İZMİR HABERLERİ

Emekli Kurmay Albay İbrahim Arslan: "İran’daki krizin kökü 1979’daki ABD kopuşunda!"

Son Mühür TV’de yayınlanan Hayatın Nabzı programına konuk olan Doç. Dr. Emekli Kurmay Albay İbrahim Arslan, İran’daki protestoların arka planında 1979 İslam Devrimi sonrası ABD ile kopan ilişkiler, nükleer programın geldiği nokta ve etnik dengelerin bulunduğunu söyledi.

Abone Ol

Son Mühür/ Merve Turan- Son Mühür TV’de yayınlanan Hayatın Nabzı programına konuk olan Doç. Dr. Emekli Kurmay Albay İbrahim Arslan, İran’daki protestoları, nükleer çalışmaların geldiği noktayı ve yaşananların Türkiye’ye olası yansımalarını kapsamlı bir çerçevede değerlendirdi.

Programda Kemal Kamburoğlu’nun sorularını yanıtlayan Arslan, İran’daki gelişmelerin yalnızca ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarıyla açıklanamayacağını vurguladı.

Arslan, “1979 İslam Devrimi’nden sonra İran’ın ABD ile iş birliğini kesmesi, yaklaşık yarım yüzyıldır süren sorunlar zincirinin temelini oluşturdu. Bugün yaşananların arka planında bu kopuş yatıyor” dedi.

Nükleer sürecin temelleri 1957’ye uzanıyor

Arslan, İran’ın nükleer çalışmalarının 1957 yılında ABD’nin Sovyetler Birliği’nin bölgedeki etkisini sınırlamak amacıyla verdiği destekle başladığını hatırlattı.

1979 Devrimi sonrasında Humeyni’nin “nükleer silah dinen caiz değildir” açıklamasıyla çalışmaların bir süre yavaşladığını ifade eden Arslan, İran-Irak Savaşı’nın ise Tahran için bir dönüm noktası olduğunu belirtti.

1989’dan itibaren İran’ın Rusya ile kapsamlı ekonomik, ticari ve bilimsel iş birlikleri yaptığını aktaran Arslan, bu süreçte nükleer çalışmaların Moskova tarafından yeniden desteklenmeye başladığını söyledi.

Uranyum zenginleştirmede kritik eşik

Barışçıl amaçlarla yapılan nükleer çalışmalar ile silah üretimine yönelik çalışmaların birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Arslan, uranyumun yüzde 20’ye kadar zenginleştirilmesinin araştırma amaçlı kabul edilebildiğini, ancak yüzde 80 ve üzerinin silah üretimi anlamına geldiğini söyledi.

İran’ın şu anda yüzde 60 seviyesinde uranyum zenginleştirdiğini belirten Arslan, bunun uluslararası kamuoyunda ciddi endişelere yol açtığını ifade etti.

İran çok etnikli bir yapıya sahip

İran nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ının Farslardan oluştuğunu belirten Arslan, ülkede Türkler, Kürtler, Araplar ve Beluçların da önemli bir nüfusa sahip olduğunu söyledi.

2014 yılında İranlı yetkililerin yaptığı açıklamalara atıfta bulunan Arslan, ülkede 30 ila 40 milyon arasında Türk nüfus bulunduğunu ve Türklerin Farslardan sonra en büyük topluluk olduğunu vurguladı.

Kürt bölgeleri tarihsel olarak hassas

Sanandaj ve Kirmanşah çevresinde yaşanan hareketliliğe dikkat çeken Arslan, bu bölgelerin 1946’da kurulan ve kısa ömürlü olan Mahabad Cumhuriyeti nedeniyle tarihsel açıdan hassas bir konumda bulunduğunu hatırlattı.

“Yaptırımlar rejimi değil, halkı birleştirir”

ABD’nin yaptırımlar yoluyla rejimi değiştirme beklentisinin gerçekçi olmadığını dile getiren Arslan, “İran halkı mevcut yönetimden memnun olmayabilir ancak dış müdahaleye de sıcak bakmıyor. Böyle durumlarda halk bayrak altında birleşir” değerlendirmesinde bulundu.

Velayet-i fakih sistemi sorgulanıyor

İran’daki yönetim modelinin Şii inancındaki velayet-i fakih anlayışına dayandığını hatırlatan Arslan, 87 yaşındaki Ali Hamaney’in 37 yıldır iktidarda olduğunu belirtti.

Devrim Muhafızları’nın İran ekonomisinde üçüncü büyük güç konumuna geldiğini söyleyen Arslan, sistemin kendi içinde ciddi bir sorgulama sürecine girdiğini ifade etti.

Pezeşkiyan yorumu

Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın halkla daha yakın bir profil çizdiğini dile getiren Arslan, Pezeşkiyan’ın Türkiye ile ilişkiler açısından daha yapıcı bir zemine işaret ettiğini söyledi.

Türkiye için en kritik başlık İran’ın bütünlüğü

Arslan, Türkiye açısından en hayati konunun İran’ın toprak bütünlüğünün korunması olduğunu söyledi. “İran’ın parçalanması, Türkiye’nin doğu ve güney sınırlarında yeni güvenlik riskleri doğurur.

Bu durum Türkiye’yi doğrudan etkiler” diyen Arslan, Tahran’ın ABD ve İsrail etkisine girmesinin bölgesel dengeleri sarsacağını vurguladı.

Rusya faktörü göz ardı edilemez

Rusya’nın İran’da bir rejim değişikliğine izin vermeyeceğini belirten Arslan, Moskova için Kuzey-Güney ticaret koridorunun hayati önemde olduğunu hatırlattı.

Arslan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “Rusya dostlarını yolda bırakmaz” sözünü anımsatarak, İran dosyasında Rusya’nın belirleyici bir aktör olduğunu ifade etti.