Son Mühür/Merve Turan- Son Mühür Televizyonu’nda yayımlanan Sıcak Bakış programına konuk olan Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uz. Dr. Berkin Akbaydar, Tunç Erciyas’ın sorularını yanıtladı.

Okullarda ara tatil bitti. İkinci dönem başladı. Bazı evlerde çocuklar okula gitmek istemiyor. Ebeveynlerin doğru davranışı nasıl olması gerektiğini Uz. Dr. Akbaydar’a sorduk.

“Bir çocuk eğer okula gitmek istemiyorsa aslında bir okula bakmak gerekir. Bir de evin içine bakmak gerekir. Özellikle çocuğun erişkinlerle kurduğu ilişki çok önemli... Yani okuldaki erişkinler kimdir? Öğretmenleri, müdür, müdür yardımcısı, idare kadro ve evin içindeki erişkinler kimler? Annesi, babası. Yani ilk bakmamız gereken yerlerden biri evin içindeki erişkinler ve okuldaki erişkinler. Bir diğer bakacağımız yerde akranları. Yani çocuğun okuldaki akranları ile olan ilişkisi. Bir diğer bakacağımız yerde nedir?

Çocuğun akademik başarısı, ders başarısını etkileyen faktörler. Yani bir çocuk için neden okul tehlikeli hale gelmiş olabilir? Okul neden tehdit edici hale gelmiş olabilir? Bir böyle bakarız, bir de acaba evin içinde bir tehdit mi var? Evin içinde bir tehlike mi var da çocuk evi bırakmak istemiyor? Sonuçta okula gitmek istememek, aynı zamanda evle kurulan temasında kaybedilmesi. O da olabilir diyorsunuz, evet. Yani sadece akademik olarak bakmamak gerekir.

Evin içinde bir tehlike olabilir, okulda bir tehlike olabilir. Okuldaki tehlike zaten akranlarıyla olan ilişkileri. Öğretmenleri okul idaresiyle kurduğu ilişki, yani oradaki erişkinlerle kurduğu ilişki. Bir de akademik problemler. Dikkat güçlükleri, odaklanma güçlükleri, öğrenmeyle ilgili bazı zorluklar, anlamayla ilgili zorluklar... Tabii çocuk bu sefer oturduğu yerde çabuk sıkılmaya başlıyor. Dikkatini sürdüremiyor. Odaklansa bile bazen sürdüremiyor. Bazen odaklanamıyor. Dolayısıyla bir çocuk eğer akademik anlamda bocalıyorsa, okul onun için yine tehlikeli bir yere dönüşüyor demektir.

Tekrar tekrar, her gün çünkü maruz kalıyor. Ve tanı almamış, bir şekilde kişiliğiyle ilişkilendirilmiş, işte tembel, miskin, yaramaz, haylaz gibi daha çok yaşanan zorluklar çocuğun kişiliğiyle açıklanmış. Halbuki biyolojik yönü güçlü olan bir akademik güçlük de çekiyor olabilir. Bütün bunlar bir çocuğun okula gitmek istememesinin nedenleri olarak kategorize edebiliriz.”

Peki ne yapmamız lazım?

‘Tamam gitmek istemiyorsan gitme mi?’ demek doğru yoksa onun elinden tutup okula birlikte mi yönlendirmeli yoksa hemen bir uzmana mı başvurmalıyız? Uz. Dr Akbaydar, aile için bir ruh sağlığı çalışanından destek almanın her zaman bir avantaj olduğunu belirtti.

“İlk başta ne denenebilir? Bir kere çocuk okula gitmek istemeyebilir zaten, normalde de istemez. Onun yerine ne yapmak ister bir çocuk? Oyun oynamak ister, telefona girmek ister, bilgisayara girmek ister ya da arkadaşlarıyla dışarıda görüşmek ister, bisiklete binmek ister. Yani bir çocuk okula gitmek istemeyebilir. Bu istekte bir anormallik yok. Fakat bu isteğinin çok fazla pekiştirilmemesi adına sınır konulması gerekiyor. Yani ev içerisinde, örneğin okula diyelim gitmedi. Okula gitmediği saatleri sıkıcı hale getirmek gerekiyor evde.

