İZMİR HABERLERİ

JFMO’dan İzmir’e hayati ‘30 Ekim depremi’ hatırlatması: Önlem almazsak daha beterini yaşarız

Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Sinancan Öziçer, Balıkesir merkezli sarsıntılarla yeniden gündeme gelen deprem gerçeğine dikkat çekti. İzmir’deki yapı stoğunun büyük bölümünün riskli olduğuna vurgu yapan Öziçer, “Depremleri durduramayız ama binalarımızı güçlendirebiliriz. Önlem alınmazsa 30 Ekim’den daha yıkıcı bir felaket yaşayabiliriz” uyarısında bulundu.

Abone Ol

Son Mühür / Yağmur Daştan - Türkiye, son yıllarda ardı ardına yaşadığı deprem felaketlerinin ardından bir süredir Balıkesir’de yaşanan sarsıntılar nedeniyle bir hayli tedirgin. Vatandaş, her geçen gün biraz daha deprem gerçeği ile yüzleşirken; uzmanlar ise olası her senaryoya karşı tedbirli alınması gerektiğinin altını çiziyor. Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Sinancan Öziçer, son zamanlarda yaşanan depremleri değerlendirdi. Türkiye’nin jeolojik konumu itibariyle bu tarz depremlere alışması gerektiğinin altını çizen Başkan Öziçer, İzmirliler’e de 3O Ekim depremini bir kez daha hatırlattı. Depremin değil binaların öldüreceğinin altını çizen Öziçer, İzmir’in kanaat önderlerine de zemin ve bina kalitesi üzerinden seslenerek, “Eğer önlem almazsak ileride 30 Ekim depreminden daha beterini yaşarız” uyarısında bulundu.

Balıkesir’de meydana gelen depremlerin bir deprem fırtınası olmadığının altını çizerek açıklamalarına başlayan Başkan Öziçer, “Herkesin bildiği gibi bundan yaklaşık 8 ila 10 ay önce Yunanistan’ın Santorini Adası’nda ardı ardına depremler yaşanmıştı, deprem fırtınasına onu örnek verebiliriz. Yani kısa bir süre içinde 200 ila 400’e kadar varan depremi fırtına olarak nitelendirebiliriz. Şu an Balıkesir’de yaşadığımızı ardı ardına depremler olarak görebiliriz. Ülkemiz artık sismik gerilim anlamında dolmuş durumda. Bu nedenle de tüm bu enerji boşalımlarını Türkiye’nin herhangi bir yerinden görmek mümkün. Bu durum, son zamanlarda en fazla enerjinin görüldüğü Kütahya ve Balıkesir tarafları ile İç Anadolu kısmında oluyor. Ancak şunu söyleyebiliriz ki, bu tarz depremler beklenilen olaylar. Son 120 yılda Ege Bölgesi’nde 5 ila 6 büyüklüğünde birçok depreme meydana geldi. Bu nedenle vatandaşın bu tarz depremlere yaşamaya alışkın olması gerekiyor. Bunun artçıları devam edecektir ve söz konusu bölge çevresinde daha fazla hissedilecektir. Fakat İzmir ve çevresini fazla etkileyeceğini düşünmüyorum. Depreme ne kadar alışık olmamız gerekse de yapılarımız miadını dolduracak yaşa gelmiş olması, yumuşak ve alüvyon tabanın fazla olduğu yerlerde 9 kattan yüksek binaların olması deprem dalgalarını daha fazla hissetmemize ve binaların daha fazla deformasyona uğramasına sebebiyet veriyor. Bu da maalesef yapıların depreme karşı dayanıklılığını zamanla azaltan bir faktör. Önümüzdeki yıllarda depremler devam edecek ama önlem alınmazsa binalarımız aynı güçte kalmayacak. Depremleri durduramayacağımız için zemini sağlamlaştırıp bina kalitesini yükseltmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Belki 50 belki de 10 yıl sonra…”

