İzmir genelinde Urla, Çeşme, Karaburun, Seferihisar ve Torbalı hattındaki 8 bin dekarlık arazide yıllık yaklaşık 11 bin tonluk bir rekolte elde edilirken; bu dev üretimin kalbi olan Urla, tek başına 2 bin tonluk kapasitesiyle dikkat çekiyor. Bölgenin kendine has mikro klimasında yetişerek coğrafi işaret alan sakız enginarı, sadece göbeği yenilebilen sert yapılı Bayrampaşa türünün aksine, yapraklarıyla birlikte tüketilebilen ipeksi dokusuyla farkını ortaya koyuyor.
Yılın ilk aylarında düşen bereketli yağışların etkisiyle verimi bu sezon %20 oranında artan tescilli lezzet; tarlada 30, pazar tezgahlarında ise 50 liradan alıcı buluyor. Karaciğer hücrelerini yenileyen ve vücudu toksinlerden arındıran bu şifa kaynağı; dolmasından pilavına, salatasından zeytinyağlısına kadar geniş bir menüyle sofraları süslüyor. Ege mutfağının bu vazgeçilmez simgesi, 1-3 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Uluslararası Urla Enginar Festivali'nde yerli ve yabancı turistlerin beğenisine sunulmaya hazırlanıyor.
Urla Ziraat Odası Başkanı Muharrem Uslucan, sakız enginarının Urla yarımadasına özgü, karakteristik bir ürün olduğuna dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu:
"Çok değerli, kaliteli ve aroması çok güzel olan bu ürün için üreticilerimiz ağustos ayından sonra hazırlıklara başlar. Tarlayı sular, uyandırır ve ardından kökleri seyreltirler. Kışın nasıl geçeceği bilinmediği ve bazı seneler soğuk vurarak ürün ziyan olduğu için risk alıp erken uyandıranlar, kasım ve aralık aylarında tek tük hasada başlar. Son zamanlarda kış mevsimi yumuşak geçtiği için üreticiler erken uyandırarak kazanç sağlıyor.
Esas hasat zamanı ise mart, nisan ve mayıs aylarıdır, mayıs ayının sonunda da hasat biter. Biz festivalimizi her yıl nisan ayının son günü veya mayıs ayının ilk haftası yapıyoruz. Bu sene de mayıs ayının ilk haftasına aldık. Tarla olarak 800-900 dönümün üzerinde enginar üretimimiz var ve bunu da 130-140 üreticimiz yapıyor. Pandemiden sonra üreticilerimizin büyük bir kısmı enginarı kendisi soyup işleyerek internet üzerinden vakumlu şekilde satmaya başladı. Bu ürünler Türkiye'nin her tarafına, hatta Avrupa'nın bazı ülkelerine de gidiyor"
''Vitamin değerini kaybetmiyor''
Üretici Hakan Seymen, "Dikim sonrası sulama büyük önem taşıyor. Fazla su hastalığa yol açarken, az su bitkinin tutmasını engelliyor. Don veya dolu gibi olumsuz hava şartları yaşanmazsa kasım ve aralık aylarında ilk meyveleri yavaş yavaş kesmeye başlıyoruz. Ancak esas verimli dönemimiz olan mart, nisan ve mayıs aylarında çok yüksek bir rekolte elde ediyoruz.
Bölge insanı özellikle sakız türünün dolmasını çok severken, İstanbul pazarı genellikle çanak enginarı tercih ediyor. Enginarın tazeyken 10-15 dakika kaynatılıp üzerine limon, zeytinyağı ve tuz eklenerek tüketilmesi de oldukça yaygın ve bu şekilde vitamin değerini hiç kaybetmiyor" dedi.
Karaciğer hastalıkları ve kanseri engelliyor
Enginarın karaciğer sağlığına katkıları ve kanser hastaları açısından taşıdığı önem nedeniyle doktorlar tarafından da önerildiğini vurgulayan üretici Serkan Karcı, şu bilgileri aktardı:
"Başta karaciğer rahatsızlığı olanlar ve kanserle mücadele edenler olmak üzere, sağlık bilinci yüksek tüketicilerin ilk adresi olan Urla enginarını, özel vakumlu paketler ve kavanozlar aracılığıyla Türkiye'nin dört bir yanına gönderiyoruz. Her geçen yıl katlanarak artan talep ve müşterilerimizin memnuniyeti, üretim şevkimizi daha da yukarı taşıyor.
Sakız enginarı, Bayrampaşa türüyle kıyaslandığında daha kompakt bir yapıda olsa da özellikle dolma gibi yemeklerde çok daha üstün bir kullanım kolaylığı sağlıyor. Bayrampaşa enginarının sert ve kalın dış yaprakları nedeniyle genellikle sadece orta çanağı garnitürle tüketilirken, sakız enginarı benzersiz yumuşaklığı sayesinde yapraklarından sapına kadar bütünüyle sofralardaki yerini alabiliyor."