Okul saat 8.00 ile 16.00 arasında diyelim ki. O zaman 8.00 ile 16.00 arasında evde onun sevdiği işleri yapmasına engel olacağız. Telefon, tablet ya da dışarıya çıkmakla ilgili bir takım sosyal aktiviteleri sınırlandırıp, merak etme okul saati bittiğinde saat 16.00 olduğunda telefonunu alabileceksin, tekrar tablete girebileceksin, dışarıya çıkabileceksin demek gerek.

Evde sürekli ilişki kuruyor, sözel açıdan bir muhabbet var, evde güzel bir ortam var. Çocuk bu teması kaybetmek istemez zaten. Pekiştirmemek adına ilk bu denenebilir. Burada tabii çocuğun neden okula gitmek istemediğinin de anlaşılması gerekiyor. İlk aşama o... Yani çocuk neden okula gitmek istemiyor? Aile bunu bir düşünmeli.

Bir kaygı, bir endişemi var ve okula ilgili bir ayrılma kaygısı. Bunu biz nasıl anlayabiliriz? Çocukta karın ağrısı olur, bulantı olur, okul saatleri yaklaştığında başlayan ağrılar, sızlar. Pazar günleri, pazar akşamları başlayabilir. Cumartesi olmaz ama pazar günü öğleden sonra başlar.

Okul saatleri yaklaştıkça bir takım somatik semptomlar dediğimiz gibi, bedeni artık bir şey söylüyor. Olur. Yani nedenini bulmak gerekiyor. Ya da çocuk evde ödev yaparken oturamıyordur. Sürekli böyle bir ödev meselesi aileyle çocuk arasında bir çatışma konusu oluyorsa aile benim çocuğumda dikkat, odaklanmayla ilgili bir güçlük mü var diye düşünebilir. Bu çocuk belki oturduğunda dikkatini sürdüremiyor ve çabuk sıkılma gibi biz onu görüyoruz, anlıyoruz. “

Nedene yönelik bakmak lazım?

Öncelikle çocuğun okula gitmeme nedenini bulup ona göre tedbir alınması gerektiğini vurgulayan Akbaydar,

“Depresyon olabilir. Yani bir ergen okula gitmek istememe bugüne kadar, örneğin böyle bir zorluk yoktu ama bir anda okula gitmemeye başladı. Şimdi bu çocuğu tabii zorla gideceksin, eğer gitmiyorsan da evi sıkıcı hale getireceğiz. Zaten depresif... Depresif bir ergene bu yapılmaz. Bu çocuk okula niye gitmek istemiyorum bir nedeni bulunmalı. Bu depresi olsa daha farklı bir yaklaşım, bir dikkat

eksikliği ise ya da bir okulla ilgili bir kaygı, endişe ise belki bir zorbalık, okulda tekrarlayan bir strese maruz kalıyor belli ki. Bunun kaynağı ne? Yani stresör, okul stresöre dönüşmüş. Bir çocuk için okul niye stresöre dönüşür? Yani akranlarıyla bir zorluk yaşıyordur. Orada bir grup aidiyeti, zorbalanma yine keza. Ya da bir belki öğretmeniyle ilgili daha spesifik bir zorluk yaşamış olabilir. Ya da akademik anlamdaki o tanı konulmamış güçlükler çocuğu artık bir stresöre sebep oluyordur. Yani çocuk üzerine stres yaratıyordur. Ders, okumak, yazmak, matematik çocuk için tek başına bir stresör haline gelmiştir. Böyle tehlikeli ve tehdit edici bir ortamda kimse gitmek istemez.”

Dikkat eksikliği...

