İZMİR HABERLERİ

Tugay’dan konferansta DSİ’ye çağrı: “Uyum içinde çalışmalıyız”

İklim krizi nedeniyle stratejik önemi her geçen gün artan su kaynaklarının geleceği, İzmir’de tüm paydaşların katılımıyla mercek altına alındı. Tugay düzenlenen su konferansında yaptığı konuşmada, “DSİ ile uyum içinde çalışmalıyız. Kanun açıktır. DSİ projeleri yapar ve yerel yönetimler de bu projeyi halka ulaştırır. Planlamayı geleceği bu iş birlikleriyle tasarlamalıyız” dedi.

Abone Ol

Son Mühür/ Emine Kulak- İklim krizi nedeniyle stratejik önemi her geçen gün artan su kaynaklarının geleceği, İzmir’de tüm paydaşların katılımıyla mercek altına alındı. Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) ev sahipliğinde, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası’nın katkılarıyla düzenlenen “Su Konferansı İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Toplantıya ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, İTB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, ZSU Genel Müdürümüz Gürkan Erdoğan, şehir plancıları ve vatandaş katıldı.

TUGAY: STRATEJİK BİR MESELE HÂLİNE GELDİ

İklim krizinin etkilerinin her geçen gün daha somut hissedildiğine dikkat çeken Tugay, “Böylesine kritik bir başlıkta, su gibi hayatın merkezinde duran bir meselede iş dünyasını, kamu kurumlarını ve uzmanları aynı zeminde buluşturan bu konferansı son derece kıymetli buluyorum. Katkı sunan tüm kurumlara ve bugün burada olan herkese teşekkür ediyorum. Bugün artık suyu yalnızca bir çevre başlığı olarak konuşmuyoruz. Su kentlerin güvenliğini, ekonominin sürekliliğini, tarımın geleceğini ve toplumsal refahı doğrudan belirleyen stratejik bir mesele hâline gelmiş durumda. İklim kriziyle birlikte bu gerçek, soyut bir gelecek senaryosu olmaktan çıktı. Yaşadığımız, hissettiğimiz ve yönetmek zorunda olduğumuz bir bugüne dönüştü. Bugün size küresel ölçekte yaşanan su krizinin Türkiye’ye ve İzmir’e nasıl yansıdığını; ardından da bu tablo karşısında nasıl bir yol haritası kurmamız gerektiğini paylaşmak istiyorum” dedi.

SU, YALNIZCA DOĞAL BİR KAYNAK DEĞİL

Küresel ölçekte derinleşen su krizine dikkat çeken Tugay, “Önce bu hayati kaynağın nerede ve nasıl bulunduğuyla başlayalım. Dünyadaki suyun büyük bölümü denizlerde yer alıyor; insanın günlük yaşamında kullanabildiği tatlı su ise toplam suyun yalnızca yüzde 2,5’i ve son derece sınırlı, büyük ölçüde yeraltında saklıdır. Bu tablo, suyu sınırsız değil, dikkatle korunması ve yönetilmesi gereken stratejik bir varlık olarak ele almamız gerektiğini açıkça göstermektedir. Bugün dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, yani yaklaşık 4 milyar insan, yılın en az bir ayında ciddi su kıtlığı yaşıyor. Bu, artık istisnai bir durum değil; küresel ölçekte yaygınlaşan bir gerçeklik. Küresel sıcaklık artışı 2 dereceye ulaştığında 800 milyon ile 3 milyar insanın, 4 derece senaryosunda ise yaklaşık 4 milyar insanın su kıtlığıyla karşı karşıya kalacağı öngörülüyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Su, yalnızca doğal bir kaynak değil; ekonomik istikrarın, toplumsal iyi olma halinin ve kentlerin dayanıklılığının temelidir. Ancak bu tablo, her yerde aynı ağırlıkta yaşanmıyor” diye konuştu.

"SUYU YÖNETEMEYEN KENTLER, YARIN KRİZ YÖNETMEK ZORUNDA KALACAK"

