Yetişkinlerin yaptığı bazı alışverişlerin yalnızca ihtiyaçtan kaynaklanmadığı belirtiliyor. Psikolog ve yazar Sarah Mitchell, lüks ve aşırı harcama davranışlarının çocukluk döneminde hissedilen “yoksunluk” duygusuyla bağlantılı olabileceğini ifade ediyor. Ona göre bazı satın alma alışkanlıkları, geçmişte oluşan duygusal boşlukları doldurma çabasından başka bir şey değil.
Mitchell, özellikle bilinçsizce yapılan harcamaların arkasında ilgi, güvenlik ya da kabul görme eksikliğinin bulunabileceğini söylüyor. Kişi bunu fark etmese bile, sepetine attığı ürünler aslında geçmişinden izler taşıyabiliyor.
Tasarımcı ürünlere yönelme aidiyet arzusunu yansıtıyor
Gençlik yıllarında kendini dışlanmış ya da farklı hisseden bireylerin, yetişkinlikte ünlü markaların logolarına daha fazla önem verdiği belirtiliyor. Tasarımcı kıyafetler ve markalı ürünler, kişinin statüsünü kanıtlama ve bir gruba ait olma isteğini simgeliyor. Yani mesele sadece şıklık değil, kabul görme ihtiyacı da olabiliyor.
Stokçuluk geçmişteki aç kalma korkusunu tetikliyor
Çocukluğunda yokluk yaşamış kişilerde, yetişkinlikte aşırı stok yapma eğilimi görülebiliyor. Kilerlerin gereğinden fazla doldurulması, bazı ürünlerin bozulmasına rağmen alışverişin sürmesi, geçmişte hissedilen aç kalma korkusuna karşı geliştirilen bir savunma mekanizması olarak değerlendiriliyor. Bu durum bazen kişi için fark edilmeden bir güvenceye dönüşüyor.
Seyahat ve teknoloji tutkusu kaçırılan yılların telafisi gibi
Çocukken tatil yapma imkanı bulamayan ya da modern cihazlardan uzak büyüyen bireylerin, yetişkinlikte seyahat ve teknolojiye daha fazla harcama yapabildiği belirtiliyor. Sürekli yeni cihaz almak, geride kalmışlık hissini bastırma çabası olarak yorumlanıyor. Planlı ve yoğun seyahat programları ise adeta kaçırılan yılların telafisi gibi görülüyor.
Kusursuz ev arayışı kontrol ihtiyacını gösteriyor
İstikrarsız ya da huzursuz bir ev ortamında büyüyenlerin, yetişkinlikte mükemmel bir yaşam alanı oluşturmak için ciddi bütçeler ayırabildiği ifade ediliyor. Ev dekorasyonuna gösterilen aşırı özen ve düzen takıntısı, geçmişte yaşanan kaosu kontrol altına alma isteğiyle bağlantılı olabiliyor. Kimi zaman bu çaba, kişinin bütçesini zorlayacak boyuta ulaşıyor.
Dolapta biriken kıyafetler birer güvence sembolü
Hiç giyilmeyen kıyafetlerin dolapta tutulması da benzer bir psikolojik zemine dayanıyor. Her ihtimale karşı alınan giysiler, bilinçaltındaki kıtlık korkusunu ve “hazırlıklı olmalıyım” kaygısını temsil ediyor. Aslında orada duran her parça, geçmişten kalan bir endişenin sessiz işareti gibi.
Mitchell, harcamaların hangi motivasyonla yapılduğunu sorgulamanın önemine dikkat çekiyor. Ona göre kişi neden alışveriş yaptığını dürüstçe düşündüğünde hem bütçe yönetimini iyileştirebilir hem de geçmişteki travmalarla yüzleşme fırsatı bulabilir. Bazen mesele kredi kartı ekstresi değil, yıllar önce hissedilen eksiklik olabiliyor. Bunu görmek kolay değil ama fark etmek belki de ilk adım.





