Son Mühür / Yağmur Daştan - Her sabah yeni bir operasyon, her gün yeni bir isim… Türkiye’de ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmaları kamuoyunda tartışma yaratırken, uzmanlar asıl tehlikenin manşetlerdeki isimler değil, giderek normalleşen bağımlılık kültürü olduğuna dikkati çekiyor. Yaşananların “Bireysel hatalar zinciri” değil; gençleri, aileleri ve toplumun genelini doğrudan etkileyen derin bir halk sağlığı krizi olduğuna dikkati çeken sosyolog, aile ve bağımlılık danışmanı Duygu Tor yaşananları anlattı.
“Asıl tehlike burada başlıyor”
Türkiye’de art arda yapılan uyuşturucu operasyonlarının buzdağının yalnızca görünen kısmı olduğunu belirten Sosyolog, Aile ve Bağımlılık Danışmanı Duygu Tor, ünlü isimlerin soruşturmalarda yer almasının şaşırtıcı olmadığını söyledi. Madde kullanımının artık yalnızca “arka sokakların” değil, her sosyoekonomik grubun sorunu haline geldiğini vurgulayan Tor, “Ünlüler rol modeldir. Gençler onların yaşam tarzını taklit eder. Bu nedenle bir ünlünün maddeyle anılması, özellikle ergenler için normalleştirici bir etki yaratır. Asıl tehlike de burada başlıyor. Madde, ‘cool’ ya da ‘ulaşılabilir’ bir şey gibi algılanıyor” dedi.
“Normalleşme” uyarısı!
Ünlü isimlerin kamuoyuna açıklanmasının tartışmalı bir alan olduğuna dikkati çeken Tor, “Kamuoyunu bilgilendirmek önemli ama teşhir ile bilgilendirme arasındaki çizgi çok ince. İsimlerin manşete taşınması sorunu çözmüyor; hatta bazen madde kullanımını görünür ve normal hale getiriyor. Asıl konuşmamız gereken şey neden bu kadar yaygınlaştığı” mesajı verdi.
“Caydırıcılık ceza ile olmaz”
Operasyonların caydırıcılığına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Tor, “Operasyonlar elbette gerekli ama tek başına yeterli değil. Caydırıcılık sadece cezayla olmaz. Önleyici ruh sağlığı politikaları yoksa boşluk hızla doluyor. Bugün bir isim gider, yarın yenisi gelir” ifadelerini kullandı.
“Gençlerde taklit oranını artırır”
Gençlerin ünlülerden etkilenmediği yönündeki görüşlerin bilimsel karşılığı olmadığını söyleyen Tor, “Ergenlik dönemi kimlik arayışıdır. Beyin gelişimi tamamlanmamıştır ve rol modeller çok güçlüdür. Bilimsel olarak da biliyoruz ki ünlülerin riskli davranışları gençlerde taklit oranını artırır. Bu bir varsayım değil, veriye dayalı bir gerçektir” dedi. Toplumda “ünlülere ayrıcalık tanındığı” algısının yaygın olduğuna da değinen Tor, “Bu algı güven duygusunu zedeliyor. Adalet herkes için eşit görünmeli. Ama tekrar altını çiziyorum: Cezadan çok tedavi ve rehabilitasyon konuşulmalı” diye konuştu.
“Kısa vadede tık, uzun vadede gençlere zarar”
Medyanın sorumluluğuna dikkati çeken Tor, “Geçmişten bu yana yaşananları ele alacak olursak. Medya ya yangını körükler ya da farkındalık yaratır. Sansasyonel başlıklar kısa vadede tık getirir ama uzun vadede gençlere zarar verir. Sorumlu yayıncılık hayat kurtarır. Bağımlılık bir magazin konusu değil, bir halk sağlığı krizidir” dedi.
“Bireysel değil, toplumsal hastalık”
Bağımlılığın yalnızca bireysel bir mesele olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Tor, “Bağımlılık bireysel bir zayıflık değil, toplumsal bir hastalıktır. Aileyi, ekonomiyi, güvenliği ve ruh sağlığını doğrudan etkiler. Bir kişinin kullanımı, en az 5–6 kişinin hayatını altüst eder” ifadelerini kullandı.
“Tipi, yaşı, statüsü yok”
Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Tor, en sık yapılan hatanın inkar olduğunu belirterek, “Ne yazık ki bu süreçte en büyük hata ‘bizim çocuğumuz yapmaz’ cümlesidir. Madde kullanımının bir tipi, yaşı ya da statüsü yok. İçine kapanma, ani öfke patlamaları, para taleplerindeki artış, uyku düzensizlikleri ve arkadaş çevresindeki ani değişimler çok önemli sinyallerdir” diye konuştu. Bağımlılığın bir ahlak meselesi olarak ele alınmasının yanlış olduğunu da vurgulayan Tor, “Bu bir ahlak ya da irade meselesi değil. Nörobiyolojik ve psikososyal bir hastalıktır. Ahlak dili kullandıkça çözümden uzaklaşıyoruz, çünkü insanlar yardım istemekten utanıyor” ifadelerini kullandı.
Madde kullanımının artışındaki üç temel neden!
Türkiye’de madde kullanımının yaygınlaşmasının arkasındaki temel nedenlere de değinen Tor, “Birincisi umut ve gelecek duygusunun zayıflaması. Gençler kendilerini sıkışmış, değersiz ve çıkışsız hissediyor. Madde bir kaçış değil, geçici bir uyuşma aracı oluyor. İkincisi aile içi iletişim kopukluğu. Aynı evde yaşıyoruz ama birbirimizi duymuyoruz. Duygusal yalnızlık, bağımlılığın en verimli zemini. Üçüncüsü ise maddeye erişimin kolaylaşması ve normalleşmesi. Sosyal medyada, müzikte ve dizilerde riskli davranışlar sıradanlaştırılıyor” diye konuştu. Aynı suça verilen farklı tepkilerin toplumsal kırılmaya yol açtığını ifade eden Tor, “En büyük kırılma adalet duygusunda oluyor. Birine ‘hastalık’ denirken diğerine ‘suçlu’ muamelesi yapılırsa insanlar sisteme güvenini kaybediyor. Adalet sadece uygulanmakla değil, eşit görünmekle de sağlanır” dedi.
“AMATEM son durak değil, başlangıç”
Türkiye’de bağımlılık tedavisinin yeterli olmadığını savunan Tor, “Tedavi daha çok kriz anına odaklı. Oysa bağımlılık uzun soluklu bir süreçtir. Tedavi sonrası takip, psikososyal destek ve aile terapisi olmadan başarı kalıcı olmaz. Sistem yükü büyük ölçüde sağlık kurumlarının sırtına bırakılmış durumda; oysa bu çok disiplinli bir alandır. Toplum AMATEM’i bir ‘son durak’ gibi görüyor. Oysa orası sadece bir başlangıç noktası. Yatak sayısının sınırlı olması, başvuru süreçlerinin zorlayıcı olması ve taburculuk sonrası destek eksikliği eleştirileri artırıyor. İnsanlar tedaviden çok, sonrasındaki yalnızlıktan korkuyor. Bağımlılık sistemi tartışılırken kurumları değil, o kurumlara sığınmak zorunda kalan insanların çaresizliğini konuşmalıyız” diye konuştu.