Beste Temel / Son Mühür - S.S. İş İnsanları Gaziemir Konu Yapı Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Ali Alpyavuz, İzmir'deki kentsel dönüşüm kooperatiflerine ilişkin iddianame ve denetim raporlarının gündeme gelmesinin ardından kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Kamuoyunda MASAK ve bilirkişi raporlarının konuşulduğunu belirterek söze başlayan Ali Alpyavuz, sürecin asıl mağduru olan kooperatif üyelerinin durumuna dikkat çekti. Suç işleyenlerin ve kamu zararına neden olanların hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini vurgulayan Alpyavuz, sistemi kurmayan ve kararlarda imzası bulunmayan vatandaşın ek mali külfetlerle karşı karşıya bırakılmasını eleştirdi.
"1 ev kendine, 1 ev hak sahibine diyerek yola çıkıldı"
Projenin başlangıç sürecine ve vatandaşın beklentisine değinen Ali Alpyavuz "Bu projelerin çıkışında vatandaşa anlatılan şey son derece basitti: '1 ev kendine, 1 ev hak sahibine.' Vatandaş da buna güvendi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, İzbeton’a güvendi. Kimse zengin olma hayaliyle kooperatife girmedi. Kimse kamu kaynaklarından pay alma düşüncesiyle yola çıkmadı. Kimse birilerine kazanç sağlamak için yıllarca para ödemedi. Vatandaşın tek amacı vardı: Ev sahibi olmak. Parasını ödedi. Makbuzunu aldı. Yıllarca bekledi. Ama bugün geldiğimiz noktada vatandaşın karşısına yeni maliyetler, gecikmeler, hukuki sorunlar ve belirsizlikler çıkıyor. Ve vatandaşın aklındaki soru giderek büyüyor: 'Ben bir ev sahibi olmak için girdim. Nasıl oldu da bir evin bedeli, dört evin bedeline yaklaşan bir mali yüke dönüştü?' İşte bizim bütün tartışmaların merkezine koyduğumuz soru budur." dedi.
''Gecikmelerin maliyeti vatandaşa yükleniyor''
Süreçte yaşanan bürokratik ve operasyonel aksamaların maliyeti artırdığına işaret eden Alpyavuz, vatandaşın sorumluluk alanını "Bir kooperatif üyesi; imar planını hazırlamaz. Ruhsat vermez. Kamu şirketi yönetmez. İhale sistemi kurmaz. Belediye ile protokol hazırlamaz. Model kurmaz. Kamu kurumları arasındaki koordinasyonu sağlamaz. Ama sistemde bir sorun çıktığında fatura dönüp dolaşıp onun önüne geliyor. Ruhsat gecikiyor maliyet artıyor. Yer teslimi gecikiyor maliyet artıyor. İnşaat gecikiyor maliyet artıyor. Proje değişiyor maliyet artıyor. Hukuki sorun çıkıyor maliyet artıyor. Şantiye duruyor, yıllar geçiyor maliyet artıyor. Sonra bütün bu maliyetler toplanıyor ve vatandaşa 'ÖDE' deniliyor. Peki neden? Hatayı vatandaş mı yaptı?" sözleriyle ifade etti.
"Gerçek inşaat maliyeti ile geçmiş hataların faturası ayrılmalı"
Zaman kaybının doğrudan ekonomik külfete dönüştüğünü vurgulayan Alpyavuz, yapılması gereken ayrımı "Bir şantiye durabilir. Ama hayat durmuyor. Demirin fiyatı durmuyor. Çimentonun fiyatı durmuyor. İşçiliğin fiyatı durmuyor. Arsanın ve inşaatın maliyeti durmuyor. Enflasyon durmuyor. Kiralar durmuyor. Vatandaşın hayatı durmuyor. İşte burada çok önemli bir ayrım yapmak zorundayız: Bugünkü inşaat maliyeti ile geçmişteki hataların oluşturduğu maliyet aynı şey değildir. Vatandaş elbette evinin tamamlanması için gerekli gerçek maliyeti karşılamaya hazır. Ama şu sorunun da cevabını istemek hakkıdır: 'Bugün benden istenen paranın ne kadarı evimi yapmak için gerekli, ne kadarı geçmişte yaşanan gecikmelerin, yanlış kararların ve sistemsel hataların faturası?' Bu ayrım yapılmadan vatandaşa sadece 'Maliyet arttı, öde' demek adalet duygusunu yaralıyor." şeklinde açıkladı.
