Son Mühür- Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD'de tahvil faizlerindeki artış küresel piyasaların son dönemdeki ana gündem maddelerinden biri haline geldi.
ABD'nin 30 yıllık tahvil faizi 2002'den bu yana ilk kez yüzde 5.5'in üzerine çıktığı görüldü.
''ABD'nin 30 yıllık Hazine tahvil getirisinin yüzde 5,50 civarına yükselerek 2004'ten bu yana en yüksek seviyelerini görmesi, yalnızca ABD açısından değil, küresel piyasalar açısından da önemli bir gelişme'' hatırlatmasında bulunan eski TCMB Uzmanı Dr. Ayhan Bülent Toptaş,
''Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bunun kısa vadeli bir faiz hareketinden ziyade uzun vadeli ABD faizlerinde belirgin bir yükselişe işaret etmesi.
ABD tahvil faizlerinin yükselmesi, dünya finans piyasalarında bir anlamda referans maliyetinin yükselmesi demektir.
Çünkü ABD Hazine tahvilleri küresel yatırım kararları için önemli bir referans veya bir tür kıyaslama enstrümanıdır.
Yatırımcı, ABD'de uzun vadeli olan ve görece düşük riskli bir varlık olan Hazine tahvillerinden gittikçe artan yüksek getiri elde edebiliyorsa, bu durumda gelişmekte olan ülkelerde yatırım yapmaktan ziyade ABD tahvillerini tercih edebilir.
Gelişmekte olan ülkelerde yatırım yapmak için ise için daha yüksek risk primi talep edebilir. Daha açık söylemek gerekirse böyle bir durumda gelişmekte olan ülkelerden borç karşılığı isteyeceği faizi daha yüksek bir seviyeye çeker'' değerlendirmesinde bulundu.

Dr. Ayhan Bülent Toptaş
Türkiye için hangi riskleri taşır?


''Türkiye açısından ilk etki döviz kuru ve sermaye hareketleri üzerinden görülebilir. ABD'de uzun vadeli tahvil faizlerinin yükselmesi, yatırımcıların dolar cinsi varlıklardan elde ettiği getiriyi artırdığı için gelişmekte olan ülkelere yönelik yatırım iştahını azaltabilir'' vurgusunda bulunan Toptaş,
''Bu durumda bazı uluslararası yatırımcılar Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalardaki varlıklarını azaltıp daha yüksek getirili ABD varlıklarına yönelebilir. Dolar talebinin küresel ölçekte artması da gelişmekte olan ülke para birimleri, dolayısıyla TL üzerinde değer kaybı yönünde baskı oluşturabilir.

Dış finansman maliyeti artabilir...


İkinci önemli kanal ise Türkiye'nin dış finansman maliyetidir. ABD tahvil faizinin yükselmesi küresel düzeyde faizleri yukarı çeker ve Türkiye'nin borçlanma maliyeti üzerinde yukarı yönlü baskı oluşabilir. Bu durum özellikle Türkiye'de dışarıdan borçlanan şirketlerin ve bankaların dış kaynak maliyetleri açısından önem taşıyor.
Üçüncü kanal ise Borsa İstanbul. Küresel faizlerin yükselmesi, dış yatırımcılar için gelişmekte olan ülke varlıklarının cazibesini azaltabilir. Türkiye'de zaten son dönemde fon piyasasında yaşanan sorunların ardından piyasa güveninin hassas olduğu bir ortam var. Dolayısıyla küresel faizlerdeki yükseliş BIST açısından ek bir oynaklık nedeni oluşturabilir.

Vatan Partisi’nden fon krizi reçetesi
Vatan Partisi’nden fon krizi reçetesi
İçeriği Görüntüle

Dikkat çeken uyarı...


Buradan "Aman! Türkiye yeni bir kriz geliyor" sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Etkinin boyutu tabii ki ABD faizlerinin ne kadar süre yüksek kalacağına, doların nasıl seyredeceğine, Türkiye'nin risk primine ve Türkiye de enflasyon beklentilerinin nasıl gelişeceğine de bağlı. Hemen her hafta belirttiğimiz gibi TCMB politika faizini yüzde 37'de tutarken jeopolitik gelişmeler ve yüksek enerji fiyatlarının enflasyon açısından yukarı yönlü risk oluşturmaya devam ediyor. Bu da önemli bir nokta.
Özetle, ABD'nin 30 yıllık faizindeki yükseliş Türkiye için daha pahalı küresel finansman, daha güçlü dolar ve gelişmekte olan ülke piyasaları üzerinde daha fazla baskı anlamına gelebilir. Fakat Türkiye açısından asıl belirleyici olan faktör, bu dış şokun içerideki enflasyon, kur ve risk primi dinamikleriyle nasıl bir etkileşim içinde olacağıdır'' mesajı verdi.

Muhabir: Bünyamin Dobrucalı