İZMİR HABERLERİ

Prof. Dr. Doğan Yaşar’dan ‘asit yağmuru’ uyarısı!

İran’daki petrol tesislerinde meydana gelen patlamaların ardından oluşan duman kütlelerinin rüzgarlarla taşınabileceğini belirten Prof. Dr. Doğan Yaşar, atmosferden gelen yağışların analiz edilmesi gerektiğini söyledi, “Tehlikeyi kapıya gelmeden, havada tespit etmeliyiz” dedi.

Abone Ol

Son Mühür / Yağmur Daştan - İran’daki petrol tesislerinde meydana gelen patlamaların ardından gökyüzünü kaplayan yoğun duman kütleleri, sadece bölgeyi değil, rüzgarların taşıma kapasitesi nedeniyle komşu coğrafyaları da tedirgin ediyor. Çevre endişelerine yol açan dumanlar, "asit yağmuru" ve "siyah yağmur" ihtimalini gündeme taşırken; TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, atmosferdeki değişimlerin doğa, tarım ve insan sağlığı üzerindeki olası etkilerini değerlendirerek kritik uyarılarda bulundu.

“Şu an bir risk söz konusu”

Böylesi çevre felaketlerinin asit yağmurlarına yol açabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Yaşar, “Ege’de 2004 yılında yaşanan bir olay nedeniyle 700 bin zeytin ağacı bir anda kurumuştu. O dönemde bu kurumanın nedeni toprağa bağlanmıştı; ancak asıl sorun bence yağışlardaydı. Tarihte bunun benzeri örnekler mevcut; örneğin Çernobil patladığında durumu ilk fark eden ülke Finlandiya olmuştu. Gelişmiş ülkeler her yağıştan örnek alır. Finliler de yaptıkları analizlerde yağışta radyasyon olduğunu hemen tespit ettiler. Adeta bir "demir kubbe" gibi işleyen bu denetim sistemleri hayati önem taşıyor. Geçmiş yıllarda bu konuda ODTÜ ile birlikte bir proje hazırlamış ve "Havadan gelen tüm yağışları örnekleyelim" demiştik. Amacımız, yağmurlu yıllarda yeryüzüne ne tür elementlerin indiğini bilimsel olarak takip edebilmekti; ancak projemiz kabul edilmedi. Baktığınızda bu tür etkiler sadece yağışlarla değil, rüzgarlarla da taşınabiliyor. Son bir haftadır kuzeyden rüzgar alıyoruz ve rüzgarların saat yönündeki hareketi nedeniyle şu an bir risk söz konusu. Bu noktada çok dikkatli olmalı ve havadan gelen her şeyi analiz etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

“Ağaç kayıpları ve ürün zararları yaşanabilir”

“Devlet Meteoroloji istasyonları, bünyelerine eklenecek otomatik yağmur toplayıcılarla bu analizleri kolayca yapabilir” sözleriyle devam eden Prof. Dr. Yaşar, “Örneğin ABD’de sadece tarımı korumak amacıyla kurulan 300’den fazla böyle istasyon bulunuyor. Unutmamak gerekir ki yağmur, doğanın anne sütü ve doğal gübresidir. Bugün İran’ın yağışlı havalarda sokağa çıkılmaması yönündeki uyarıları, meselenin ciddiyetini gösteriyor. Bu durum sadece insan sağlığını etkilemez, tüm tarım sistemini çökertebilir. Fransa’da bir dönem aniden sezyum 137 elementine rastlanmış, yapılan incelemede bunun Afrika’dan gelen çöl tozlarıyla taşındığı hemen tespit edilmişti. Bizim ise şu anda böyle bir anlık tespit sistemimiz maalesef yok. Tarımın ana kaynağı yağmur ve atmosferdir; dolayısıyla havada ne olup bittiğini bilmek zorundayız. Aksi takdirde ağaç kayıpları ve ciddi ürün zararları yaşanabilir, hatta insanlar zehirli partikülleri solumak zorunda kalabilir. Nükleer serpintilerde de süreç aynı işler; bu yüzden partikül tutucu maskeler kullanılır” dedi.

“Güneydoğu ciddi şekilde etkilenebilir”

Yaklaşık 20 gün sonra yoğun bir çöl tozu dalgası beklendiğinin de altını çizen Yaşar, “Yağışın oluşması için yeryüzünün ılık, atmosferin soğuk olması ve atmosferde çöl tozu bulunması gerekir. Çöl tozları aminoasitlerden elementlere kadar zengin bir içeriğe sahiptir ancak kirlilikle birleştiğinde tarım için risk oluşturur. Bu tür asidik yağmurların etkisini önceden tespit etmek, önlem almanın tek yoludur. Şu an rüzgarlar kuzey ve kuzeydoğudan esiyor. Eğer rüzgar doğudan esmeye başlarsa, bölgedeki külleri veya yanık atıklarını üzerimize getirebilir. Bu durum batı illerine kadar ulaşmasa bile Güneydoğu Anadolu’yu ciddi şekilde etkileyebilir” diye konuştu.

“Gıda krizine yol açabilir”

“Nükleer meseleler ve savunma sanayindeki gelişmeler aslında birbirine bağlıdır” hatırlatması da yapan Prof. Dr. Yaşar, şunları aktardı: “1980 darbesinin temelinde bile nükleer dengeler yatmaktadır. Nükleer bir süreç başladığında tüm dünyayı etkisi altına alır; bu yüzden nükleer silahlar daha çok bir "caydırıcılık" ve kendini emniyete alma aracıdır. Her savaş teknolojiyi geliştirirken, sağlık alanında da yeni adımların atılmasına ön ayak olmuştur. Tarih boyunca barutun icadından bugüne kadar insanoğlu hep kendini savunma ihtiyacı duymuştur. Bizim de kendimizi atmosferik risklere karşı savunmamız gerekiyor. Eğer yağmur analiz sistemlerimiz olsaydı, şu an havada ne olduğunu anında öğrenirdik. Özellikle Tahran gibi rafinerilerin yoğun olduğu bölgelerden gelebilecek kirlilik, bakliyat ambarımız olan Güneydoğu Anadolu'yu etkisi altına alabilir. Bu da gıda krizine yol açar. Böyle bir durumda dışarıdan ürün alamazsınız; çünkü kriz anında kimse kendi halkını aç bırakıp elindeki malı satmaz. Bu yüzden tehlikeyi kapıya gelmeden, havada tespit etmeliyiz.”