İZMİR HABERLERİ

İzmir'de su krizi artık kapıda değil, içeride! "Kuraklık kalıcı olabilir"

Ege Bölgesi’nde son altı yıldır devam eden yağış azlığı, İzmir’i tarihinin en kritik su sınavıyla karşı karşıya bıraktı. Meteorolojik veriler, bölgedeki yağış miktarının normal değerlerin çok altına indiğini kanıtlıyor. TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası İzmir Temsilcisi Ayşegül Akıncı Yüksel, meteorolojik kuraklığın artık bir hidrolojik krize dönüştüğünü vurguladı.

Abone Ol

Türkiye'nin batı ucunda, Ege Bölgesi ve özellikle İzmir, son yılların en ağır iklim sınavlarından birini veriyor. Yağış istatistiklerindeki dramatik düşüş, sadece doğayı değil, sosyoekonomik yaşamı da tehdit eden bir boyuta ulaştı. TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası İzmir Temsilcisi Ayşegül Akıncı Yüksel, bölgedeki meteorolojik kuraklığın artık hidrolojik bir krize evrildiğini belirterek, su kaynaklarının sürdürülebilirliği konusunda kritik uyarılarda bulundu. Yüksel'e göre, azalan yağışlara inat artan su tüketimi, İzmir’in su geleceğini karanlık bir tabloya sürüklüyor.

Ege Bölgesi Son 6 Yıldır yağışa hasret kaldı

Meteorolojik veriler, Ege Bölgesi’nin son altı yıldır normal değerlerin altında yağış aldığını ve bu durumun kronik bir soruna dönüştüğünü kanıtlıyor. 2025 su yılı verilerini paylaşan Ayşegül Akıncı Yüksel, Türkiye genelinde metrekareye düşen yağışın normalden yüzde 26,3 oranında azalarak 422,5 kilogramda kaldığını ifade etti. Ege Bölgesi özelinde ise durum daha karamsar; bölge normali olan 604,7 kilogramlık yağışın çok gerisinde kalarak yılı 436,3 kilogramla kapattı. Bölge genelinde en fazla yağışı Muğla alırken, Afyonkarahisar’ın en az yağış alan il olarak kayıtlara geçtiğini belirten Yüksel, bu kümülatif düşüşün barajlardaki doluluk oranlarını temelden sarstığını vurguladı.

Tahtalı Barajı’nda kritik eşik: Doluluk yüzde 1’in altında

İzmir'in can damarı niteliğindeki Tahtalı Barajı, kuraklığın en somut ve korkutucu yüzünü temsil ediyor. Yüksel, kentin ana içme suyu kaynağında geçen yıl yüzde 11 olan doluluk oranının, bu yıl yüzde 1’in bile altına gerilediğini açıkladı. Bu çarpıcı düşüşün temel sebebi olarak, yağışların hem miktar olarak azalması hem de düzensizleşmesi gösteriliyor. Özellikle barajları beslemesi beklenen aralık ve ocak aylarındaki yağış eksikliği, İzmir’in su rezervlerini tükenme noktasına getirdi. Şiddetli ve kısa süreli sağanakların yer altı sularını besleyemeden yüzeysel akışla kaybolup gitmesi, hidrolik sistemin toparlanmasına engel oluyor.

Yer altı sularındaki tuzlanma riski ve kalıcı kuraklık

Büyükşehirlerdeki aşırı su talebi ve kontrolsüz yer altı suyu kullanımı, kuraklığı daha tehlikeli bir aşamaya taşıyor. Ayşegül Akıncı Yüksel, İzmir çevresinde yer altı sularının aşırı çekilmesinin, deniz suyunun tatlı su rezervlerine karışmasına (tuzlu su girişi) neden olabileceği konusunda uyardı. Bu durum, kuraklığın sadece geçici bir hava olayı olmaktan çıkıp kalıcı bir çevresel felakete dönüşmesi anlamına geliyor. Ayrıca "kentsel ısı adası" etkisi nedeniyle şehir merkezlerinin kırsala göre daha sıcak olması, buharlaşmayı hızlandırarak mevcut suyun da hızla kaybedilmesine yol açıyor. Betonlaşma ve doğal alanların kaybı ise yağışın toprağa sızmasını engelleyerek bu kısırdöngüyü besliyor.

Su yönetiminde yeni yol haritası şart

Kuraklığın etkilerinin sona ermesinin aylar, hatta yıllar alabileceğini hatırlatan Yüksel, meteorolojik yağışlar başlasa bile yer altı su seviyelerinin toparlanmasının zaman alacağını dile getirdi. Şehirlerdeki eski şebekelerden kaynaklanan yüzde 40'a varan kayıp-kaçak oranlarının bu krizdeki payına dikkat çeken uzman, acil önlemler alınması gerektiğini savundu. Zorunlu tasarruf tedbirleri, kademeli tarife sistemleri, yağmur suyu hasadı ve atık suların geri kazanımı gibi stratejik adımların bir an önce hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.