Suyu yönetemeyen kentlerin yarın kriz yönetmek zorunda kalacağını söyleyen Tugay, “Kişi başına düşen yıllık yenilenebilir su miktarı 1700 metreküpün altına düştüğünde su stresinden söz ediyoruz. 500 metreküpün altı ise mutlak su stresi demek. 2015 yılında bu mutlak su stresi altında yaşayan ülke sayısı 25’ti; 2050’de bu sayının 45’e çıkması bekleniyor. Türkiye de bu risk kuşağının içinde yer alıyor. Bu nedenle su, kentlerin güvenliği ve geleceğiyle doğrudan ilgilidir. Bugün suyu yönetemeyen kentler, yarın kriz yönetmek zorunda kalacaktır. Bu tabloyu en ağır yaşayan bölgelerden biri Akdeniz Havzası. Akdeniz kentleri için iklim krizi artık yavaş ilerleyen bir çevre sorunu değil. Su döngüsü bozuluyor, kuraklıklar uzuyor, yağış rejimleri değişiyor. Bugün Akdeniz Havzası’nda yaşayan her 10 kişiden 4’ü su stresi altında yaşamını sürdürüyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Suyu yönetemeyen kentler, yalnızca çevresel değil; ekonomik ve sosyal krizlerle de karşı karşıya kalıyor. Üstelik iklim krizi sadece suyun azalmasıyla sınırlı değil” şeklinde konuştu.

"KORDON HATTI TAŞKINLKARI ENGELLEDİ"

Yağmurlar hakkında konuşan Tugay, “Daha fazla yağmur yağsın diye bekliyoruz. Ancak iklim değişikliğinin en görünür etkilerinden biri, aşırı ve şiddetli, afete dönüşen yağışlar. İzmir’de de biz, sel riskine karşı altyapı yatırımlarıyla bu yeni iklim gerçekliğine uyum sağlamaya çalışıyoruz. Kordon hattı boyunca yaptığımız taşkın koruma bariyerleri geçtiğimiz günlerde yaşadığımız yağış ve fırtınanın bir felakete dönüşmesini önledi. İşin gerçeği, iklim krizi, aynı anda hem su kıtlığı hem de afet riski demek. Dirençli kentleri yaratan yerel politikalar artık bir seçenek değil, zorunluluktur. Peki Türkiye’de genel durum nasıl? Türkiye’de su meselesi artık tek bir kentin ya da idari sınırın sorunu değildir; havza ölçeğinde derinleşen, bölgesel bir yönetişim krizine dönüşmüştür Bugün Türkiye’de su potansiyeli bakımından kesin kıtlık yaşayan 5 havza bulunuyor: Marmara, Gediz, Küçük Menderes, Akarçay ve Burdur havzaları. Özellikle Gediz ve Küçük Menderes, İzmir’i doğrudan ilgilendiren ve suyun stratejik biçimde yönetilmesi gereken havzalardır. Bu potansiyeli zorlayan en önemli unsur ise artan taleptir” dedi.

"TARIM EN BÜYÜK SU TÜKETİCİSİ"

En büyük su tüketicisinin tarım olduğunu belirten Tugay, “İzmir’de Türkiye’ye oranla göre düşük olmakla birlikte tarım en büyük su tüketicisi. Sanayide ise Türkiye ortalamasının üzerinde bir su tüketimine sahibiz. Bu tablo bize şunu söylüyor: Su krizi, bireysel alışkanlıklarla değil; tarım, sanayi ve kent politikalarının birlikte ele alındığı bütüncül bir dönüşümle yönetilebilir. Tarım ve Sanayi’nin tablolarında biraz derinleştiğimizde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. Yem bitkileri, tahıllar, endüstri bitkiler, yağ bitkileri... Suyu en fazla tüketen tarımsal ürünler. Burada gıda için zorunluluk halinden çok daha dramatik bir durum yaşanıyor. Önemli bir tezatlıkla karşı karşıyayız. En yüksek su ayak izine sahip ürünler, aynı zamanda kamu destekleriyle en çok teşvik edilen ürünler arasında yer alıyor. Yani bir yandan su kıtlığından söz ederken, diğer yandan suyu en çok tüketen üretim desenini desteklemeye devam ediyoruz. Bu nedenle mesele, tarımı desteklemekten vazgeçmek değil; hangi ürünü, hangi havzada, hangi suyla desteklediğimizi yeniden düşünmektir. Geçtiğimiz günlerde İzmir’deki Sulama Kooperatiflerimizle bir araya geldik, sorunlarımızı birlikte değerlendirdik. İZBB olarak üreticimizin her zaman yanında olarak su sorununa da birlikte çözüm üreteceğiz; ürün deseninden, üretime, lojistikten, depolamaya suyumuza sahip çıkacağımız teşviklerimizi sürdüreceğiz. Diğer taraftan sanayide de benzer bir dönüşüme ihtiyaç var” dedi.