Çağımızda önemli problemlerden biri dikkat eksikliği, birçok çocuk buna maruz kalabiliyor. Bunu nasıl tespit edebiliyoruz? Yani ödevini yapmayan her çocuğun dikkat eksikliği var demek doğru mudur?

“Şöyle ki aslında dikkat eksikliği 6-7 yaşına kadar üzerinde konuşacağımız bir kavram. Diyelim ki 15 dakikalık bir ödev, 20 dakikalık bir ödevde bile çocuk zorlanabilir. Onun dışında sabırsız olabiliyor bazı çocuklar.

Yani sırasını bekleyemez, sabırsızlık vardır. Şimdi dikkat eksikliğini sadece dikkat eksikliği olarak düşünmemek lazım. Hiperaktiflik dediğimiz, hareketlilik, hiperaktif çocuklarda Dikkat eksikliği görülebiliyor aynı zamanda. Bunlar tek tek de görülebiliyor.

Yani sadece hiperaktif de olabilir bir çocuk, sadece dikkat eksikliği de olabilir. da... Ya da ikisi birlikte, bilişik tip dediğimiz, ikisi beraber de görülebilir. Biz buna DHB diyoruz zaten. Dikkat eksikliği ve hiperaktifte bozukluğu diyoruz. DHB yüksek oranda, yani %15'lere varan oranlarda çocuklarda görülebiliyor açıkçası. Dolayısıyla en azından DHB açısından bir bakmak lazım.”

Nasıl tespit ediliyor?

“DHB tanısını çocuk psikiyatristi koyar açıkçası. Yani Rus sağlığı alanında çalışan herkes, Rus sağlığı alanında destek sağlayabilir tabii ki de. Bunu her zaman zaten söylüyoruz. Size en yakın Rus sağlığı çalışanına ulaşabilirsiniz. Ancak DHB için, bu kadar esnek konuşmuyorum, DHB tanısını çocuk psikiyatristi koyar. Bir hekim koyar. medikal anlamda eğitim almış, tıp eğitimi almış bir hekim koyabilir. Dikkati dağınık diye hemen DHB tanısı konulmaz.

Veya bir kez gördük, hemen hareketli çocuk diye DHB tanısı konulmaz. Çünkü biz biliyoruz ki, dikkati başka faktörler de bozabiliyor. Örneğin duygu durum bozuklukları... Yani bir çocuk eğer zaten depresifse, dikkatini yine belli bir konuya yoğunlaştıramaz. Okuduğunu anlayamaz. Çocuk anlamakta mı zorlanıyor, dinlemekte mi zorlanıyor? Çünkü DHB bir zeka problemi değil. Kapasite var, zekası gayet yerinde ama tamamını kullanamıyor.

O yüzden özellikle erişkin yaştaki DHB'li danışanlar hep şunu söyler, yani ben geçmişte aslında harcandım. Geçmişte bu tanı, bana konulamadığı için hep örselendim. İşte benim kişiliğimle ilgili bir sanki problemmiş gibi. Haylaz, miskin, yaramaz. Bu şekilde çok geri bildirim alıyoruz bazı erişkin danışanlardan özellikle. Dolayısıyla 6 yaş civarı, 5 yaş civarı genelde bir şüphelenmek lazım. Bazı ana bulgular var gözlemleyebileceğimiz. Öğretmenin gözlemleri çok kıymetli.

Çünkü işlevselliğin en çok sahnelendiği alanlardan biri okul. Yani sınıf ortamı. Ve orada çocuk eğer DHB ise çok zorlanıyor sınıfta durmakta. Dikkatini veremiyor, sıkılıyor bu sefer. Sıkılan çocuk sağıyla soluyla konuşmaya başlıyor, yerinden kalkıyor. Hele biraz da hiperaktiflik de eşlik ediyorsa, o dikkat eksikliğine, daha kolay tanı oluyor aslında. Yani hiperaktiflik olduğunda, öğretmenler daha rahat gözlemliyor. Ama bir çocuk sadece dikkat eksikliği varsa, bir de mizacı uyusal, biraz içine kapanık da bir çocuksa, tanı geç kullanabiliyor. “

Psikiyatristlerin verdiği ilaçların yan etkileri var mı?

