Ege’nin tarımsal üretim üssü İzmir, iklim değişikliğinin yarattığı uç senaryolarla mücadele ediyor. Yaz aylarını kavurucu sıcaklar ve kuraklıkla geçiren kent toprakları, kış döneminde ise mevsim normallerinin çok üzerinde seyreden şiddetli yağışların baskısı altında. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı, kentin bir yıllık su ihtiyacının dörtte birinin sadece bir haftada yağabildiğine dikkat çekerek, bu suyun toprağa hapsedilememesi durumunda kuraklık riskinin ortadan kalkmayacağı konusunda çarpıcı uyarılarda bulundu.
Ocak ayında yağış rekoru: Yüzde 65’lik devasa artış
İstatistiksel veriler, İzmir’in gökyüzünden düşen su miktarında dramatik bir değişim yaşandığını ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yılın Ocak ayında metrekare başına düşen ortalama yağış 134,8 kilogram olarak kaydedilirken, 2026 yılı başında bu miktar yüzde 65 oranında artarak 223,7 kilograma ulaştı. Şubat ayının başlamasıyla birlikte etkisini artıran sağanaklar, özellikle Selçuk ve Menemen gibi tarımsal potansiyeli yüksek bölgelerde drenaj yetersizliklerini gün yüzüne çıkardı. Taban arazilerde yaşanan göllenmeler, ekili alanları su altında bırakarak üreticiyi zor durumda bıraktı.
Doğal drenajın bozulması sele davetiye çıkarıyor
Hakan Çakıcı, kuvvetli yağışların tarım alanlarına zarar vermesindeki temel etkenin sadece yağış miktarı değil, bozulan ekolojik denge olduğunu ifade etti. Kentleşme, maden ocakları ve yol yapım çalışmaları gibi insan müdahalesine dayalı faaliyetlerin, eğimli yamaç arazilerin doğal su tahliye yollarını tahrip ettiğini belirten Çakıcı, doğal drenaj sistemleri çöktüğünde suyun toprağa sızmak yerine hızla akışa geçerek yıkıcı bir sele dönüştüğünü vurguladı. Bu durum, suyun berekete değil, felakete dönüşmesine neden oluyor.
Orman yangınlarının görünmeyen bedeli: Erozyon ve toprak kaybı
Şiddetli yağışların bir diğer yıkıcı etkisi ise toprak kaybı olarak kendini gösteriyor. Yaz aylarında orman varlığını kaybeden ilçelerde, bitki örtüsünün yokluğu kışın erozyonu tetikliyor. Ormanların suyu tutma ve toprağa sızdırma fonksiyonunun devre dışı kalmasıyla, çıplak kalan arazilerdeki verimli üst tabaka doğrudan barajlara ve denizlere taşınıyor. Çakıcı, toprağın en faydalı kısmının akıp gitmesinin, gelecekteki tarımsal verimliliği kalıcı olarak tehdit ettiğini ve tarım yapılabilecek nitelikteki arazilerin hızla vasfını yitirdiğini dile getirdi.
Çözüm küçük ölçekli göletlerde ve yerel barajlarda
İklim krizinin bir sonucu olarak ortaya çıkan ekstrem hava olayları, suyun yönetilmesini her zamankinden daha kritik hale getiriyor. "Ne 150 gün süren yağışsız dönem ne de bir haftada yağan rekor miktarlar bizim için ideal değil" diyen Çakıcı, mevcut barajların bu devasa su miktarını tutmakta yetersiz kaldığını belirtti. Tarımsal üretimin devamlılığı için yağmur suyunun yerinde tutulması gerektiğini savunan ZMO Başkanı, bölgesel bazda inşa edilecek küçük ölçekli göletler ve barajlarla suyun muhafaza edilmesinin, yaz kuraklığıyla mücadelede tek çıkar yol olduğunu söyledi.
Su toprağa sızmalı, yüzeyden akıp gitmemeli
Yağışın hızı ve süresinin yeraltı suları üzerindeki etkisine de değinen Çakıcı, suyun ancak yavaş ve düzenli yağdığında toprağa sızabildiğini hatırlattı. Mevcut şiddetli sağanaklarda suyun yüzey akışıyla derelere karışıp kaybolduğunu, bu süreçte hem eğimli arazilerde toprak kaybı yaşandığını hem de düz arazilerde bitki köklerinin havasız kalarak zarar gördüğünü ifade etti. İzmir tarımının geleceği için anahtar kelimenin "suyu tutmak" olduğunu belirten uzmanlar, acil altyapı önlemleri alınması çağrısında bulunuyor.