Son Mühür / Yağmur Daştan - Adı “çukur” olsa da tartışmaların arasında bile kendi doğasını büyüten bir alan… İzmir’in Konak ilçesinde, Kültürpark’ın tam karşısında yer alan yaklaşık 21 bin metrekarelik ve kamuoyunda “Basmane Çukuru” olarak bilinen arazi, bugünlerde İzmir’de en çok tartışılan yerlerden… Paslı demir perdelerin arasında ‘çukur’ olarak anılan bu yer, bugün bir yandan hukuki ve idari süreçlerin gölgelerine bürünmüşken; doğa her şeye inat kendiliğinden yarattığı yaşam alanıyla büyülüyor. Yıllardır süren belirsizliğin ortasında biriken sular, alanı, kuşların konakladığı, canlıların yaşam bulduğu doğal bir sığınağa dönüştürdü. Çevredeki kuşlar bu biriken sulardan su içiyor, çukur adeta beklenmedik bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor.
Çocuklara da kalbini açmış
Bu alanın geçmişi ise 1922’deki Büyük İzmir Yangını’na kadar uzanıyor. Yangından önce bölge, kentin en önemli sağlık ve sosyal dayanışma merkezlerinden biriydi. Arazi mülkiyeti Ermeni cemaatine bağlı vakıf kurumlarına ait olarak kullanılıyordu.
Alan içinde yan yana iki önemli yapı yükseliyordu. 19. yüzyılın ortalarında inşa edilen Surp Lusavoriç Hastanesi, dönemin en modern sağlık merkezlerinden biri olarak hizmet veriyordu. Sadece belirli bir kesime değil, kentin farklı mahallelerinden gelen hastalara da kapılarını açıyordu.
Hastanenin hemen yanında ise kimsesiz çocukların barındığı, eğitim aldığı ve hayata hazırlandığı geniş bir yetimhane kompleksi bulunuyordu. Varyant Çocuk Yurdu ve Okulu olarak bilinen bu yapı topluluğu, çocuklara yuva oluyordu. Yangın sonrası bu yapılar ortadan kalksa da alan, o dönemin izlerini hafızasında taşıyor.
Bir dönem ‘garaj’ olarak hizmet verdi
Yangının ardından uzun süre boş kalan ve “yangın yeri” olarak anılan bölge, Cumhuriyet döneminde yeniden işlev kazandı. 1940’lı yıllardan itibaren ESHOT Genel Müdürlüğü burayı otobüs garajı, tamirhane ve idari merkez olarak kullanmaya başladı.
Yarım asır boyunca kent ulaşımının önemli bir kısmı bu alandan yönetildi. Otobüsler sabah erken saatlerde buradan çıkıyor, gün boyu İzmir’in farklı noktalarına hizmet veriyordu. Bölge, şehrin hareket hafızasında güçlü bir yer edindi. Ancak 1990’lı yıllara gelindiğinde merkezde kalan bu kullanımın taşınması ve alanın farklı bir kentsel vizyonla değerlendirilmesi gerektiği fikri ağırlık kazandı.
DTM rüyası ve gölete dönüşen çukur
1998 yılında dönemin Belediye Başkanı Burhan Özfatura döneminde arazi üzerine büyük ölçekli bir Dünya Ticaret Merkezi (DTM) projesi planlandı. İhale sürecinin ardından Güçbirliği Holding ve Yüksel İnşaat ortaklığı projeye başladı. Ancak imar planlarına ve kamu yararına aykırılık iddialarıyla meslek odaları davalar açtı. Yargı süreci devam ederken inşaat durdu. Sahada yaklaşık 15 metre derinliğinde dev bir temel çukuru kaldı.
Zaman ilerledikçe yağmur suları ve yer altı kaynakları bu çukurda birikmeye başladı. Alan, doğal bir gölete dönüştü. İçinde kamışlar büyüdü, kurbağalar üremeye başladı, kuşlar konakladı. Yarım kalan bir inşaat alanı, doğanın müdahalesiyle kendiliğinden oluşan bir ekosisteme evrildi.
TMSF süreci ve yeni imar düzenlemesi
Projenin ortaklarından Güçbirliği Holding’in mali sorunları nedeniyle borçları Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi. Böylece arazideki hak yapısı değişti ve mülkiyet süreci kamu kurumu ile belediye arasında yeni bir dengeye oturdu. Yıllar süren hukuki süreçlerin ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TMSF arasında iyi niyet protokolü zemini oluştu ve alan için yeni bir imar planı gündeme geldi. Hazırlanan düzenlemede daha önce serbest bırakılan kat yüksekliği yeniden belirlendi ve en fazla 84 metre olarak sınırlandırıldı. Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun görüşleri doğrultusunda hazırlanan plan değişikliği, Büyükşehir Belediyesi şubat ayı meclisinde oy birliğiyle kabul edildi. Kentte bazı sivil toplum kuruluşları ise alanın kamusal nitelik kazanmasını ve Kültürpark ekosistemine entegre edilmesini talep etmeyi sürdürüyor.