Son Mühür- Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Bilim İletişimi Ofisi’nin ortak vizyonuyla hayata geçirilen Bilim Kafe Sohbetleri, toplum sağlığını yakından ilgilendiren kritik bir oturuma ev sahipliği yaptı. "Bilimin Işığında Güneşten Nasıl Korunmalıyız?" başlığıyla düzenlenen etkinlikte, modern tıbbın verileri ışığında güneş ışınlarının cilt üzerindeki etkileri ve doğru korunma stratejileri mercek altına alındı. Eylül Bilim Kafe’de gerçekleştirilen bu 6’ncı buluşma, akademisyenlerden öğrencilere ve vatandaşlara kadar geniş bir katılımcı kitlesini bir araya getirerek bilimsel bilgiyi sokağa taşıdı.
Akademik bilginin toplumsallaşma misyonu
Programın açılış kürsüsünde söz alan DEÜ Genel Sekreter Vekili Prof. Dr. Dündar Yener, üniversitelerin temel görevinin sadece laboratuvarlarda bilgi üretmek değil, bu bilgiyi halkın gündelik yaşamına entegre etmek olduğunu vurguladı. Bilim Kafe Sohbetleri’nin bu noktada stratejik bir köprü görevi gördüğünü belirten Yener, karmaşık bilimsel verilerin herkes tarafından anlaşılabilir ve erişilebilir kılınmasının toplumsal bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Bilginin paylaşıldıkça değer kazandığına değinen Yener, projenin hayata geçmesinde emeği geçen YÖK Bilim İletişimi Ofisi ve üniversite birimlerine şükranlarını sundu.
Güneşin iki yüzü: Yaşam kaynağı mı risk faktörü mü?
Etkinliğin ana konuşmacısı olan DEÜ Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Çalıkoğlu, güneş ışınlarının insan biyolojisi üzerindeki paradoksal etkilerini detaylandırdı. Güneşin psikolojik esenlik ve D vitamini sentezi için vazgeçilmez bir enerji kaynağı olduğunu hatırlatan Çalıkoğlu, madalyonun diğer yüzündeki tehlikelere dikkat çekti. Kontrolsüz maruziyetin deri yaşlanması, kalıcı lekeler ve daha da önemlisi kanser riskini tetiklediğini belirten profesör, Dünya Sağlık Örgütü’nün ultraviyole (UVA ve UVB) ışınlarını doğrudan kanserojen kategorisinde sınıflandırdığının altını çizdi.
Doğru güneş koruyucu seçiminde bilimsel kriterler
Cilt sağlığını korumak adına kullanılan ürünler hakkındaki bilgi kirliliğine de değinen Prof. Dr. Emel Çalıkoğlu, ideal bir güneş koruyucunun taşıması gereken standartları paylaştı. Ürünlerin sadece yanıklara karşı değil, derin doku hasarına yol açan UVA ışınlarına karşı da "geniş spektrumlu" koruma sağlaması gerektiğini vurgulayan Çalıkoğlu, en az 30 koruma faktörlü (SPF) ürünlerin tercih edilmesini önerdi. Özellikle içerik listesinde oksibenzon gibi kimyasallar bulunan ürünlerden ve solunum yoluyla vücuda alınma riski taşıyan sprey formundaki koruyuculardan uzak durulması gerektiği konusunda katılımcıları uyardı.
Hassas gruplar için özel korunma protokolleri
Güneşten korunmanın yaş ve sağlık durumuna göre değişkenlik göstermesi gerektiğini belirten Çalıkoğlu, risk grupları için hayati tavsiyelerde bulundu. Altı aydan küçük bebeklerin cildinin kimyasal koruyucular için uygun olmadığını, bu yaş grubunda fiziksel bariyerlerin (uzun kollu kıyafetler, şapka vb.) öncelenmesi gerektiğini ifade etti. Gebeler ve yaşlıların da benzer bir hassasiyetle hareket etmesi gerektiğini hatırlatan Çalıkoğlu, sprey formlu ürünlerin çocuklar için kesinlikle uygun olmadığını yineledi. İnteraktif soru-cevap bölümüyle zenginleşen etkinlik, Prof. Dr. Dündar Yener'in Prof. Dr. Emel Çalıkoğlu'na teşekkür belgesi takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle başarılı bir şekilde tamamlandı.