Veliler özellikle prospektüsü okuyor. Çok farklı hastalıkların da yararlandığı ilaçlar olabiliyor. Ondan dolayı kaygıları oluyor. Siz yazıyorsunuz ama içme oğlum falan alışkanlık yapar gibi korkuları var. Uz.Dr. Akbaydar Bu konuda davranışların doğru olduğunu ancak kaygılanmanın yanlış olduğunu vurguladı.

“Bir kişinin prospektüsü alıp okuması çok normal. Çünkü her gün vücuduna dışarıdan bir madde oluyor, yabancı bir şey kullanıyor ve insan merak eden bir canlı, kaygılı. O kaygı zaten bizi bugüne kadar ayakta tutmuş. Biz kaygılanmasaydık, korkmasaydık bu sefer hayatta kalamazdık.

O yüzden kaygı ve korku bizi tehlikelere karşı koruyor. O nedenle bir kişinin merak etmesi, prospektüsü okuması, bunun içeriği nedir, ne değildir çok anlaşılır tabii ki de... Her ilacın olduğu gibi bu ilaçların da yan etkileri var. Fakat bunlar yönetilebilir yan etkiler. Özellikle iştahla ilgili ve uyku ile ilgili yan etkileri çok ön planda. Dikkat ilaçları tabii kendi içinde gruplara ayrılıyor. Her dikkat ilacı da aynı yan etkiyi göstermiyor. Bizim özellikle stimulanlar adını verdiğimiz uyarıcılar, yani beyindeki ilgili bölgeyi uyaran, dopamini artıran ilaçlar var. Özellikle bunlar dikkati artıracağı için sizi uyanık tutar, canlı tutar.

O yüzden uykuyu bozabilir. Yani sizi uyutmaz diyebiliriz. İştahı biraz azaltabiliyor. Hepsi yönetilebilir yani etkiler. Onun dışında tabii ailede genetik anlamda başka psikiyatrik hastalıklar varsa yine bir hekim kontrolünde dikkat etmek lazım. Örneğin bipolar bozukluk. Şimdi ailede bipolar bozukluk varsa dikkat ilaçlarını kullanırken dikkat etmek gerekiyor ya da ailede şizofreni ya da psikotik bozukluk adını verdiğimiz, psikotik yelpazede bir öykü, genetik bir yük varsa yine dikkat ilaçlarını kullanırken mutlaka hekim kontrolünde olması gerekiyor.

Bunu niye vurguluyorum? Üniversite öğrencileri özellikle, işte lise giriş sınavına hazırlananlar, bazen böyle bir performans arttırıcı gibi, sadece hani ihtiyacı olmadığı halde anlık sınav başarısını arttırsın diye dikkat ilacı kullanabiliyor. Ama bu çok yanlış. Bu Ilaçların yapılan araştırmalarda bağımlılık yapma potansiyeli yok.

Bu konuda bilimsel araştırmalar ortada. Hatta ergenlik döneminde özellikle tedavi edilmeyen DHB, yani kendi hale bırakılan tedavisiz DHB, madde bağımlılığı ve alkol kullanımıyla ilgili riski tek başına arttırıyor. Yapılan çalışmalar tam aksini göstermiş. Yani ilacı kullanmak bağımlılık yapmıyor. Hiç tedavi etmemek, kendi haline bırakmak o ergenlikte madde kullanım riskini ciddi oranda arttırıyor.”

Orkestra sefi gibi...