“Türkiye’de son zamanlarda yaşanan bu depremler aslında dünyanın nefes aldığını söylüyor” mesajı ile açıklamalarını sürdüren Öziçer, şunları aktardı: “Ülkemiz dünyanın en aktif ikinci deprem kuşağında yer alıyor. İlk sırada Asya bölgesi yer alıyor. Türkiye konumu itibariyle sürekli hareket halinde. Fay dediğimiz kırık zone alanlarında da belli bir eşiğe gelindiğinde enerji birikimi ve sonucunda da boşalımı oluyor. Bu enerji birikimleri belki de 50 yıl sonra Kahramanmaraş’ta değil Adıyaman’da ya da Hatay’da kendini gösterecek ve 7 ve üzeri deprem üretecek, belki 10 yıl sonra Marmara Bölgesi’nde 7 ve üzeri deprem veya Ege Bölgesi’nde yine 6.5 üzerinde bir başka depremle karşımıza çıkacak. Bu nedenle depremle yaşamayı öğrenmemiz şart.”

“Zeminin büyütme faktörü ile alakalı”

Son zamanlarda İzmirliler’in çokça merak ettiği “Sındırgı Fay Hattı’nda olan depremler İzmir Fayı’nı etkiler mi?” sorusuna da yanıt veren Öziçer, “Bu birbirine bağlantılı olan bir mekanizma değil. İşaret parmağı ile baş parmak birbirine bağlı değil. O nedenle söz konusu bölge bize uzak olduğundan da dolayı orada meydana gelen depremin İzmir Fayı’nı ya da İzmir’deki farklı bir fayı tetikleyeceğini söylemek bilime aykırı bir açıklama olur. Belki 2 ila 3 hafta sonra İzmir’de bir deprem olması da tetiklendiği anlamına gelmez. Çünkü İzmir’de de enerji birikmiştir ve o zaman dilimine denk gelmiştir. Fakat tetiklemesi ya da daha büyük bir depreme neden olabileceğini söylemek bilim yolunda ilerleyen kişiler için çok iddialı bir cümle olur. İzmirliler’in Sındırgı depremlerini hissetmesinin nedeni tamamen zemin. Yeraltındaki kitle homojen değil; tamamen sağlam ya da zayıf demek mümkün değil. Yer yer zayıf, yer yer çakıllı, yer yer suya doygun, alüvyon tabakası var. Depremin olduğu yerde 6.1 büyüklüğünde bir sarsıntı meydana geldi ve deprem dalgaları ilerlemeye başladı. Bunu büyük bir suya yukarıdan taş atmak gibi düşünebilirsiniz. Deprem dalgaları da o şekilde ilerler. Kayalık zemine geldiğinde bu dalgalar yavaşlamaya başlar fakat kayalık zeminden geçip birden kalın alüvyonlu bir tabakaya geldiğinde bu şiddet birden daha fazla güçlenebilir. O nedenle İzmir ve çevresindeki dolgu zemin olan yerlerde, özellikle Bayraklı ve Bornova Ovası’nı örnek gösterebiliriz, deprem dalgaları daha şiddetli hissettiriyor. Bu zeminin büyütme faktörü ile alakalı” dedi.

“Ne ihmal edilecek ne de suistimal edilecek bir konu”

İzmir’de yerel kaynaklara göre şu anda 950 bine yakın bina olduğunu hatırlatan Öziçer, bu binaların 650 bine yakını yani 3’te 2’lik bir kısmının riskli sınıfına girme potansiyelinde olduğunu söyledi. Öziçer, “Kentin nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yerler hep o riskli kısmın olduğu yerler. Bunun yanı sıra mevcut alanların zemin yapısında da sorunlar var. Bunların hepsi riski artırıyor. 30 Ekim depreminde 117 vatandaşımızı kaybettik. Tekrar 6.9’luk bir deprem olduğunda daha fazlasını kaybetmeyeceğimizi şu anlık kimse söyleyemez. Bırakın insanı, tek bir canlının bile hayatını kaybetmemesi gerekiyor, amaç bu olmalı. Binaların her depremde biraz daha yıprandığı unutulmamalı. Bundan sonraki büyük bir depremde karşımıza çıkabilecek görüntü eğer önlem alınmazsa 30 Ekim depreminden daha beter olabilir. Yapılaşma yenilemenin hızlanması çok önemli. Deprem ne ihmal edilecek ne de suistimal edilecek bir konudur. Felaket tellallığı yapmaya da kimseyi korkutmaya da gerek yok. Önlem alıp üzerimize düşenleri yaptığımız sürece sorun yaşamayız” diye konuştu.