Son Mühür / Yağmur Daştan - İzmir’in Tire ilçesinde, yakın zamanda Fransız gıda devine satılan bir süt ve süt ürünleri firmasında yaşanan iş kazası ve sonrasında başlatılan yargı süreci, hukukta tartışma yarattı. Bundan beş yıl önce çalıştığı fabrikada görev tanımı dışında süt tozu makinesinin bıçaklarını yöneticilerinin talebi doğrultusunda değiştiren makine operatörü Faruk Aras (34) iş kazası geçirdi. Yaşanan kazada elinden yaralanan ve baş parmağında kalıcı tendon hasarı oluşan Aras, sakatlığı nedeniyle daha rahat bir bölüme geçme talebi de reddedilince işten ayrılmak zorunda kaldı. Hem işten ayrılan hem de elindeki sakatlık nedeniyle uzun süre çalışamayan Aras, mağduriyetinin giderilmesi için hukuk mücadelesi başlattı. Açılan dava kapsamında hazırlanan ilk Adli Tıp Kurumu raporunda Aras’ın mağduriyeti yüzde 9,2 olarak belirlendi. Ancak davalı şirketin itirazı üzerine dosya bir kez daha Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Aras, ikinci kez muayene edilmemesine ve tıbbi bulguların değişmemesine rağmen maluliyet oranın bu kez yüzde 9,2’den sıfıra düşürüldüğünü öne sürdü. 5 senedir içinde bulunduğu durum nedeniyle hem ekonomik hem de psikolojik olarak bir hayli zorluk yaşadığını belirten Aras, “Mağduriyetimin giderilmesini bekliyorum” diye konuştu.
Makine operatörü olarak işe başladı
Yaşadıklarını Son Mühür’e anlatan işçi Faruk Aras, “Söz konusu firmaya ilk olarak İŞKUR üzerinden başvurdum ve makine operatörü olarak çalışmaya başladım. Bir yıl da bu firmada görev aldım. Bir sabah işe gittiğimde yöneticim görevli olduğum süt tozu makinesinin bıçaklarının değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Sabah saat 08.30 civarıydı, üretimin devam etmesi için bıçakların hemen hemen saat 09.00’a kadar değiştirilmesi gerekiyordu. Bıçakları değiştirirken normalde koruyucu eldiven verilmesi gerekiyor, bana o da verilmedi ve bıçakların değiştirilmesi istendi. Bıçakları değiştirdiğim sırada elim kesildi ve yaralandım. Ardından hastaneye kaldırıldım. Burada tendonumun yara aldığını öğrendim” dedi.
“Bana ‘Şikayetçi olma, zararını karşılarız’ dediler”
Yaşananların ardından bir süre tedavi gördüğünü ve ardından da işbaşı yaptığını belirten Aras, “Normalde bu süreçte taksirli yaralanmadan ceza davası açılması gerekiyormuş. O dönem avukatım da yoktu. Şirketten bana ‘Şikayetçi olma, zararını karşılayalım’ dedikleri için ben de şikayetçi olmadım. İşe başladığımda ise elim yüzünden zorlandım ve yöneticilerimden beni daha rahat çalışabileceğim bir bölüme almalarını istedim ama olumsuz yanıt aldım. Mecburen işten ayrılmak zorunda kaldım” ifadelerini kullandı.
“Hayatım bir anda alt üst oldu”
Geçirdiği kaza sonrası hayatının adeta alt üst olduğunu anlatan Aras, “Kazayı geçirdiğimde kirada oturuyordum. Kimseden destek alamadım, üç ay boyunca arkadaşım bana baktı. Bu sırada işyerinden de kimse ‘Bir ihtiyacın var mı?’ diye sormadı. O sırada evime biri tanıdığımın da kefil olmasıyla taksitle buzdolabı ve çamaşır makinesi almıştım. İşten çıkınca onların taksitlerini ödeyemedim. 11 bin liraya aldığım beyaz eşyaların borcu gecikme faizleriyle birlikte 40 bin liraya çıktı. İcralık oldum. Bu sırada bana kefil olan kişiye de borç gittiği için bu kez aram onunla açıldı ve tehditler aldım. Bu nedenle evimi bırakıp Selçuk’a yerleşmek zorunda kaldım. Hakkımı aramak için mahkemeye başvurdum, oradan gelecek paraya güvenerek de iş kurdum ama bir türlü hakkımı alamadığımdan onu da kapatmak zorunda kaldım. Yaklaşık beş yıldır tarif edilemez bir zorluk içindeyim. Hala o dönemden kalma borçlarım var. Psikolojim bozuldu. Elimde hala hasar var, zaman zaman hissizlik oluşuyor, soğuk havalarda ciddi ağrım oluyor. Nişanlanmak istiyorum ama bu şartlarda önümü göremediğimden bir adım atamıyorum. Mağduriyetimin giderilmesini ve adaletin yerini bulmasını bekliyorum” diye konuştu.
Avukat Arıs: Hukuk tarihinde görülmemiş bir şey
Konuyla ilgili bir açıklama da Aras’ın avukatı Buse Arıs’tan geldi. Süreç hakkında bilgiler veren Arıs, "28 Ağustos 2024 tarihli adli tıp raporunda müvekkilin geçirdiği iş kazası nedeniyle baş parmak tendon zedelenmesine bağlı olarak 9.2 oranında gelen maluliyet raporu davalı şirketin itirazı üzerinde tekrar adli tıbba gitmiş ve itiraz üzerine düzenlenen 25 Ağustos 2025 tarihli ikinci raporda, maluliyet oranı 0’a düşürülmüştür. Bu durum hukuk tarihinde görülmemiş bir şeydir. Çünkü ikinci rapordaki tıbbi bulgular birincidekilerin tamamen aynısıdır. Buna ek olarak iki rapor arasında müvekkil yeniden muayene de edilmediği için iyileşmesi sebebiyle rapor puanın düşürüldüğü de iddia edilemez. Dolayısıyla ikinci rapor iyi niyetli düşünülürse, bir hata sonucu düzenlenmiştir, kötü niyetli düşünülür ise bir şirketin iş kazası ödemesini yapmamak için adli tıp sürecine müdahalesinin sonucudur. Çünkü, iş kazası davalarında raporlar arasında bu kadar fahiş çelişki var ise bu çelişki giderilmeksizin karara çıkarılamaz. Ancak mahkeme, ikinci rapordaki düşüşün sebebinin açıklanması ve çelişkinin giderilmesi için talebimiz üzerine raporu adli tıp kurumuna geri de göndermemiş, haklı taleplerimizi “Üst mahkemeye başvurun” diyerek başından savmıştır. Müvekkil şu an geldiğimiz noktada, 5 yıldır mağdur olduğu yetmezmiş gibi 5 yıl daha hukuki mücadele verecek gibi görünmektedir. Üstelik yıllar sonra alacağı tazminatın enflasyon karşısında bir anlamı da kalmayacaktır."
Avukat Arıs, “Yabancı menşeili bir şirketin iş makinasına koruyucu takmadığı ve müvekkile eğitim vermeden eldivensiz süt tozu bıçağı değişimi yaptırarak yine kusur raporuna göre yüzde 80 hatalı oldu bir iş kazası olayında sermayesinin yanında çok cüzi kalan bir tazminatını doğrudan ödememesi ve sürecin bu noktaya gelmesi kendi vatandaşını, sermayeye karşı koruyamayan yozlaşmış devlet yargısının bir sonucudur" diye konuştu.