"ÇÖZÜM SANAYİYİ DURDURMAK DEĞİL, YÖNETMEK"

Suyun en çok tüketen sektörün sanayi olduğunu söyleyen Tugay, “İzmir’de suyu en çok tüketen sanayi sektörleri, aynı zamanda ekonominin omurgasını oluşturuyor. Çözüm, sanayiyi durdurmak değil; sanayide suyu akıllıca, verimli ve kapalı döngülerle yönetmek. Evsel kullanım ise önemli bir potansiyel barındırıyor. Evsel atık suların yüzde 50–80’i gri sudur. Bu suların geri kazanımıyla, binalarda şebeke suyu tüketimini yüzde 40 ila yüzde 50 arasında azaltmak mümkündür. İçilebilir nitelikteki suyu her alanda kullanmaya devam etmek, su stresi yaşayan kentler için sürdürülebilir değildir” dedi.

"İZBB OLARAK SOMUT ADIMLAR ATMAYA BAŞLADIK"

Su kültürü inşaasını kentte yaygınlaşmasını sağlayacağını söyleyen Tugay, “Verimliliğimizi artırmamız gerekiyor. Mevcut suyumuza sahip çıkmalı ve iyi korumalıyız. İZBB olarak 2024-2025 döneminde kayıp-kaçak oranımızı düşürmek için altyapı yatırımlarına odaklandık. 1 yılda 5.6 milyon metreküp suyumuzu kaybetmemiş olduk. İzmir kayıp-kaçak oranında Türkiye’nin en iyi 5. Şehri. Bu konuda kendimizi geliştirmeye, işletme verimliliğimizi artırmaya devam etmeliyiz. Burada sanıyorum en kritik ve toplumsal husus ise tasarruf Tasarruf, suyu akıllıca yönetmektir. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu alanda somut adımlar atmaya başladık. Kendi tesislerimizde ve belediyemize ait binalarda hızlı bir gri su dönüşümü için çalışmalar yürütüyoruz. Lavabo ve duşlardan gelen suların sterilize edilerek yeniden kullanılmasını sağlayacak sistemleri devreye alacağız. Önümüzdeki dönemde, büyük ölçekli binalarımızın önemli bir bölümünde bu dönüşümü hayata geçireceğiz. Gri suyun yeniden kullanımıyla, binalarda şebeke suyu tüketimini yüzde 30 ila 50 arasında azaltmak mümkün. Burada bir başlangıç yapıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi çatısı altında Gri Su Koordinasyon Ekibi kurduk ve bu deneyimin kent geneline yayılması için paydaşlarla işbirliği sürecini de başlattık. Bu, yalnızca bir teknik çözüm değil; yeni bir su kültürü inşaası. Bu kültürün şehrimizde yaygınlaşması için çalışacağız” dedi.

"SONDAJ MAKİNELERİMİZİ AYLARDIR BEKLETİYORUZ"

Yeni 8 kuyu başvurusunun onayından bahseden Tugay, “Yeni kuyular açıyor, mevcut kuyularımızı yeniliyor, altyapımızı daha verimli hale getiriyoruz. Şehrimize su sağlamak için insanüstü bir çaba sarf ediyor, gece gündüz çalışıyoruz. İZSU Genel Müdürümüz Gürkan Erdoğan ‘’Kentlerde Su’’ oturumunda yürüttüğümüz çalışmalardan detaylıca bahsedecektir. DSİ tarafından ivedilikle başlanmasını umduğumuz barajların yapılması ise hem su talebinin karşılanması hem de su maliyetlerinin düşürülmesi noktasında son derece kritik bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. DSİ ile uyum içinde çalışmalıyız. DSİ projeleri yapar ve yerel yönetimler de bu projeyi halka ulaştırır. Planlamayı geleceği bu iş birlikleriyle tasarlamalıyız. Tüm bunların yanında, iklim koşullarına uyum sağlayan yenilikçi çözümleri de gündemimize alıyoruz. Uygun koşullarda bulut tohumlama yöntemleriyle yağış potansiyelini değerlendiriyoruz. Bizimle benzer kaderi yaşayan Akdeniz ülkeleri deniz suyu arıtma sistemlerini kullanıyor. Biz deniz suyu arıtma sistemi ile özellikle kurak dönemlerde alternatif bir su kaynağı arıyoruz. Teknoloji ve inovasyon burada en önemli destekçilerimiz. Biliyorsunuz bir süre önce teknoloji ve inovasyon alanındaki çalışmalara önemli bir fon ayıracağımızın müjdesini vermiştim. Bu fonun en önemli konularından biri su yönetimindeki yenilikler ve uygulamalar olacak. Suyumuza sahip çıkmamızı sağlayacak her türlü girişimin arkasında duracağız, faydalanacağız” dedi.