Son Mühür / Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye ekonomisinde de sular durulmuyor; yüksek enflasyon hem üreticiyi hem de sokağın cebini yakıyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da gözler temmuz ayında belirlenecek olan memur ve emekli zammı öncesi Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yarın açıklayacağı haziran ayı enflasyon verisine çevrilirken ‘sokak ekonomisti’ Dr. Osman Sirkeci, resmi rakamlara nazaran vatandaşın cüzdanına yansıyan etkiyi analiz etti.
“Sokaktaki enflasyon ve fiyat artışları konusunda biz özellikle sokak ekonomisiyle ilgilenen, bu alanda araştırmalar yapan akademisyenler ve sokağın nabzını tutanlar olarak TÜİK gibi düşünmüyoruz” sözleriyle açıklamalarda bulunan Dr. Sirkeci, “Çeşitli rakamları alıp alt alta toplayıp, bölen, çarpan ve bazen de varmak istediği maksatlı sonuçlara varan kurumlar gibi olayı değerlendirmiyoruz. Biz durumu doğrudan sahada gözlemliyoruz. Pazarcı, seyyar satıcı arkadaşlarımız var onlarla konuşuyoruz. Örneğin, yarım litrelik pet şişedeki bir su geçen yaz ne kadardı, şu anda ne kadara satılıyor? Şu an bir pet şişe su 20 ila 30 lira arasında satışa sunuluyor. Biraz daha tenha yerlerde 20 lirayken, Alsancak veya metro giriş çıkışları gibi yoğun yerlerde 25-30 lirayı buluyor. Bu su geçen sene 10-15 lira civarındaydı. Yani sokaktaki suyun fiyatına baktığımızda, geçen yılın yazına oranla yüzde 100’lük bir artış var. Aylık bazda düşünürsek, bu yüzde 100'ü 12'ye böldüğünüzde zaten aylık enflasyonu sokağın içinden bulmuş olursunuz. "Şu an sıcaklar nedeniyle piyasada seyyarın, sokak satıcısının en çok sattığı şey sudur ve su üzerinden baktığımızda sokağın enflasyonu net bir şekilde görünmektedir” dedi.
“Seyyar esnaf aylık fiyat regülasyonu yapmaz”
Sadece temel ihtiyaç olan su değil, mutfağın vazgeçilmezi olan mevsim meyveleri ve sebze fiyatları da sokağın gerçek durumunu gözler önüne serdiğin, ifade eden Dr. Sirkeci sahada gözlemlediği tabloyu şu sözlerle anlattı: “Bu dönemde tezgahlarda erik, kayısı, şeftali gibi meyveler var. Hemen hemen hepsinin tezgah fiyatları, marketten ve manavdan daha ucuz olmasına rağmen buralarda bile geçen yıla göre yüzde 70, 80, 90 oranında artışlar söz konusu. Seyyar esnaf aylık fiyat regülasyonu yapmaz. Biz önce geçen seneki tezgah fiyatına, sonra bu seneki fiyatına bakıyoruz, enflasyonu ve fiyat artışını doğrudan buna göre değerlendiriyoruz.”
“Günü kurtarmaya çalışıyorlar”
Sokağın genel tablosunu netleştirdikten sonra bu ağır ekonomik yükün toplumun en kırılgan kesimleri üzerindeki doğrudan etkilerini de yorumlayan Dr. Sirkeci, “Geçen sene bir ara zam, bir Temmuz zammı beklentisi vardı. Bu sene ise İran savaşı vesilesiyle hızla yükselen enerji fiyatları, ülkemizde doğrudan doğruya gıda sektörüne, özellikle de tarım ürünlerine yansıdı. Enerji ve gübre girişindeki fiyat yükselmeleri, petroldeki, yakıttaki ve elektrikteki artışlar doğrudan tarım ürünlerine yansıdı. Elbette asgari ücret ve emekli maaşları geçen sene Kasım-Aralık gibi belirlenmişti. Kasım ayından bu yana düşünürsek 7’nci aya girdik, üzerine 2 ay daha ekleyin yani 8 ila 9 ay önceki ortamda belirlenen ücretlerle bugünü geçirmeye çalışıyoruz. Araya bir savaş girmesine rağmen, durumu sadece Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in söylemlerine bakarak bile anlayabiliriz, başka bir şeye bakmaya gerek yok. Onun söylemlerine baktığımızda bile, kendisinin de ifade ettiği ve savaşın tetiklediğini söylediği bu enflasyonist yük ne asgari ücretlinin ne de emeklinin maaşına yansıtıldı. "Öğrenci de genç de asgari ücretli de emekli de hala savaş öncesi koşullardaymış gibi gelir elde ediyor; fakat bugünün ağır şartlarında kıt kanaat gününü idare etmeye, gününü kurtarmaya çalışıyor” diye konuştu.