Son Mühür / Saadet Partisi İzmir İl Başkanı Zekeriya Hazırbulan, İzmir’de etkili olan yoğun yağışların ardından yaşanan sel felaketlerine ilişkin açıklama yaparak hem merkezi hükümeti hem de yerel yönetimi sert sözlerle eleştirdi. Hazırbulan, yaşananların doğal bir afet olarak sunulamayacağını söyledi, “Eğer İzmir Saadet Partisi anlayışıyla yönetilseydi…” vurgusu yaptı.
“Bu şehrin kaderi değil”
Açıklamasına “İzmir yağmurla değil, ihmal ve yönetimsizlikle boğulmuştur” sözleriyle başlayan Hazırbulan, kentte her şiddetli yağış sonrası ortaya çıkan manzaranın artık sıradanlaştığını belirtti. Yaşananların bir yönetim krizine işaret ettiğini ifade eden Hazırbulan, şu değerlendirmede bulundu: “İzmir’de son günlerde etkili olan yoğun yağışlar sonrası yaşanan sel felaketleri, artık görmezden gelinemeyecek bir yönetim krizini gözler önüne sermiştir. Sokakların nehre dönmesi, alt geçitlerin dolması, ev ve iş yerlerinin kullanılamaz hale gelmesi, ulaşımın durma noktasına gelmesi; bu şehrin kaderi değildir. Buradan açık ve net ifade ediyoruz: Bu yaşananlar bir ‘doğal afet’ değil, yıllardır süren ihmallerin sonucudur.”
“İklim krizi biliniyor, önlem alınmıyor”
İklim krizinin etkilerinin artık bilimsel olarak tartışmasız olduğunu belirten Hazırbulan, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uzun süredir yaptığı uyarıların dikkate alınmadığını savundu. İzmir gibi büyük bir kentte altyapı sorunlarının hala çözülemediğini ifade eden Hazırbulan, “Türkiye’de ve dünyada iklim krizinin etkileri artık bilimsel bir gerçektir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yıllardır yaptığı uyarılarda, kısa sürede düşen yoğun yağışların artacağı açıkça belirtilmektedir. Buna rağmen İzmir gibi büyük bir şehirde yağmur suyu hatları hala birçok bölgede kanalizasyon hatlarıyla birleşik durumdadır. Dere yataklarının önemli bir kısmı tam anlamıyla ıslah edilmemiş, üzerleri yapılaşmaya açılmıştır. Altyapı yatırımları nüfus artışı ve şehirleşme hızının gerisinde kalmıştır. Bu tablo, yağmurun değil; plansızlığın sonucudur” dedi.
Merkezi hükümete kaynak eleştirisi
Hazırbulan, açıklamasında merkezi hükümeti de hedef alarak, altyapı ve afet önleme yatırımlarında siyasi tercihler yapıldığını öne sürdü. Büyükşehirlerin artan altyapı yüküne rağmen yeterli kaynak aktarılmadığını savunan Hazırbulan, şunları kaydetti: “Merkezi hükümet, yıllardır yerel yönetimlere aktarılması gereken altyapı ve afet önleme kaynaklarını eşit, adil ve ihtiyaca göre dağıtmamıştır. Büyükşehirlerin altyapı yükü artarken, merkezi bütçeden ayrılan paylar siyasi önceliklere göre şekillenmiştir. Afet önleme projeleri, müdahale projelerinin gerisinde kalmıştır. Sel, taşkın ve altyapı yenileme yatırımları ‘acil değil’ denilerek ötelenmiştir. Kriz anlarında koordinasyon yetersizliği açıkça görülmüştür. Unutulmamalıdır: Afet olduktan sonra verilen destek, afet olmadan önce yapılması gereken yatırımların yerini tutmaz.”
“Yerel idare de masum değil”
İzmir’i uzun süredir yöneten yerel idarenin de yaşananlardan sorumlu olduğunu dile getiren Hazırbulan, her yağmur sonrası aynı bölgelerin su altında kalmasının bunun açık göstergesi olduğunu ifade etti. Hazırbulan, “İzmir’i uzun süredir yöneten yerel idare de bu tablodan masum değildir. Her yağmur sonrası aynı bölgelerde aynı manzaraların yaşanması, bu işin artık tesadüf olmadığını göstermektedir. Altyapı yatırımları parça parça ve geçici çözümlerle yürütülmektedir. Şehrin su toplama havzaları ve dere yatakları yeterince korunmamaktadır. Betonlaşma hız kesmeden devam ederken, yeşil alanlar ve geçirgen zeminler azalmaktadır. Her sel sonrası yapılan ‘olağanüstü yağış’ açıklamaları, artık İzmir halkını ikna etmemektedir. Çünkü olağanüstü olan yağış değil, ihmaldir” ifadelerini kullandı.
“Bu şehir daha kaç kez aynı felaketi yaşayacak?”
Yetkililere sorular yönelten Hazırbulan, kamuoyunun artık net cevaplar beklediğini belirtti. Açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Soruyoruz: Bu şehir daha kaç kez aynı felaketi yaşayacak? Aynı alt geçitler kaç kez dolacak? Aynı mahalleler kaç kez su altında kalacak? Esnaf, vatandaş, çocuklar daha kaç kez mağdur edilecek? Sorumluluk makamında olanlar, bu sorulara artık net cevap vermek zorundadır. Saadet Partisi olarak biz, olay olduktan sonra konuşan değil, olmadan önce önlem alan bir yönetim anlayışını savunuruz. Eğer İzmir Saadet Partisi anlayışıyla yönetilseydi, afet öncelikli altyapı planlaması yapılırdı. Şehir, 20 ila 30 yıllık yağış projeksiyonlarına göre planlanırdı. Yağmur suyu ve kanalizasyon hatları tamamen ayrıştırılırdı. Dere yatakları siyasete değil bilime göre korunurdu. Beton değil, geçirgen şehir modeli uygulanırdı. Kaynaklar reklama değil altyapıya ayrılırdı. Hesap veren bir yönetim anlayışı hakim olurdu” dedi.
“İzmir sahipsiz değildir”
Açıklamasının sonunda kararlılık mesajı veren Hazırbulan, Saadet Partisi olarak konunun takipçisi olacaklarını vurguladı. Hazırbulan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “İzmir sahipsiz değildir. Bu şehir ihmale, beceriksizliğe ve sorumsuzluğa mahkûm değildir. Saadet Partisi olarak bizler, İzmir’in ve İzmirlinin hakkını savunmaya, bu meselenin takipçisi olmaya devam edeceğiz. İzmir; yağmurla değil, adil, liyakatli ve ahlaklı bir yönetimle ayağa kalkacaktır.”