“DHB; bir yürütücü işlev bozukluğudur. Yani yürütücü işlev demek şu aslında, bizim özellikle bir orkestranın şefi vardır ya, hani orkestrada farklı farklı müzik aletleri vardır. Bir de o müzik aletlerini yöneten bir şef vardır. DHB'de bu orkestranın şefiyle alakalı bir zorluk var. Yani beyin belli planlamalar yapma, kendini organize etme, hedef belirleme, önceliklerini belirleme, sıraya koyma, işte anlık hareket etmeme, daha uzun vadeli düşünme gibi gibi duygu düzenleme, hareketlerini baskılama, kendini durdurabilme gerektiğinde durabilme, dürtü kontrolü, dikkat, odaklanma, bunların hepsinden sorumlu olan o orkestranın şefinde bir zorluk var. O nedenle DHB'yi topyekûn ele almak lazım. Yani sadece ödev yaparken sıkıldığından ibaret değil. Bunu unutmamak gerekiyor. “

Takviyeler... İlk önce bir kan tahlili yapılmasında fayda var. Yani kanda en azından bir B12 vitamini, folik asit, demir, bir bunlara bakılsın. Yani vitamin takviyesi alabilir tabii ki de. Çünkü B12 eksikliği de zaten halk arasında çok bilinir zaten, utkanlık yapar yani. O da dikkat semptomlarını böyle taklit edebilir, B12 eksikliği.

Fulik asit keza, bizim beynimiz için çok önemli. Eğer bu maddeler kanda çok düşükse, B12 ve fulik asit takviyesi yapılabilir. Bizim beynimize oksijen taşıyan kandaki element demir. Demir sayesinde beynimiz oksijenleniyor. Demir eksikse kanda, O zaman beynimize yeteri kadar, o dikkat merkezine yeteri kadar oksijen taşınamaz. O zaman demire bakılabilir. Demir eksikliği varsa takviye edilebilir. Tiroit hormonları.

Tiroit hormonları çok düşükse, hipotiroidi dediğimiz, o da bir yavaşlama, böyle bir bilissel bir yavaşlama, dağınıklık, dikkat sorunlarını taklit edebilir. Tiroidin yüksek olması, hipertiroidi, bazen çocuğu biraz böyle acilite hareketli, o hiperaktif gibi bir klinik görünüm yaratabilir. En azından hani illa bir şey kullanılacaksa bir kanıt hatiri yaptırıp orada eksikliklerin giderilmesi gerekiyor. Bunların giderilmesi hem Şu anlamda bir avantajı da sahip, dikkat ilacı başlayacaksak bile eğer süreçte, çok daha düşük dozlar yeterli hale geliyor.

Yani bir çocuk B12 vitamini, folikasit takviyelerini aldıysa, ilaç dozunu çok arttırmamak gibi bize bir avantaj da sağlıyor. O yüzden zaten rutin bakılması gerekir. Bir de eczaneden biz ne alalım? Hani illa deniliyorsan, Omega 3. Yani balık yağı aslında. Omega 3 zaten güncel çalışmalarda Üzerinde en çok durulan konulardan bir tanesi. Şimdi stikolinler biraz daha popüler oldu. Stikolin kullanımları da ön planda.

Ama çalışmalar en azından bize ne diyor? Omega 3. Omega 3 önemli. bunu bilebiliriz. Her omega-3 mü değil. Yine hekimin önerdiği bazı değerler var. Omega-3'ün de vücudumuzda faydalanımın olması için omega-3 alıyoruz ama o omega-3'ten vücudumuzun yeterince faydalanabilmesi için onun da bazı alt parametreleri var. Bir hekime danışarak yine bunlar özellikle planlanabilir. İlla kullanacaksa bir omega-3. Balık tüketecek. Yağlı. Balık yiyecek örneğin. Yağlı balık nedir? Somondur. Örneğin. Sardalyadır. İşte palamut. Böyle yağlı balık tüketimi olacak. Balık tüketecek nasıl diyecek? Kızartma hiçbir anlamı yok. Şimdi dikkat eksikliği olan bir çocuğun düşmanı...