Resmi denetim raporlarındaki gerçekleşme oranları
Resmi veriler üzerinden mevcut durumu aktaran Ali Alpyavuz, kendi kooperatiflerindeki tabloyu "Sayıştay raporlarında projelerin fiziki gerçekleşme oranlarına ilişkin somut tespitler yer aldı. Örnekköy 3. Etap için %19,24, Örnekköy 4. Etap için %32,09 fiziki gerçekleşme oranları tespit edildi. İşlerin verilen sürelerde tamamlanmadığına ve denetim/kontrol süreçlerine ilişkin tespitler de raporlara yansıdı. Bizim kooperatifimizde durum daha içler acısı: %9,77. Bunlar bizim iddiamız değil. Resmî denetim kayıtlarına yansıyan tespitlerdir. Ama biz bugün bu rakamların bir adım ötesini soruyoruz: %9,77'lik bir gerçekleşmenin bedelini kim ödeyecek? %9,77'lik bir gerçekleşmenin yarattığı zaman kaybının bedelini kim ödeyecek? Yılların gecikmesinden doğan maliyet artışının bedelini kim ödeyecek? Eğer cevap yine 'Kooperatif üyesi' ise… O zaman sormak zorundayız: Neden?" sözleriyle aktardı.
"Vatandaşın güveninin bedeli vatandaşa ödetilemez"
Vatandaşın kamu idarelerine duyduğu güven nedeniyle sürece dahil olduğunu hatırlatan Alpyavuz açıklamasına "Bir vatandaşın eline milyonlarca liralık kamu ihalesi yetkisi verilmedi. Bir vatandaşın önüne kamu şirketi yönetme sorumluluğu konulmadı. Bir vatandaşın görevi mevzuat yazmak değildi. Vatandaş kendisine sunulan modele güvendi. Üstelik bu güvenin oluşmasında kamu kurumlarının açıklamaları, belediye ve kamuoyuna verilen mesajlar da önemliydi. O halde bugün sistemin hukuki, idari veya mali sonuçları tartışılırken şu soru mutlaka sorulmalıdır: Vatandaşın güveninin bedeli neden yine vatandaşa ödetiliyor? Bir evin bedeli neden dört evin bedeline dönüşüyor?" şeklinde devam etti.
"Suçlu aramıyoruz, adil ve şeffaf bir hesaplama istiyoruz"
Süreçteki taleplerinin yanlış anlaşılmaması gerektiğini ifade eden Alpyavuz "Biz kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz. Biz mahkemenin yerine geçmek istemiyoruz. Biz soruşturmayı yönlendirmek istemiyoruz. Biz kamunun, vatandaşların zararının araştırılmasına karşı değiliz. Tam tersine; Kim hata yaptıysa, suç işlediyse ortaya çıkarılsın. Kim kamu zararına neden olduysa hesap versin. Kim hukuka aykırı işlem yaptıysa hukuk önünde sorumluluğu belirlensin. Ama bir taraftan bunlar yapılırken diğer taraftan binlerce kooperatif üyesine 'Geçmişte ne yaşandıysa yaşandı, şimdi daha fazla para öde' denilmesini de kabul etmiyoruz. Çünkü vatandaş şunu soruyor: 'Ben bütün bu kararları almadım. Peki neden bütün sonuçlarını ben üstleniyorum?' Biz suçlu aramıyoruz. Sorumluluk arıyoruz. Bu çok önemli. Çünkü bazen mağdurun hakkını savunmak, birilerini suçlamak gibi algılanıyor. Hayır. Biz suçsuz kimsenin mahkûm edilmesini istemiyoruz. Adil bir soruşturma istiyoruz. Şeffaf bir hesaplama istiyoruz. Gerçek maliyet ile geçmiş hataların oluşturduğu maliyetin birbirinden ayrılmasını istiyoruz. Kamu zararının kimden kaynaklandığının belirlenmesini istiyoruz. Ve en önemlisi: Hatayı yapmayan vatandaşın, hatanın faturasını tek başına ödememesini istiyoruz." sözlerini söyledi.
