Çok duygusal bir anıdır ama… Herkesin bilmesinde yarar vardır… Atatürk…

Atatürk…
Vefatından yaklaşık dört ay önce…
Yaveri ve çocukluk arkadaşı Salih Bozok'a…
Gözlerinin içine bakarak şöyle demişti:

“Ben öleceğim Salih, çünkü benim hastalığım siroz...
Okudum, tetkik ettim, siroz insanı muhakkak öldürür ama…
Hastalığım daha önce tüm ayrıntılarıyla bana anlatılsaydı…
O zaman bu işin başında önlemini alırdım…”

Salih Bozok…
Gözyaşlarını göstermemek için izin istedi; odadan çıktı…
Ne var ki hıçkırıklarını…
Atatürk, kapı kapalı da olsa duymuştu…

*

57 yaşında bu dünyaya veda etti…
Tabii ki…
Muhteşem zaman dilimleri içinde de yer aldı ama…
Ne var ki...
Ömrünün en güzel günlerini “savaş meydanları”nda tüketti…

Makbule hariç, dört kardeşini de ufacık yaşta hastalıktan kaybetti…
Manastır'daki askeri lisede öğrenciyken…
Bağışıklık sistemi zayıflamıştı…
Attan düştü; kaburgaları kırıldı yine de cepheye koştu…
Sıtma'ya yakalandı; azmiyle o hastalığı da yendi…
Zatürre tedavisi gördü…
İki kez kalp krizi geçirdi…
Karaciğer hastalığına yakalandı…
Sol gözüne kireç parçası girdi…
Kulak egzamasından büyük acılar yaşıyordu...
20'li yaşlarında böbrek enfeksiyonuna yakalandı…

Hiçbir hastalığını milletinden gizlemedi…

Gelgelelim…
Hayatını tüketen “siroz yüzünden” yaşadığı bir olay var ki…
Unutulacak gibi değil…

*

Takvim yaprakları…
1938'in…
29 Ekim'ini gösteriyordu…
O gün…
Cumhuriyet'in 15'inci yaş günüydü…

Whatsapp Image 2026 11 04 At 07.24.39

*

Ankara Hipodromu'ndaki törenlerin öncesinde…
Başbakan Celal Bayar…
Ulu Önder'in Ordu'ya mesajını okurken…
O, sarayda kısılıp kaldığı yatağında…
Salih Bozok'a durup, durup…

“Ah Ankara… Ah Ankara'ya gidemedik…” diye yakınıyordu…

Akşam olunca…
Havai fişekler gökyüzünü aydınlatmaya başlamıştı…
Atatürk kutlama gürültüleriyle bir ara uyandı…
Zile bastı sofracı Kamil'i çağırdı ve sordu:

“Bu patırtılar nedir?”

Sofracı Kamil, Atatürk'ün üzülmesini istemediği için…

“Gök gürlüyor Paşam…” deyivermez mi?

Atatürk, o cevabın amacını ve dahi Kamil’in sevimli saflığını anlayınca…
Dudağının kenarıyla gülümsedi:

“Hadi oradan enayi…”

Yaverleri hemen ilgilileri uyararak…
Havai fişek gösterisinin durdurulmasını istediler...
İşte, tam o sırada…
Beklenmedik bi'şi oldu…
Kuleli Askerî Lisesi öğrencilerini taşıyan vapur…
Dolmabahçe Sarayı önünden geçiyordu…
Öğrenciler...

“Atamızı görmek istiyoruz” diye bağırmaya başladılar…

Askeri öğrencileri durdurmak mümkün değildi…
Ardından da İstiklal Marşı ile…
10. Yıl Marşı'nı söylemeye başladılar…

“Çıktık açık alınla… / 10 yılda her savaştan…” sesleri…
Dolmabahçe'nin hüzünlü duvarlarında çınlıyordu…

*

İlk refleks…
Atatürk'ün silah arkadaşı Kılıç Ali'den geldi…
Hemen pencereye koştu…
Dayanamadı, gençleri alkışlamaya başladı…
Kılıç Ali, o dakikaları…
Anılarında şöyle anlatmıştı:

“Atatürk'ün ne kadar müteessir (üzüntülü) olduğu…
Çok belli oluyordu… Pencerenin önünden çekildim…
Kapının önündeki paravanın arkasından Ulu Önder'e baktım…
Yatağında doğrulmuş, oturuyordu… Gözyaşlarını daha fazla tutamadı… Yanındakiler ve ben son düşmanı ölümle savaşan bu kudretli adamın ilk kez o gün ağladığını görüyorduk…”

Nokta…

Hamiş: Bu yıl itibarıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının “88’inci yıl dönümü”dür (10 Kasım 1938 - 10 Kasım 2026)

Sonsöz: “Atatürk'ün ağlarken bir tane bile fotoğrafı yoktur... Çünkü o halkını gözyaşı ile kandırmamış, gülen gözleriyle umut olmuştur... / Anonim…”