Omega 6. Biz omega 3 istiyoruz. Omega 3'ün arttırılması lazım. Omega 6 onun düşmanı, öyle ifade edelim. Vücutta omega 6'yı arttıran ne? İşte bir takım palm yağları, ayçiçek yağları, kızarmış yağlar özellikle paketli ürünler. Bunlarda omega 6 var. Fast food beslenme tarzı. Omega 6 var. Yani dikkat eksikliği olan çocuğun düşmanı Omega 6. Omega 3 neyde var? Zeytinyağında var. İşte avokado yağı. Yağlı balıklar. İşte ceviz vesaire. Omega 3'ten zengin beslenmesi. Ama balığı yedi ama kızartma yedi. Hiçbir anlamı yok.

O balık Omega 6'ya dönüşüyor. O yüzden bizim Omega 3'ü güçlendirmemiz gerekiyor. Hatta vücutta eğer omega-6 birikimi olursa çok fazla, siz dışarıdan omega-3 verseniz bile, organizmanın ona faydalanması da azalıyor. Yani sadece omega-3'ü almak da yetmez. Vücutta her bir omega-6 yükü biriktiyse, sizin dışarıdan aldığınız omega-3'ten faydalanamıyor. Dolayısıyla hem omega 3'ü vermekhem omega 6'yı azaltmamız gerekiyor.”

Öğrenme sorunları...

Dr Akbaydar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğudışında öğrenme güçlüklerinin nedenlerini anlattı.

“Bir diğeri disleksi. O da çok önemli bir tanı. Çok gözden kaçan bir tanı. O da çok tanınmıyor. Çok bilinmiyor. Bilindiği zaman yanlış biliniyor. Bir zeka problemi olarak görülüyor. Değil. Zihinsel gelişimle ilgili bir zorluk değil aslında. Disleksi bir diğer nedeni. Bir diğer nedeni zihinsel. gelişimle ilgili bazı zorluklar.

Zeka ile ilgili bazı zorluklar olabilir. Tabii ki de her çocuğun beynini işleyiş şekli, zihnini işleyiş şekli farklıdır. Bazı çocuklar çok daha sık tekrar ihtiyaç duyar. Bazı çocuklara yönerge vermek gerekir gibi gibi. O yüzden zekayı da unutmamak lazım. Bir diğer nedeni de ne olabilir? Tabii ki de duygudurum bozuklukları. Yani çocuğun öğrenmesini, yani öğrenme aslında bir zihinsel yatırım gerektiriyor. Ama duygudurum bozukluğu olduğunda kişide, bir depresyon, bir kaygı bozukluğu olduğunda zihinsel yatırımını öğrenme yapamıyor.”

Disleksi...

“Okul dışında ek özel eğitim merkezleri, rehabilitasyon merkezlerinden özel ders almalı. Bazen bu özel ders şöyle zannediliyor, yani okuldaki derslerin sanki evde daha özel şekillerde, özel ders olarak yoğun böyle bir okul müfedatının tekrarı gibi düşünülüyor. Halbuki diseksiyonun mantığı biraz şudur, okuldaki dersler çocuğa biraz daha farklı tekniklerle öğretilmeli. Tam. Kavramı bilmeyenler için nasıl tespit edilmesi lazım?

Bazı aileler bilmeyebilir çocuklarındaki bu kusuru. Disleksi aslında özgül öğrenme güçlüğüdür. Başka öğrenmeyi etkileyecek hiçbir şey bulunamamış özgül öğrenme güçlüğü var. Yani zeka normal, en azından 70'in üzerinde bir IQ var, okul gayet yeterli. Eğitim desteği yeterli, okulun kalitesi gayet iyi, aile ortamında sıkıntı yok ama yine de öğrenemiyor. İşte biz buna eskiden disleks ediyorduk, artık kendi alt birimleri oluştu.