"Vatandaşın Mağduriyet Raporu" hazırlanmalı
Sadece adli ve teknik raporların değil, sosyal mağduriyetin de hesaplanması gerektiğini savunan Alpyavuz "MASAK bize paranın hareketini gösterebilir. Bilirkişi bize teknik hesapları gösterebilir. İddianame bize savcılığın değerlendirmesini gösterebilir. Ama bunların hepsinin yanında başka bir rapora daha ihtiyacımız var: Vatandaşın Mağduriyet Raporu. Kim ne kadar ödedi? Bugüne kadar toplam ne kadar para toplandı? Bu paranın ne kadarı nerede kullanıldı? Proje hangi aşamada olmalıydı? Hangi aşamada kaldı? Gecikme ne kadar maliyet yarattı? Bugünkü ek maliyetin ne kadarı gerçek inşaat maliyeti? Ne kadarı geçmişteki kararların sonucu? Ve en önemlisi: Bu faturanın ne kadarı vatandaşa, ne kadarı sorumluluğu bulunan kurumlara ait olmalı? İşte kamuoyunun asıl tartışması gereken mesele budur." husularına dikkat çekti.
Açıklamasının sonunda İzmir milletvekillerine seslenen Ali Alpyavuz sözlerini şöyle tamamladı:
"Biz sizden kimseyi suçlu ilan etmenizi istemiyoruz. Mahkeme yerine karar vermenizi istemiyoruz. Siyasi taraf olmanızı istemiyoruz. Sadece İzmir Milletvekili olarak İzmir’de mağdur olan insanların sesi olmanızı istiyoruz: 'Bu vatandaş neden yeniden ödeme yapmak zorunda kalıyor?' 'Kooperatif üyesinin mağduriyeti nasıl giderilecek?' Bu soruların siyasi bir tarafı yoktur. Bu soruların parti rengi yoktur. Bu soruların tek bir tarafı vardır: Vatandaş. Biz bedava ev istemiyoruz. Bunu özellikle söylüyoruz. Biz başkasının hakkını istemiyoruz. Biz kimsenin malına göz dikmiyoruz. Biz hukukun dışında bir ayrıcalık istemiyoruz. Biz sadece ödediğimiz paranın karşılığını istiyoruz. Biz evimizi istiyoruz. Ve şunu söylüyoruz: Geçmişte yapılan hataların faturası, o hataları yapmayan vatandaşın sırtına yüklenemez.
Bir vatandaş kooperatife girdiğinde kendisine bir ev hayali satıldı. O vatandaş parasını ödedi. Güvendi. Bekledi. Bugün ise önüne yeni maliyetler ve yeni belirsizlikler konuluyor. Biz artık sadece 'Ev ne zaman bitecek?' diye sormuyoruz. Daha büyük bir soru soruyoruz: 'Bu ev neden bu kadar pahalıya mal oldu?' Ve onun da ötesinde: 'Neden bütün bedeli kooperatif üyesi ödüyor?' Bu sorunun cevabı verilmeden; MASAK raporlarını da, bilirkişi raporlarını da, iddianameleri de konuşmaya devam edebiliriz. Ama asıl mağdurun sesini duymamış oluruz. Çünkü dosyaların içinde rakamlar var. Raporların içinde tespitler var. İddianamenin içinde suçlamalar var. Ama bütün meblağların arkasında hayatını, birikimini ve geleceğini bu evlere bağlamış insanlar var. Biz onların sesiyiz. Bizim talebimiz çok açık: Suçlu kimse ortaya çıkarılsın. Kamu zararı varsa hesap sorulsun. Hukuka aykırılık varsa gereği yapılsın. Ama bütün bunların bedeli, hiçbir kusuru olmayan kooperatif üyesinin sırtına bırakılmasın. Çünkü vatandaş kooperatife; bir sistemin hatalarını ödemek için değil, kendi evine kavuşmak için girdi. 1 ev kendine, 1 ev hak sahibine diye çıkılan yolda, 1 evin bedeli neden 4 evin bedeline dönüştü? İşte biz bu sorunun cevabını istiyoruz. Çünkü biz ev istedik. Hataların faturasını ödemeyi değil."




