Türkiye’nin modern tarihindeki en sarsıcı felaketlerden biri olan 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin üzerinden geçen üç yıla rağmen, afetlere hazırlık süreci hala en sıcak gündem maddesi olmaya devam ediyor. Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Sinancan Öziçer, geride kalan süreçte atılan adımları değerlendirerek, yerel ve ulusal düzeyde eylem planlarının çok daha dinamik bir yapıya kavuşturulması gerektiğini vurguladı. Öziçer, özellikle risk tespiti ile tehlike arasındaki farka dikkat çekerek, her coğrafyanın kendine has jeolojik karakterine uygun, özgün risk azaltma stratejilerinin vakit kaybedilmeden hayata geçirilmesinin hayati önem taşıdığını ifade etti.
"Yapı stokunda denetim zafiyeti kabul edilemez"
Depremin doğal bir süreç olduğunu ancak can kayıplarının mühendislik hizmeti almamış binalardan kaynaklandığını belirten Sinancan Öziçer, yapı stokunun yenilenme hızının yetersizliğine değindi. Hatay ve İskenderun bölgelerinde yaptığı incelemelerde, henüz çok yeni binaların bile yerle bir olduğunu gözlemlediklerini anlatan Öziçer, bu durumun projeden ziyade uygulama ve denetim aşamasındaki derin çatlakları işaret ettiğini söyledi. Ruhsatlandırma ve imalat süreçlerinde jeoloji ile jeofizik mühendislerinin aktif rol alması gerektiğini savunan Öziçer, belediyelerdeki uzman istihdamı eksikliğinin yerel yönetimlerin en zayıf halkası olduğunu hatırlattı.
İzmir’in 40 yaş üstü yapı grubu büyük risk altında
İzmir’in yaklaşık 1 milyon binadan oluşan devasa yapı envanterine dair çarpıcı veriler paylaşan Öziçer, binaların büyük bir bölümünün 1975 ve 1998 yönetmeliklerine göre inşa edildiğini belirtti. Şehrin özellikle dolgu ve alüvyon zemin üzerine kurulu bölgelerindeki 9 katlı ve miadını doldurmuş yapılar için alarm zillerinin çaldığını söyleyen Öziçer, 6.9 büyüklüğündeki olası bir sarsıntıda tablonun 30 Ekim İzmir depreminden çok daha ağır olabileceği uyarısında bulundu. Kaçak yapılar ve mühendislik denetiminden geçmemiş binaların fazlalığının, beklenen risk oranını her geçen gün daha da yukarı taşıdığı ifade edildi.
Alüvyon zemin ve deprem dalgalarının sert etkisi
Zemin yapısının deprem dalgalarını binalara yansıtma biçimine bilimsel bir perspektif getiren Öziçer, balçık ve alüvyon tabakanın derin olduğu alanlarda sarsıntının yıkıcı gücünün katlandığını açıkladı. Bu tür zayıf zeminlerdeki deprem dalgalarının binalara çok daha sert "vurduğunu" ifade eden Öziçer, kentsel dönüşümün genel bir yaklaşımdan ziyade mahalle bazlı ve pilot bölgeler seçilerek hızlandırılması gerektiğini savundu. Özellikle İzmir Körfezi kıyısında yer alan ve zemin emniyeti düşük olan bölgelerin dönüşüm sürecinde listenin en başında yer alması gerektiği vurgulandı.
"Ders çıkarmaktan öteye geçip reaksiyon hızımızı artırmalıyız"
1999 Gölcük, 2020 İzmir ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinden çok ağır tecrübeler edinildiğini söyleyen Sinancan Öziçer, her felaket sonrası hazırlık seviyesinin bir basamak yükseldiğini ancak bunun yeterli olmadığını belirtti. Asıl amacın, afetin ne zaman ve nerede olacağının belirsizliği karşısında en hızlı tepkiyi verebilecek donanıma ulaşmak olduğunu dile getiren Öziçer, kentsel dönüşümün ritminin artırılması, eğitimlerin tabana yayılması ve araştırma süreçlerinin hızlandırılması gerektiğini ifade etti. Öziçer, geçmişe göre daha iyi bir noktada olunduğunu ancak zamanla yarışta vites yükseltmenin bir zorunluluk olduğunu hatırlatarak sözlerini noktaladı.