Ana tanı özgür öğrenme güçlüğü. Eğer yazmada sorun varsa diskrefi, okumada bir problem varsa disleksi, matematikte bir problem varsa diskalkuli diyoruz biz bunlara. Üçü de öğrenme güçlüğünün farklı çeşitleri. Klinik olarak aile neyden şüphelenebilir? Örneğin, Okuma hızına bakabilir çocuğun. Yani dakikada okuduğu kelime sayısı. İlk baktıklarımızdan zaten muayene ederken de buna bakarız. Dakikada okuduğu kelime sayısı, dakikada okuduğu doğru kelime sayısı. Örneğin, 1. sınıfa giden bir çocuk artık sene sonunda dakikada bir 50 kelime okuyabilir. Ya da beşinci sınıfa geldiğinde, dakikada bir 140 kelime, 150 kelime okuyabilir. Okuma hızına bakmak lazım. Okuduğunu anlama. Özet çıkarma. Çocuk okuduğunu anlayamıyor. Ya da yazarken bazı harfleri karıştırıyor.

Özellikle B'ler, D'ler. B'yi D gibi yazıyor. D'yi B gibi yazıyor. M'ler, N'ler karışıyor. Bazı harfleri ters yazıyor. E yerine, mesela E'yi 3 gibi yazıyor. 3 ve E, ters yazma gibi. Ya da işte, yazı yazarken boşluk bırakmıyor. Bitiş bitiş yazıyor. Kelimeler arasında boşluk bırakmıyor. Ya da bazı çok yazacağına koç yazıyor gibi. Konuşurken de öyle çok diyeceğine koç diyor. Bu çocuklar bazen zamanı doğru kullanamıyorlar. Yani dün, bugün, yarın gibi zamansal kavramları yanlış kullanıyor. Dünkü bir olayı anlatıyor örneğin ama gelecek zaman kipini kullanıyor.

Yani yarın, dün, bugün bu zamanlar. Sağını solunu karıştırabiliyor. Yani sağ el, sol el hangisi? Çocuklar mesela, bazı çocuklar solak oluyor. Eskiden solak olmak risk faktörü mü acaba diye düşünmüşler. Güncel anlamda çalışmalar artık bunun eskisi gibi risk faktörü olmadığını bize söylüyor. Özellikle şuna bakılabilir. Bir çocuk sağ elini kullanıyorsa, sağ bacağını da kullanır. Genellikle sağ gözünü kullanır.

Hani bir dürbünden bakarken hani dominans dediğimiz baskın olan yere bakarız. Çaprazlaşma var mı? Yani sağ elini kullanıyor ama sol gözünü kullanıyor. Ya da sağ elini kullanıyor ama sol bacağını kullanıyor. Çaprazlaşma. Yani disleksi yine klinik açıdan bizim muayeneyle aslında tanı koyduğumuz bir zorluk. Tanısı daha kolay. Disteksi genel bir muayene ile 1-2 görüşme içerisinde tanı koyulabilecek bir durum...”

Beyin gelişiyor...

“Akademik anlamda özellikle beyin gelişmekte olan bir organ olduğu için ilk beş yıl çok önemli. İlkokul dönemi, birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf, bu dönemler önemli dönemler. Bu dönemlerde yapılan müdahaleler çok daha uzun vadeli sonuçlar doğurabiliyor. Dolayısıyla çocukta eğer kapasite varsa ve bu kapasitenin tamamını kullanamıyorsa en azından aile bir buna bakmalı. Bu öğretmenlerden olan geri bildirimler, ailenin gözlemleri...

Benim çocuğumda bir kapasite var ama sanki tamamını kullanamıyor. Neden? Bu en azından uyarıcı olmalı yoksa yazık oluyor. Çocuklar bu sefer tembel, miskin, kişiliğiyle ilgili sanki bir problemmiş gibi çocuk etiketleniyor. Okulda da öyle etiketleniyor, öğretmenleri tarafından, arkadaşları tarafından, evde de öyle etiketlenebiliyor. O yüzden en azından en ufak bir şüphe olduğunda ilgili yerlere ailelerin başvurmasını tavsiye ediyorum.”

Muhabir: MERVE TURAN