Çok değil 52 km. ötede Sığacık'ta önce çekilip, ardından azgın dalgalarla geri gelen deniz, tekneleri, sokakları, kaçamayan insanları yutuyor. Cumhuriyet Tarihi'nin ilk süprüntüsü (Tsunami) meydana geliyordu.

Deprem değil bina öldürmüştü her zaman olduğu gibi. Bu kez yanıbaşımızdaydı acı. Komşumuzun oğlu, gurur duyduğumuz TEOG birincisi, müzik öğretmenimizin kızı, tribündeki taraftar, sahadaki futbolcu, koltuğuna oturduğumuz Diş Hekimi, alışveriş yaptığımız market... Ateş düştüğü yeri yaktı. Depremde an itibarıyle 114 canımızı kaybettik. 1035 kişi yaralandı. 17 katil binadan 15'inde çalışmalar tamamlandı.

3 yaşındaki Elif Perinçek, 14 yaşındaki İdil Şirin, 62 yaşındaki Emine Teyze (Eren) ve 91 saat sonra gelen 4 yaşındaki mucize Ayda Gezgin, acılarımıza bir damla teselli, yeni canlar için umut oldu. Can candı, 105 saat sonra bir de kedi çıkarıldı enkazdan.

Her zaman biz koşardık, en önce yardıma, İzmir kenti olarak. Bu kez bize koştular. Hepsinden Allah razı olsun. Belediyelerimiz anında iş başındaydı. Tunç Soyer, Bayraklı, Bornova, Konak, Narlıdere, Gaziemir, Menemen, Selçuk, Karabağlar, Gaziemir... İstanbul, Ankara B.Şehir, yurdun her yerinden belediyeler yardıma koştu. Hükümet Cumhurbaşkanı'ndan tutun da neredeyse tüm bakanlarıyla oradaydı, siyasi parti liderleri, STK'lar, grevi bırakıp yardıma koşan madenciler, İstanbul'un, Manisa'nın, Bursa'nın itfaiyecileri, AFAD, JAK, Akut, kulüplerimiz onların fedakar taraftarları. Çürük binalarla onca cana mal olan, onca ocağa acı salanlara inat, yeni bitmiş binalarını, bütün siteyi bila bedel depremzedelere tahsis eden müteahhitler. Depremzedeleri çadırından bile kıpırdatmadan servis yapan gençler...

Gün birlik günüydü. İzmir sevgisi, İzmir duruşu tüm Türkiye'yi kenetlemişti. "Ben bütün İzmir'i ve İzmirliler'i severim. Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim" diyen Ata'sına bir kez daha layık olmuştu İzmir.

Yolumuzu çizmişti son nefesine kadar yılmadan düşünen, üreten, canı pahasına 15 yılda Cumhuriyet'i çağdaş uygarlıklar seviyesine taşımaya and içmiş "en büyük Türk" ATATÜRK...

Kayıplarımızı geri getiremezdik, ama kalanların yaralarını sarabilir, el birliğiyle daha güvenli, daha hazırlıklı bir kent yaratabilirdik. Yolumuz sonsuza dek O'nun gösterdiği yol olacaktı elbet. Geleceğimizi aydınlatıyordu hala, Başkent'ten, ebedi istirahatgahından, yüzbinlerin uğrak yeri Anıtkabir'den... Devrimleriyle, ilkeleriyle, öğretileriyle.

Acım, acımız büyük.

Her 10 Kasım'da Atamız'ı yitirmenin hüznünü yeniden ilk günkü tazeliğiyle yaşarken, deprem kayıplarımız da aklımıza düşecek, bundan böyle. Ama yılmayacağım, yılmayacağız, acımıza kalbimize gömüp savaşacağız, hırsızla, soysuzla, Ata'nın yolundan döndürmek isteyen karanlıklarla. Muhtaç olduğum kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut.

Çünkü;

SOYUM TÜRK, ECDADIM ATATÜRK!